Spoiler içeriyor
"– Neden geç kaldın? Okula geç gidersem bana ceza verecekler. – Ayakkabılarımı sen kaybettin. Suçlu sensin. Babama diyeceğim. – Tamam de. Ama fakir olduğunu ve sana başka bir ayakkabı alamadığı zaman üzüleceğini de bil!" ●İnternette İzdaham dergisinde filme dair şöyle…devamı"– Neden geç kaldın? Okula geç gidersem bana ceza verecekler.
– Ayakkabılarımı sen kaybettin. Suçlu sensin. Babama diyeceğim.
– Tamam de. Ama fakir olduğunu ve sana başka bir ayakkabı alamadığı zaman üzüleceğini de bil!"
●İnternette İzdaham dergisinde filme dair şöyle bir yazıya denk geldim. Yazının beni en çok etkileyen bu kısmını buraya bırakmak istedim:
Tek ayakkabı ile okumanın zorluklarını görürüz, yitirdiği pembe ayakkabılarını çok özleyen, onları düşündükçe için için ağlayıp duran Zehra’nın öğlen saatlerinde koşup eve gelerek abisine ayakkabıları teslim etmesi eve terlikle dönmesi… Ardından Ali’nin koşa koşa okula yetişme çabası… Ali’nin okul duvarına asılan sürpriz bir duyuruyu okumasına kadar da iki kardeş ayakkabıyı beraber kullanmaya devam eder. Ali okulda düzenlenen koşu yarışmasına katılmaya karar vermiştir, çünkü üçüncü olana verilecek ödül, ayakkabıdır. Bütün gayretiyle üçüncü olmaya çalışan Ali, kıl payı üçüncülüğü kaçırarak(!) birinci olur. Sanki makam olarak, Ali’nin filmin başından itibarenki doğru duruşuna, sabrına, tevekkülüne, teslimiyetine yakışan makam, üçüncülük değil birincilik olarak takdir edilmiştir ötelerde. Sonuçta zafer kazanmış gibi görünse de ayakkabıları alamadığı için çok üzülmüştür. Ayakkabıları kaybolduktan sonra, okula yetişmek için hızla koşan iki kardeşin geçtiği sokaklarda duvarda “Zamanın Sahibi” yazılıdır. Evet bu durumu yaratan da O’dur, zamanı yaratan da. Ali, her ne kadar zamana karşı koşuyor gibi görünse de, O’nun çizdiği caddede, yine O’nun belirlediği zaman içerisinde koşuyordur. Aslında insanın bu dünyadaki ömrünün, zamanın içinde geçireceği belli bir süreyi doldurmasından ibaret olduğunu, her şeyin bir sonu olduğunun özü anlatılır bu sahnede. Ali zamana karşı koşmalarının sonucunda, Allah’ın lütfüyle koşu yarışmasında birinci olur. Allah, ihlâsla yapılan her davranışın, her ibadetin karşılığını verecektir…
Taziye geleneğinin önemli olduğunu bildiğimiz İran’da, Ali’nin, babasıyla gittiği bir taziye esnasında; camiye girenlerin ayakkabılarını düzeltme sahnesi, en başta da belirttiğimiz gibi doğu ile batı sinema anlayışlarını ortaya oyan örneklerden. Düşünün, bir ayakkabıya ihtiyacınız var ve elinizin altında onlarca ayakkabı var. Seyirci olarak; küçük yaşta olmalarına karşılık, büyük bir teslimiyete sahip olan bu iki kardeşten Ali’nin; o ayakkabılara içinde oldukları şartlar ne kadar zor olsa da çalmak için elinin uzanmayacağını biliyorsunuz. Çünkü çalabileceğini aklınızdan bile geçirmiyorsunuz; Ali’yle o kadar özdeşleşmişsiniz… Batılı anlayıştaki, zor şartların o çocuğa o ayakkabıyı çaldıracağını bildiğiniz kadar, Ali’nin çalmayacağından eminsiniz. Çünkü fıtrat dili, sizi o noktada sımsıkı tutar ve eşya ile kardeş olmaya çağırır.
Ayaklar ve Balıklar…
Filmin son sahnesinde Ali eve gelip perişan olan ayaklarını bahçedeki havuzun içine bırakır. O ayaklar, kız kardeşini mutlu etmek için koşmuş, çok yorulmuşlardır. Havuzdaki balıklar ayaklarının çevresine gelerek dönmeye başlarlar. Manevi yükselişle kemale eren ‘ayaklar’ın vermiş olduğu mücadele sonucunda, ayakların çevresinde balıklar adeta tavaf eder. Cennete gireceklerin Kevser Havuzu’nun başında toplanacaklarıyla ilgili ayetler, hadisler gelir insanın gözünün önüne. Mecidi’nin ifadesiyle; “Ayaklar sanki kemale eriyor ve balıklar onun etrafında tavaf ediyorlar; yerden göğe bir yükseliş; fakirliğe rağmen yapılan manevi yolculuk ve manevi yükseliş…” Ali’nin verdiği mücadelenin mükâfatının tezahürü olan bu sahne, kâinattaki her şeyin aslında tavaf halinde olduğu, insanın da yaratıcıyla bu şekilde irtibat kurması gerektiği hakkında izleyiciyi tefekküre yönlendirir.