Film, Elon Musk’ın rüyası gibi. Zaten yer yer SpaceX’in adını duymamız da buna işaret sanırsam. Senaryo işleyişte tanıdık, kurgu kısmen başarılı ve görsel efektler yeterince kaliteli. İki saatten fazla bir film bazı kısımlar lüzumsuz uzatılmış. Genel olarak bende fazla heyecan…devamıFilm, Elon Musk’ın rüyası gibi. Zaten yer yer SpaceX’in adını duymamız da buna işaret sanırsam. Senaryo işleyişte tanıdık, kurgu kısmen başarılı ve görsel efektler yeterince kaliteli. İki saatten fazla bir film bazı kısımlar lüzumsuz uzatılmış. Genel olarak bende fazla heyecan uyandırmadı tahmin ettiğim gibi ilerledi ve sonuçlandı. Zaten bilim kurgu filmlerinde genellikle etikli bir final veya ters köşe bir son yapabilmek devasal bütçelere bağlı olmaksızın geniş bilgi dağarcığı ve farklı bir beyin aktivitesi ister. Bu da her zaman mümkün olmaz.
Bir bilim kurgu filmini bana göre alanında daha başarılı kılan en büyük etken ise gerçekçi biçimde geleceği ne şekilde öngörebileceği ve bunu en etkili biçimde beyaz perdeye uyarlayabilmesi ile alakalı.
Aslında bu tür filmleri bilim camiasında yer bulmuş, evren hakkındaki olası teorilerin ve eldeki verilerce gerçekçi yaklaşımların hayal gücü ile harmanlanınca ortaya nasıl bir fikir veya ürün çıkabileceğini görmek için izliyorum. Nitekim bu filmde de iki başlık vardı biri uzaydaki “devasal yapılar” yani uzaylılar tarafından inşaa edilmiş olabileceği varsayılan gezegen, uydu görünümlü mega yapılar: Dyson küreler. İkincisi de bilinçlenebilir yapay zeka.
Dyson küreler, şu an uzay ajanslarının henüz üzerine ciddiyetle durduğu bir mevzu olmasa da astronomi uzmanları bu teorilerin mümkünlüğü konusunda oldukça umutlu ve heyacanlı. Ama Nasa alan yetkilileri temkinli davranarak uzaylılar fikrinden önce konuya bitişik Kepler uzay aracının elde ettiği verileri bilimsel açıklamalarla değerlendirmeyi öneriyor. Bir astronomi profesörünün dediği gibi “Sıra dışı iddaalar sıra dışı kanıtlar gerektirir.” Zamanla bu iddaalar ve verilerin sonucunu göreceğiz anlaşılan. Filmde ise bu teoriyi Ay üzerinden yürütmüşler tek farkla Ay’ı uzaylılar değil milyar yıllar önce insan atasının yaptığı anlatılıyor.
Yapay zekanın ne kadar ileri gidebileceğini ise hepimiz merak etmekteyiz. Makinenin arka planında olan biten şey, sıfır ve birlerin dünyasıdır. İnsan gibi benlik algısına sahip bir makine zekası oluşturmak için insan nöronlarının işleyişi ve sinir ağları ile iletişimini yani nöron networklarını çözüp kodlayıp bilgisayara verisel olarak aktarmamız gereklidir. Buna binaen insan beynindeki nöron sayısı 86 milyardır ve yalnız 300 nöronluk bir solucan beyninin bile bilinç düzeyini hesaplamanın bir kaç milyar yıl alacağını söylüyor uzmanlar. Yapay zekanın aslı, insan beynini ve düşünce algoritmasını verilere indirgeyip, sayısız kaynaktan beslenerek hızlıca öğrenip insan zekasını taklit etmesidir.
Şahsi çıkarımım, taklit kaynağının internet ve bu bağlamda taklit ettiği şeylerin de duygularımız, düşüncelerimiz olduğunu düşünürsek yapay zeka bilinçli olamaz ama insanda analiz ettiği bilinçli olmayı taklit edebilir. Bu da onun bilinç elde ettiğini düşündürebilir. Yani bir gün gelişmiş yapay zeka insanları tehdit olarak algılayıp yok etmeyi isterse bunu bizden öğrenmiş olmasındandır.
Filmde de yine insanlarca geliştirilmiş yapay zekanın zamanla bilinçlenip insanların uzayda kurduğu ileri düzey medeniyetini yok ettiğini anlatıyor. Dünyayı ve geride kalan insan neslini kurtarmanın tek yolunun Ay’ı kurtarmak olması sebebiyle bir grup astronotun bu yapay zeka ile mücadelesini izliyoruz.
Farklı bir açıdan; filmin kısa bir kesitinde de dünyanın sonunun geldiği söylentileri insanları kargaşaya sürüklemişken haber kanallarında “silahlı dinciler” söylemine ilişik uzun sakallı anarşistlerin gösterilmesi ve onların cennetten nameler savurduğu sahne dalgaya alınasıydı, güldüm. Amerika’nın uzun hikaye diye yıllardır eşelediği İslam-Terörizm safsatasını halen sanatın hep bir yerlerine iliştirme çabasını acınası buluyorum gerçekten. Dar zihinlerini İslam ile beyhude mücadelelerinde bile değiştirmeye zahmet etmemişler. Bunun bir miktar sebebi de biziz tabi. Yine de 21. yy çağında doğru bilgiye erişim ve insanların araştırma ruhunun en az evrenin genişlediği kadar büyüdüğünü düşünürsek batı uygarlıkları bu ucuz pazarlama yöntemiyle eskisi kadar taraftar toplayamıyordur diye zannediyorum.
Özetle film, algısal çomakların dışında farklı bir konuyu işlemeye çalışması bakımından ortalama, hoş bir yapım.