Fourever You’nun sonunda ilk sezonu bitirdim ve ikiye başladım, yorumuma gelirsek..; Dizi ne yapmak istediğini biliyor ama nasıl yapacağını bazen unutuyor. Mesela Ter ve Hill’in hikâyesinde bunu çok net gördüm. İlk başta aralarındaki gerilim fena değildi ama sonra aynı tartışma–aynı…devamıFourever You’nun sonunda ilk sezonu bitirdim ve ikiye başladım, yorumuma gelirsek..;
Dizi ne yapmak istediğini biliyor ama nasıl yapacağını bazen unutuyor. Mesela Ter ve Hill’in hikâyesinde bunu çok net gördüm. İlk başta aralarındaki gerilim fena değildi ama sonra aynı tartışma–aynı bakış–aynı sessizlik döngüsüne girildi. Özellikle birkaç bölüm üst üste neredeyse aynı sahneleri izledik; konuşmadan bakışmalar, yarım bırakılan cümleler.. Bir noktadan sonra bu “duygusal” olmaktan çıkıp düzleşti. İzlerken “tamam, yine mi buradayız?” hissi oluştu bende.
(Bu arada iki oyuncuyuda ayrı ayrı çok seviyorum ama burada maalesef..)
North ve Johan tarafı ise dizinin gerçekten nefes aldığı yerdi. İlk başlarda aralarındaki o mesafeli hâl, küçük laf sokmalar ve yavaş yavaş kurulan bağ çok daha gerçek hissettirdi. Özellikle birlikte sessiz kaldıkları sahneler — hiçbir şey söylemeden yan yana durdukları anlar — dizinin en güçlü anlarıydı. Orada abartı yoktu ama duygu vardı. O yüzden onların sahneleri geldiğinde dizi bir anda toparlanmış gibi hissettirdi.
Duygusal olarak beni en çok vuran kısımlar Fah ve Phoon’un hikâyesiydi. Özellikle geçmişlerine dair anlatılanlar.. O an resmen kalbime oturdu. Dizi genelde duyguyu hızlı geçirirken, bu sahnelerde tempo yavaşladı ve tam olması gerektiği gibi hissettirdi. Orası gerçekten ağırdı ama yerinde ve etkiliydi.
Kısaca: Fourever You başta biraz dalgalı ama sonunda güzel bir ritim yakalıyor. North & Johan ve Fah & Phoon sahneleri olmasa muhtemelen o kadar bağlanamazdım, ama dizinin en iyi yaptığı şey, baştaki zayıf bölümlerden sonra kendini toparlaması.
Umarım ki devam eden bölümlerde bu güzelliği bozmazlar..
__________________________________
Fourever You'nun ikinci sezonunu da bitirdim ve ilk sezonun sonunda dediğim gibi... neyse ki bozmadılar. 🥹
İlk söyleyeceğim şey şu; her ne kadar tam bir green flag olsa da Fah benim favori karakterim olamadı. 😭 Evet çok tatlıydı, çok olgundu ama ben Arthit'i daha çok sevdim. Bilmiyorum ya, bana daha yakın hissettirdi. Daha doğal geldi. Zaten dürüst olmak gerekirse bu diziye başlama sebebim de Arthit ve Dao'ydu. 😭 "Şunları izleyeyim" diye başlamışken kendimi bütün diziyi bitirmiş buldum.
The Sun from Another Star kısmına gelirsek... benim için ikinci sezonun en güçlü kısmı kesinlikle buydu. Kimya, duygu, tempo... her şey yerli yerindeydi. Tek kusuru gerçekten daha fazla bölümünün olmaması. O kadar güzel akıyodu ki hikâye tam alışmışken bitiverdi. Bir iki bölüm daha izlesem zerre sıkılmazdım.
Sonra Nao ve Tiger kaldı. Açıkçası ilk başta onları izlemeyi bile düşünmüyodum. 😭 "Tamam başladık artık bitirelim" kafasıyla açtım ama beklediğimden daha çok sevdim. Arthit & Dao'nun yerini tutmadılar tabii ama düşündüğüm kadar da ilgimi kaybetmediler.
Bence asıl problem hikâyenin kendisi değildi. Sürekli geçmişe dönmeleriydi. Bir yerden sonra "tamam anladık ortaokulda ne yaşandığını, biraz günümüze dönelim artık" dedim kendi kendime. 😭 Hele ki iki çifti aynı anda işliyosan bence ilişkiyi bu kadar finale bırakmamak gerekiyodu. Kissler, sevgililik, ilişkinin oturması... her şeyi son iki bölüme sıkıştırınca ister istemez o beklediğin tatmini tam alamıyosun. Biraz daha dengeli dağıtılsa çok daha güzel olurmuş.
Bir de final... 🥹 Bence kesinlikle bir bölüm daha hak ediyodu bu dizi. Böyle bütün castın tekrar bir araya geldiği, herkesin mutlu olduğu, ufak ufak neler yaptıklarını gördüğümüz bi kapanış bölümü isterdim. Final kötü değildi ama bana biraz erken bitmiş gibi hissettirdi. "Eee bu kadar mıydı?" dedim resmen.
Genel olarak ikinci sezonu ilk sezondan daha çok sevdim diyebilirim. İlk sezonda dizi bazen ne anlatmak istediğini arıyomuş gibi hissettiriyodu. Burada ise daha oturmuştu. Hâlâ tempo konusunda tökezlediği yerler vardı ama karakterlerin enerjisi o açığı kapatmayı başardı bence. Sonuç olarak... iyi ki başlamışım diyorum. Sadece biraz daha uzun olsaymış keşke. 🥹🤍