Spoiler içeriyor
★ daha o gün anlamalıydım benim sana erken senin bana geç kaldığını ★ acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca. ★bir düşte karşılaşmıştık, bir düşte kaybolduk • ben sende bütün…devamı★ daha o gün anlamalıydım
benim sana erken
senin bana geç kaldığını
★ acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca.
★bir düşte karşılaşmıştık, bir düşte kaybolduk
• ben sende bütün aşklarımı temize çektim
anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
bütün kazananlar gibi terk ettin
• çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
• gittin. şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
• ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz
★ zaman
alır sizden bunların yükünü
o boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar dibe çöker. hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. bir
yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
o boşluk doldu sanırsınız
oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir
• her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır
• aşk...bitti. soldu şiir.
• birbirimizi yaralarından tanıdık
★ acı çekecek yerlerimi yok etmeden
acıyla baş etmeyi öğrendim
Spoiler içeriyor
★ aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine adımı aşkın üstüne kendim yazarım. ★ şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi taşınacak suyu göster, kırılacak odunu kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin • sonra ayrılıklar…devamı★ aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine
adımı aşkın üstüne kendim yazarım.
★ şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
• sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz:
bize ait olan ne kadar uzakta!
• dinleyin bendeki kırgın ikindiyi
• ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
★ halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi
• yazgım
kendi avcumda seyretmek kırgın aksimi.
gençtim ya, ne farkeder deyip geçerdim
(...)
bilmeden farkı istemişim.
• başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla
• yaşamak çarpısı derlerdi buna, yaşamak çarpıntısı.
ne acelemiz vardı? Kime kavuşacaktık?
• terk ediş uyandırmıyor gidişi
bir kalış sunmuyor durduğu zaman.
• gitti deriz
ölenler için
yalnız yaşayanların işidir
yola çıkmak, yolu kat etmek.
• bir Yusuf, bir şivekar
anlamı yoktu artık ayrı hayatlarının
• yalnız arayan bilir acımasını
aramamak acımamak demektir
• dertli gönül neymiş
gönüle dert neden düşermiş
• kavuşmak
denir mi
hep bir arada bulunmaya?
★ sızıyı gideren su.
suyun sızladığını kimseler bilmez.
• cinler gibi kan içmiyor insanlar
ama hepsi sülalece ilik emmede usta.
Spoiler içeriyor
• kalbim sanırım büyüyünce sokaklarda ağlayan biri olacak • ey aşk sen artık bazı şarkılar kadar yaralısın • kalbim! neden ben? bir tek aşk sözü söylememiş gibiyim. • aslında hiç istemiyorum ama ne yapsam rutubetim sözlere bulaşıyor • sevinçli bir…devamı• kalbim sanırım büyüyünce
sokaklarda ağlayan biri olacak
• ey aşk sen
artık bazı şarkılar kadar yaralısın
• kalbim! neden ben?
bir tek aşk sözü söylememiş gibiyim.
• aslında hiç istemiyorum ama
ne yapsam rutubetim sözlere bulaşıyor
• sevinçli bir kalp sevinçli bir çocuğa benzer ışıl;
koşmak ister,
salıncağa binmek ister...
• hayatımın üstünde imkansız kuşlar uçuyor
• kalbimi bıraktım yanıbaşıma
kanatlarımla hep böyle yalnız başıma
son şiirimide kaybettim
• ne tezatlı bir şey, ne tuhaf
ne tuhaf acıyla hiç konuşamamak
Şükrü Erbaş... Kederin, bekleyişin, özlemin şairi. Şiirlerini okurken bazen “Ne var bunda, ben de söylerim.” hissine kapılıyorsunuz. Lakin büyük bir yanılgıya ilk adımı attığınızin henüz farkında olmuyorsunuz. Kurduğu her cümlede, yazdığı her mısrada tek bir anlamdan ziyade birçok şeyi bir…devamıŞükrü Erbaş...
Kederin, bekleyişin, özlemin şairi.
Şiirlerini okurken bazen “Ne var bunda, ben de söylerim.” hissine kapılıyorsunuz. Lakin büyük bir yanılgıya ilk adımı attığınızin henüz farkında olmuyorsunuz. Kurduğu her cümlede, yazdığı her mısrada tek bir anlamdan ziyade birçok şeyi bir araya topluyor ve sizin, içinizde oluşturduğunuz dünyada ona anlam vermenizi bekliyor.
Daha önce üç kitabını okudum. İki tanesinde eşinden net bir şekilde “Ömür Hanım” diye bahsettiğini hatırlıyorum. Bu kitapta ise “Ömür Hanım diyorum sonrasında Hayal...” mısrası ile eşine seslenişinin değiştiğini görüyoruz. Ben bunu kendi nezdimde şu şekilde yorumladım:
“Ömür”, bir şeylerin daha somut, elle tutulur olmasını andırıyor; “hayal” ise tam tersini. Ondan geriye kalan her şey uçmuş, geriye yalnızca toz zerresi kadar anı kalmış gibi.
Bir şeylerin üzerinden zaman geçtikçe elinizdeki elle tutulur gerçekler gittikçe azalır; geriye birkaç hayal ve anı kalır. “Tam olarak hatırlıyorum.” deseniz bile, hatırladığınız aslında olanlar değil, hissettiklerinizdir. Bu nedenle Ömür Hanım, zamanla Hayal Hanım’a dönüşüyor gibi geliyor bana.
Pek tabii bunlar naçizane benim fikirlerim; herhangi bir dayanağı bulunmuyor.
Sağlıcakla kalın.
Spoiler içeriyor
Beklemek. Koca bir ömür, neyi beklediğini bilmeden sürdürdüğün arayış. Ve hiç gelmeyeni beklemek de çoğumuzun yazgısı. Okurken “Ne okuyorum ben?” diye sorguluyorsunuz; çünkü bir şeyler sürekli olarak tekrar ediyor ve bir anlam bütünlüğü kurmanız mümkün olmuyor. Ama karakterlerin hareketlerini biraz…devamıBeklemek.
Koca bir ömür, neyi beklediğini bilmeden sürdürdüğün arayış.
Ve hiç gelmeyeni beklemek de çoğumuzun yazgısı.
Okurken “Ne okuyorum ben?” diye sorguluyorsunuz; çünkü bir şeyler sürekli olarak tekrar ediyor ve bir anlam bütünlüğü kurmanız mümkün olmuyor. Ama karakterlerin hareketlerini biraz incelediğiniz zaman Vladimir’in geçmişte yaşayan, Estragon’un ise geçmişini silip bugününe odaklanan karakterler olduğunu görüyorsunuz. İkisi de bu davranışları dolayısıyla bir bütünü oluşturan temel iki öğeyi temsil ediyor.
Bu trajikomik tiyatroda Pozzo benim nezdimde insanlığın temsiliyken, Lucky bir anda her şeyi yüklenen ve zaman içerisinde yaşamı bir alışkanlığa dönüştüren insanların temsilidir.
Pozzo tam anlamıyla diğer karakterlere göre keskin bir davranış yapısına sahip değil; bir öyle, bir böyle davranıyor. Sürekli bir tutarsızlık mevcut. Bu hâliyle, hayatımız boyunca bir süreliğine bize eşlik eden insanların genel profili izlenimini oluşturdu bende. Ayrıca sürekli olarak Lucky’yi ezmesi, ona hakaret etmesi ve bunu “Zamanında bana çok acı çektirdi.” diyerek aklamaya çalışması, günümüz manipülatif kişiliklerinin birebir örneği olduğunu düşündürmedi değil.
Vladimir ve Estragon arasındaki ilişki de çok çarpıcıydı. Sürekli olarak ayrılmaktan bahsedip bir türlü birbirlerinden kopamıyorlar. Sanki artık bir şeyler onları birbirine bağlamış gibi. Alenen bulundukları ilişki kendilerine iyi gelmiyor ama ne olursa olsun yine bir olmayı seçiyorlar. Sevgileri bir duygudan ziyade artık bir alışkanlığa dönüşmüş durumda.
Bir diğer nokta ise Vladimir ve Estragon arasındaki ilişkiyi, felsefedeki diyalektik materyalizme benzetmem. Birbirinin zıttı olan iki şeyin, günün sonunda bir bütünü oluşturması gibi. Gün kavramını metafor olarak ele alırsak Vladimir burada geceyi, Estragon ise gündüzü sembolize ediyor gibiydi. Çünkü biri geçmişe tutunup karanlığa yönelmeyi seçerken, diğeri tamamen aydınlığa yönelip karanlığı reddediyor. Ama işin sonunda ikisi de birbirinden ayrılmaz bir bütün hâline geliyor.
Hayat içerisinde sürekli olarak bir şeyleri bekliyoruz ve komik kısmı da şu ki neyi beklediğimizden bihaber yaşıyoruz. Kitapta tam olarak bundan bahsediyor aslında; ademoğlu her daim bir bekleyiş içerisinde. Ve bu bekleyiş süresince o “beklenenin” size ulaşmasındaki en büyük etken yine sizlersiniz. O süreç boyunca yaptığınız şeyler; kendinize yönelik ya da çevrenize yönelik fark etmeksizin, sizi o beklenene götüren küçük adımlardır.
Bunu kitapla bağdaştırırsak eğer, Vladimir’in yanına çocuk geldiği zaman Godot’ya kendisi gitmeyi seçmeyip onun gelmesini beklediğini görüyoruz. Hâlbuki bir şansı vardı. Bir hiç uğruna beklemektense, beklediğine gitmek varken bu şansı tamamen elinin tersiyle itti.
Her kaderde beklenene gidecek bir yol yoktur, lakin yolu oluşturmak yine sizlerin elindedir.
Ve sanırım Godot biraz da umudun kendisiydi. Çünkü her bekleyiş, içerisinde mutlaka küçük de olsa bir umut barındırır.
Günü gelince “Çok geçti.” diye düşünmektense bugün, yanlış da olsa bir şeyler deneyip neyi bekleyip beklemediğinizi öğrenmek daha evladır. Pek tabii bu durum kişiden kişiye farklılık gösterir.
Sağlıcakla kalın
@spleendevivre önerisi ile okumuştum, kesinkes sizlerinde okumasını öneriyorum.
★Seni hiç terk ettim mi ben?
Gitmeme izin verdin.
Bazen farkına varıyorum bir şeyler bekliyorum ve bunu kendimden bile saklıyorum. Neyi beklediğim hakkında bir bilgim yok belki bir kişi belki bir mesaj ya da daha farklı bir şey bilmiyorum. Ama bekliyorum ve bu bekleyiş içten içe büyük bir yük.…devamıBazen farkına varıyorum bir şeyler bekliyorum ve bunu kendimden bile saklıyorum. Neyi beklediğim hakkında bir bilgim yok belki bir kişi belki bir mesaj ya da daha farklı bir şey bilmiyorum. Ama bekliyorum ve bu bekleyiş içten içe büyük bir yük. Ve sanirm bu yıllar boyu devam edecek çünkü beklenen hiçbir zaman gelmeyecek.
"sürekli bekleme halindeyim; bir mektubu, çalmayan bir telefonu, geç kalan birini bekliyorum hep; hiç huzurum kalmadı."
• bekleyecek vaktim kalmadi artık
'çünkü oğuz atay'ı da okudum. seni de tanıdım. diyebilirsin ki: "bir insanı fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin?" haklısın, belki de çok az... o zaman şöyle demeliyim: seni az tanıyorum. az. sen de fark ettin mi? "az" dediğin küçük…devamı'çünkü oğuz atay'ı da okudum.
seni de tanıdım. diyebilirsin ki: "bir insanı fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin?" haklısın, belki de çok az... o zaman şöyle demeliyim: seni az tanıyorum. az. sen de fark ettin mi? "az" dediğin küçük bir kelime. sadece a ve z. sadece iki harf. ama aralarında koca bir alfabe var. o alfabeyle yazılmış on binlerce kelime ve yüz binlerce cümle var. sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. biri başlangıç, diğeri son.
ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. yan yana gelip de birlikte okunmak için. aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. senin ve benim gibi. bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır. belki de az; hayat ve ölüm kadardır! belki de "seni az tanıyorum" demek, "seni kendimden çok biliyorum" demektir. blmesem de öğrenmek için her şeyi yaparım demektir. belki de az, her şey demektir.
ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir.'
• hakan günday | az
Bazen bir şeyler için heyecanlandir dururdum, artık o heyecanın bile bana ugramadigini fark ediyorum. İnsan öyle bir noktaya geliyor ki ihtimallerin heyecanı bile kendisin için bir şeyler ifade etmiyor. İşin garip tarafı, olan her şeye bir süre sonra alışıyoruz.