🏴 Kitap, dünyamızda en çok Kuzey Kore’nin yönetiliş biçimine benzetebileceğim kurgulanmış bir sistem üzerinde dönüyor. Abartılı veya gerçeklik payı bulunan her unsuru aynı zamanda bir metafor. Herkesin her hareketinin izlendiği, düşünmenin yasak olduğu, düşünmeyi sistemin istediği üzerine şekillendirmeye yarayan: İnsana…devamı🏴 Kitap, dünyamızda en çok Kuzey Kore’nin yönetiliş biçimine benzetebileceğim kurgulanmış bir sistem üzerinde dönüyor.
Abartılı veya gerçeklik payı bulunan her unsuru aynı zamanda bir metafor. Herkesin her hareketinin izlendiği, düşünmenin yasak olduğu, düşünmeyi sistemin istediği üzerine şekillendirmeye yarayan: İnsana kendi kafasında bildiğini çürütecek ‘çiftdüşün’ yönteminin oluşturulduğu, bunu kullanamayanların ‘düşünce polisleri’ tarafından yakalandığı bir dünya.
Ve tüm bunların gölgesinde, kendi gibi birilerinin arayışı içerisinde bulunan ve düşünmekle başkaldıran bir ana karakter.
Sonu dahil bütün parçaları insana bir mesaj iletmek niyetinde yazılmış bir kitap bana göre.
Rejimleri eleştirisi nedeniyle, ABD, İngiltere, Çin ve Sovyetler Birliği tarafından yasaklanmış. 8 Haziran 1949 yılında yayımlanmış olan bu distopik roman ve daha geçmişte yazılmış geleceği tahmin eden romanlar nasıl bir öngörünün tasviri bilmiyorum ama etkileyiciler. Belki de hepimiz, etrafımızın karanlığının, geleceğe yönelik neler inşa edebileceğine dair fikirlere kapılıyoruz. Ama bunu ustaca yapanlar var.
Bu kitap da örneklerinden.
Bu manipülatif, baskıcı sistem eleştirisinin daha geniş çerçevedeki halini gördüm ben okurken. Örneğin, kitaplar için bir ‘dünya klasikleri’ kavramı mevcuttur. Raflarda ‘en çok satanlar’ öne çıkar. Sanki neyi okumamız gerektiğine bile birileri karar veriyormuş gibi. Elbette dünya genelinde hangi şey en çok tüketilirse tüketilsin, bu onun değerinden bir şey eksiltmez. Eğer değerliyse değerlidir. Aynı bu kitap gibi. Ama bazen dönüp bakmadıklarımız, yönlendirildiklerimizden daha değerli olabilir sanırım. Çünkü artık dünyada her şeyin bir etiketi var ve bu sanki toplumsal bir manipülasyon gibi bize aşılanıyor. Belki ben sen aynı kitapların, belirlenmiş kavramların altında şekillensek ve bu durum bir sorun teşkil etmeyecek olsa bile, elbette uyanması istenmeyen zihinler vardır. Uyanması tehlike teşkil eden, aydın ve cesaretli zihinler.
Mesela kitap, rejimleri, sistemleri eleştirir ve sorgularken, ben, onu okumam sonucunda beni onu okumaya iteni; ve anlamlı olduğunu bilmeme rağmen neden en ünlü kitaplar arasında olduğunu sorguladım.
Müthiş bir paradoks...
Bana sorgula diyeni bile sorgulamayacaksam, manipülenin doğasını öğrenmemin manası nedir değil mi?
“En amansız düşman insanın kendi öfkesi, diye düşündü.”
“Winston’a öyle geldi ki, gerginlik anlarında insan hiçbir zaman bir dış düşmanla değil, hep kendi bedeniyle savaşmaktaydı.”
“Winston, onunla konuşurken, inanç bütünlüğünün ne anlama geldiği anlaşılmadan, inanç bütünlüğünü sunmanın ne kadar kolay olduğunu fark etti. Bir bakıma, Parti’nin dünya görüşü, en başarılı şekilde, onu anlamayan insanlara kolayca benimsetiliyordu. Gerçeğin en çirkin şekilde bozulması onlara kabul ettirilebiliyordu çünkü kendilerinden istenilenin büyüklüğünü hiçbir zaman tam olarak kavrayamıyorlardı ve neler olduğunun farkına varacak kadar toplumsal olaylarla yeterince ilgilenmiyorlardı. Anlayış noksanlığı sayesinde aklı başında kalıyorlardı. Sadece her şeyi yutuyorlar, yuttukları kendilerine zarar vermiyordu.”
“Dünyadaki hiçbir şey fiziksel acı kadar kötü değildir.”
🐀
Bir farenin ve acının, insanın inşa ettiği bütün bilinçli, ilimli, saygın duvarlarını alaşağı edip onu olabilecek en alt noktaya düşürebilmesi, ayaklar altına alabilmesi ne acı değil mi? Tüm ahlaki değerlerin ve yeri geldiğinde bizim yegane koruyucularımız olarak gördüğümüz ideallerimizin, ilkelerimizin, inançlarımızın; amaçlarımızın tek kalemde silinebilmesi.
Ve hiç akletmemişiz gibi,
bizi sadece nefes alan bir canlıya dönüştürebilmesi, ne tuhaf değil mi?