"Var olmak mı, yok olmak mı, bütün mesele bu!" ●Hamlet, yalnızca bir intikam hikâyesi değil; insanın aklıyla her şeye bakmasını ve düşüncenin pençesinde kendisiyle savaşmasını anlatır. Hamlet karakteri ile birlikte biz okuyucular da her şeye başka bir gözle ve anlamla…devamı"Var olmak mı, yok olmak mı, bütün mesele bu!"
●Hamlet, yalnızca bir intikam hikâyesi değil; insanın aklıyla her şeye bakmasını ve düşüncenin pençesinde kendisiyle savaşmasını anlatır. Hamlet karakteri ile birlikte biz okuyucular da her şeye başka bir gözle ve anlamla bakarız.
Danimarka prensi Hamlet’in babası ölür. Çok kısa süre sonra annesi Gertrude, Hamlet’in amcası Claudius ile evlenir. Bir gece Hamlet, babasının hayaletini görür ve hayalet ona Claudius’un kendisini öldürdüğünü söyler. Hamlet artık başka bir gözle bakar her şeye ve intikam ateşi ile hareket eder, öyle ki bu ateş gözlerini kör eder ve kendisini seven Ophelia'yı da göremez .
Hamlet edebiyat tarihindeki en “insan” karakterlerden biridir çünkü sürekli düşünür. Bir kahraman gibi doğrudan harekete geçmez. Şüphe eder, kendini sorgular, ölümü düşünür, ölenleri düşünür hayatın anlamını sorgular, insanlardan tiksinir ve onlara güvenemez.
Ama yine de hakikati bulmaya çalışır.
Bu yüzden Hamlet bazen güçlü görünürken bazen tamamen çökmüş gibidir.
En ünlü tiradı olan:
“To be, or not to be…”
yani: “Olmak ya da olmamak…”
aslında yalnızca intihar düşüncesi değildir.
İnsanın yaşamın acısına, sahteliğine ve geçiciliğine rağmen neden yaşamaya devam ettiğini sorgulamasıdır.
Oyunun her yerinde ölüm vardır:
Mezarlık sahnesi, kafatası, hayalet, cinayetler…
Özellikle Hamlet’in Yorick’in kafatasını tuttuğu sahne çok önemlidir.
Burada Hamlet şunu fark eder:
Soylu da olsan, kral da olsan, güzel de olsan, sonunda herkes bir kafatasına dönüşür ve ne acı ki bir gün ben de öyle olacağım diye düşünür.
Bu sahne oyunun en büyük kırılmalarından biridir çünkü Hamlet artık ölüm fikrini romantik değil, fiziksel ve gerçek biçimde görür. Ölüm apaçık bir gerçek olur onun için.
Hamlet deli gibi davranır ama çoğu zaman en bilinçli kişidir. (Bu kısım bana Oğuz Atay'ı ve onun karakterlerini, özellikle 'Tehlikeli Oyunlar'daki Hikmet karakterini hatırlattı ki zaten Oğuz Atay, Shakespeare'den çok etkilenmiştir)
Saray düzenli görünür ama içerisi çürüktür. (Dışarıdan göründüğü gibi değildir hiçbir şey, biraz da bunu gösterir bu eser.)
Bu yüzden oyunda tiyatro çok önemlidir. Hamlet’in oyunculara oyun oynatması boşuna değildir. Shakespeare adeta:
“Hayatın kendisi de bir sahne mi?”
sorusunu sorar.
Ophelia Meselesi
Ophelia oyunun en trajik karakterlerinden biridir. Hamlet’in öç alma meselesi ve sarayın çürümüşlüğü arasında ezilir.
Onun deliliği Hamlet’inkinden farklıdır:
Hamlet bilinçli biçimde delilik oynar,
Ophelia ise gerçekten parçalanır.
Suyla ilişkili ölüm sahnesi de çok semboliktir: Su arınmayı, teslimiyeti,
yok oluşu temsil eder.
Hamlet’in yaşadığı şeyler modern insanın krizine çok benziyor. Bugün de insanlar: Ne yapacağını bilemiyor, gerçeğe güvenemiyor, kendini yabancı hissediyor,
fazla düşünüyor, hayatın anlamını sorguluyor. (Oğuz Atay ve Dostoyevski karakterlerinde de hep bu vardır)
Bu yüzden Hamlet yalnızca bir prens değil; modern insanın zihni gibi okunabiliyor.
Hamlet’in dünyası: Sisli, soğuk, çürüyen,
karanlık bir dünya. Kaleler, mezarlar, gece sahneleri, hayaletler…
Ama asıl karanlık dışarıda değil, insanların içinde...
Kitaptan Alıntılar:
"İlk insan ölüsü karşısında olduğu gibi
Son ölen insanın da karşısında
'Bunun böyle olması gerek' demiştir akıl."
"Ah bu katı, kaskatı beden bir dağılsa,
Eriyip gitse bir çiy tanesinde sabahın!
Ya da Tanrı yasak etmemiş olsa
Kendi kendini öldürmesini insanın!
Tanrım! Ulu Tanrım! Ne bunaltıcı, ne berbat,
Ne tatsız, ne boş geliyor bu dünya bana!
Ah ne iğrenç, ne iğrenç! Bakımsız bir bahçe ki
Azgın bitkileri tohuma kaçmış,
Pis, kaba ne varsa tabiatta sarmış içini."
"Kötü işler gömülse de yerin dibine
Çıkar bir gün insanların gözü önüne."
"Korunmanın en iyi yoludur korku.
Gençlik, tek başına bile azdırır kendini."
"Ama kardeşim, sen de pek benzeme sakın
Şu iki yüzlü papazlara
Bizi dikenli, sarp cennet yollarında sürerler
Kendileriyse, aldırmayıp verdikleri talkına
Göbekli, gamsız, kaygısız çapkınlar gibi
Zevkin gül bahçelerinde gezerler."
"Herkese kulağını ver, sesini verme."
"Her şeyden önce de kendi kendinle doğru ol
O zaman, gece gündüze varır gibi,
Sen de aldatmaz olursun kimseyi."
Ama sağlam insan, nasıl cenneti de verseler
Dinlemezse aşağılık cümbüşlerin çağrısını,
Çürük insan, meleklerle sarmaş dolaş da olsa
Bıkar göklerdeki yatağından,
Can atar iğrenç pisliklere..."
"Aşk çılgınlığının ta kendisi bu,
Kendi yaman gücü yıkar kendini;
Aklını öyle başından alır ki insanın
Dünyada hiçbir tutku getiremez
Onun başımıza getireceği belaları."
"Deliliğin insana bulduruverdiklerini
Sağlam akıl yumurtlayamaz kolay kolay."
"İnsan, ne yaman bir yapı insan! Akıl gücüyle ne soylu bir
varlık! Düşünme yetenekleri ne sonsuz!"
"Tanrı size bir yüz vermiş, siz tutup başka bir yüz yapıyorsunuz kendinize."
"Doğduğu gün de, bugün de tiyatronun asıl amacı nedir? Dünyaya bir ayna tutmak, iyilerin iyiliklerini, kötülerin kötülüklerini göstermek, çağımızın ne olup ne olmadığını ortaya koymak. Gerçeği büyütmek ya da küçültmekle bilgisizleri güldürebilirsiniz ama bu bilenleri üzer;
oysa bir tek bilgili dost, bilgisiz bütün bir kalabalıktan daha önemli olmalı sizin için. Ah, ben öyle oyuncular gördüm ki sahnede, öyle beğenilen, alkışlanan oyuncular
gördüm ki, günaha girmeyeyim ama, değil Hıristiyan, değil Müslüman, insan bile değillerdi. Öylesine şişirme, uydurma hallere giriyorlardı ki, dedim bunları tabiatın kaba işçileri yaratmış olmalı, insan yapıyorum derken insanlığın berbat bir kopyasını yapmışlar."
"Ne mutlu o insanlara ki.
Uzlaştırıp akıllarıyla yüreklerini
Birer kavala dönmezler kör feleğin elinde,
Onun dilediği sesleri çıkararak."
"İnanıyorum söylediğini candan söylediğine ama bugünkü karar yarın bozulur çok kez.
Hafızanın kulu olmaz kararımız,
Çabuk doğduğu için büyümeden ölür,
Nasıl ki ham meyve dalında durur da,
Oldu mu kendiliğinden düşüverir yere.
Kendi kendimize verdiğimiz sözü tutmak,
En çabuk unuttuğumuz şeydir, ne yapsak."
"Rahmet neye yarar bir suç olmazsa silinecek?
İnsan iki şey beklemez mi dualarından:
Günah işlememek, işleyince de bağışlanmak."
"En acı söz ninni gibi gelir sersemin kulağına."
"Rahatlığın, zenginliğin çıkardığı bir çıban bu! İşliyor, patlıyor içinden ve insan
Bilmiyor niçin, neden öldüğünü..."
"Bir insana insan mı denir bütün işi
Yemek ve uyumak olursa dünyada yalnız?
Hayvan denir böylesine! Ne iştir bu Tanrım? (Sabahattin Ali gibi)"
"Nasıl yüzüm kızarmasın görünce karşımda
On binlerce insanın yakın ölümlere gittiğini?
Bir esinti uğruna, şan olsun diye,
Mezara gidiyorlar yatağa gider gibi.
Birkaç dönüm yer savaşıp alacakları,
Orduların kılıç oynatmasına elvermez,
Ölülerin gömülmesine yetmez bir avuç toprak.
Ey düşüncem, bundan böyle ya kana boyan,
Ya da beş para etmediğine yan."
"Öyle bozuk ki içim, günahın özü gibi öyle bozuk ki."
Bu kafanın bir dili vardı içinde, türkü söylerdi bir zaman.
Herif nasıl kaldırıp arıyor şimdi yere, Kabil' in eşeğinin çene kemiğiymiş, ilk cinayetin aletiymiş gibi. Belki de bir
politikacının kafatası bu hayvan herifin fırlatıp attığı.
Oysa adam sağlığında kendini Tanrıdan daha akıllı sanmış olabilir, olamaz mı?"
"Bu kemikler böyle ayak altında olmak için mi bunca nimetlerle beslendi?
Kemiklerim sızlıyor, düşündükçe."
Belalı iştir
Ufak tefek insanların araya girmesi
Büyük kılıçlar vuruşup şimşekler çıkarırken.
Başkasını iyi bilen kendini de iyi biliyor de-
mektir."
"Zamanımız böylelerine hayran işte,
böyle günün türküsünü çağıranlara!"
"Madem hiçbir insan bırakıp
gideceği şeyin gerçekten sahibi olmamış, erken bırakmış ne çıkar. Ne olacaksa olsun!"
Başlangıç/Bitiş:
11 mayıs pazartesi
14 mayıs perşembe- 2026