Spoiler içeriyor
Beklemek. Koca bir ömür, neyi beklediğini bilmeden sürdürdüğün arayış. Ve hiç gelmeyeni beklemek de çoğumuzun yazgısı. Okurken “Ne okuyorum ben?” diye sorguluyorsunuz; çünkü bir şeyler sürekli olarak tekrar ediyor ve bir anlam bütünlüğü kurmanız mümkün olmuyor. Ama karakterlerin hareketlerini biraz…devamıBeklemek.
Koca bir ömür, neyi beklediğini bilmeden sürdürdüğün arayış.
Ve hiç gelmeyeni beklemek de çoğumuzun yazgısı.
Okurken “Ne okuyorum ben?” diye sorguluyorsunuz; çünkü bir şeyler sürekli olarak tekrar ediyor ve bir anlam bütünlüğü kurmanız mümkün olmuyor. Ama karakterlerin hareketlerini biraz incelediğiniz zaman Vladimir’in geçmişte yaşayan, Estragon’un ise geçmişini silip bugününe odaklanan karakterler olduğunu görüyorsunuz. İkisi de bu davranışları dolayısıyla bir bütünü oluşturan temel iki öğeyi temsil ediyor.
Bu trajikomik tiyatroda Pozzo benim nezdimde insanlığın temsiliyken, Lucky bir anda her şeyi yüklenen ve zaman içerisinde yaşamı bir alışkanlığa dönüştüren insanların temsilidir.
Pozzo tam anlamıyla diğer karakterlere göre keskin bir davranış yapısına sahip değil; bir öyle, bir böyle davranıyor. Sürekli bir tutarsızlık mevcut. Bu hâliyle, hayatımız boyunca bir süreliğine bize eşlik eden insanların genel profili izlenimini oluşturdu bende. Ayrıca sürekli olarak Lucky’yi ezmesi, ona hakaret etmesi ve bunu “Zamanında bana çok acı çektirdi.” diyerek aklamaya çalışması, günümüz manipülatif kişiliklerinin birebir örneği olduğunu düşündürmedi değil.
Vladimir ve Estragon arasındaki ilişki de çok çarpıcıydı. Sürekli olarak ayrılmaktan bahsedip bir türlü birbirlerinden kopamıyorlar. Sanki artık bir şeyler onları birbirine bağlamış gibi. Alenen bulundukları ilişki kendilerine iyi gelmiyor ama ne olursa olsun yine bir olmayı seçiyorlar. Sevgileri bir duygudan ziyade artık bir alışkanlığa dönüşmüş durumda.
Bir diğer nokta ise Vladimir ve Estragon arasındaki ilişkiyi, felsefedeki diyalektik materyalizme benzetmem. Birbirinin zıttı olan iki şeyin, günün sonunda bir bütünü oluşturması gibi. Gün kavramını metafor olarak ele alırsak Vladimir burada geceyi, Estragon ise gündüzü sembolize ediyor gibiydi. Çünkü biri geçmişe tutunup karanlığa yönelmeyi seçerken, diğeri tamamen aydınlığa yönelip karanlığı reddediyor. Ama işin sonunda ikisi de birbirinden ayrılmaz bir bütün hâline geliyor.
Hayat içerisinde sürekli olarak bir şeyleri bekliyoruz ve komik kısmı da şu ki neyi beklediğimizden bihaber yaşıyoruz. Kitapta tam olarak bundan bahsediyor aslında; ademoğlu her daim bir bekleyiş içerisinde. Ve bu bekleyiş süresince o “beklenenin” size ulaşmasındaki en büyük etken yine sizlersiniz. O süreç boyunca yaptığınız şeyler; kendinize yönelik ya da çevrenize yönelik fark etmeksizin, sizi o beklenene götüren küçük adımlardır.
Bunu kitapla bağdaştırırsak eğer, Vladimir’in yanına çocuk geldiği zaman Godot’ya kendisi gitmeyi seçmeyip onun gelmesini beklediğini görüyoruz. Hâlbuki bir şansı vardı. Bir hiç uğruna beklemektense, beklediğine gitmek varken bu şansı tamamen elinin tersiyle itti.
Her kaderde beklenene gidecek bir yol yoktur, lakin yolu oluşturmak yine sizlerin elindedir.
Ve sanırım Godot biraz da umudun kendisiydi. Çünkü her bekleyiş, içerisinde mutlaka küçük de olsa bir umut barındırır.
Günü gelince “Çok geçti.” diye düşünmektense bugün, yanlış da olsa bir şeyler deneyip neyi bekleyip beklemediğinizi öğrenmek daha evladır. Pek tabii bu durum kişiden kişiye farklılık gösterir.
Sağlıcakla kalın
@spleendevivre önerisi ile okumuştum, kesinkes sizlerinde okumasını öneriyorum.
★Seni hiç terk ettim mi ben?
Gitmeme izin verdin.