Arkadaşlar ben Park Chan Wook filmi izlediğimde sessiz kalamam. Çünkü bu adam demek sinema demektir; yazım edebi nitelikte olacaksa bile şuanki aldığım sanatsal haz ve etkiden dolayı kendimi kontrol edemiyorum. Neyse sakin kalarak ama içimdeki o coşkudan da ödün vermeden…devamıArkadaşlar ben Park Chan Wook filmi izlediğimde sessiz kalamam. Çünkü bu adam demek sinema demektir; yazım edebi nitelikte olacaksa bile şuanki aldığım sanatsal haz ve etkiden dolayı kendimi kontrol edemiyorum. Neyse sakin kalarak ama içimdeki o coşkudan da ödün vermeden yazıma başlasam iyi olacak... Park Chan Wook, sen bir sinema dahisisin
Bir kere ben filmin, Bong Joon Ho tarafından çekilmiş Parazit adlı yapımdan esinlenildiği yahut onun başarısına yaklaşmak için çekilmiş olduğu vs. yorumları hiç ciddiye almıyorum. Evet, iki film de kapitalizmin insan ruhundaki korkutucu değişimini anlatıyor. Bizi şuan ilgilendirense: No Other Choice.
Man Soo, bir aile babasıdır; eşi ve çocuklarıyla mutlu göründüğü, güzel bir gün sahnesiyle açılır film. Ama Park Chan Wook'un, bir iki istisna dışında hiçbir filminde sizlere huzuru resmetmek gibi bir maksadı yoktur. Sahneler ilerledikçe Man Soo ve ailesinin çöküşünü izleyeceğimizi anlamakta gecikmeyiz. Man Soo, kağıt fabrikası şirketinde müdürlükten kovulmasıyla birlikte ekonomik olarak zor günler geçirir ve büyük bir boşluğa düşer. Bu sırada bol kara mizahla adamın akıl sağlığını kaybetmeye başladığını fark ederiz. Park Chan Wook, bunu öyle ince bir şekilde dokumuş ki Man Soo'nun şirketteki rakipleri ile normal olamayacak türden münasabetleri başta tatlı gelir ancak sonra sonra işin tehlikesini anlarız. Çünkü Man Soo rakiplerini yok etmek ve ekonomik kaygısına bir son vermek ister. Onun bu kurtuluş yolu kapitalist sistemin insanı nasıl canavarlaştırdığını ve ahlaki bir çöküşe sürüklediğini gösteriyor.
Filmde dikkat çekici bir nokta var ki baba ile kızı arasındaki kırılmış ilişkiyi kuvvetlice özetliyordu. Man Soo'nun kızı salıncakta sallanırken kızın yüzünü göremeyiz, sarı çizmelerini fark ederiz. Sarı masumiyet ve iyimserliğin tonudur fakat Park Chan Wook filmlerinde bu tonlara rastlamak çok az mümkündür... Kızın son sahnede çello çaldığı odanın kapısının sarı olması da yine o çocuk masumiyetinin simgesiydi.
Filmin sonunu izlediğimde ilkin bir şaşırdım, ancak biraz düşününce anladım ki daha nasıl bitsin? Man Soo, zafer elde etmiş gibi görünse de ahlaki değerlerini tamamen yitirmiş bir adamın evinden mutluluk beklenir mi? Pek sanmıyorum. Nitekim karısı Mi ri ve çocuğunun Man Soo'ya bakışlarından aralarındaki ilişkinin ne kadar değersizleştiğini, birlik ve beraberliğin kapitalist sistemin formalitesinde boğulduğunu anlarız. Filmin sonunun bile ironi içermesi; ailesine çello çalmayan suskun kızın bir anda hoş melodiler çalması ama hemen ardından cinayet işleyerek istediği konuma gelebilmiş babası Man Soo'nun fabrikasındaki o endüstriyel gürültü müthiş bir tezat oluşturuyordu.
Hülasa, Man Soo esasında aklını yitirmişçesine kendini bu endüstriye kurban etmiştir. Sistemde var olabilmek için ahlaki değerlerinden ödün vermiş ve adeta bir makineye dönüşmüştür. Bu onun için mutlu bir son değildir elbette...
Filmi çokça övmek istiyorum. Üzerine konuşulacak çok şeyi var. Görüntü yönetmenini de ayakta alkışlamak lazım. Kazı sahnesinde Man Soo ve karısının aynı karede belirmesi neydi öyle? Ayrıca Man Soo'nun yaşadığı diş ağrısı da bir metafordu. Başlarda suç işlemeye yakınken vicdanı sızlayabilen bir adamdı Man soo; dişi birden sızlıyordu. Ancak o dişi ne zaman söküp attı, yıllardır dokunmadığı alkole elini sürdü o zaman vicdanını da susturmuş oldu. Bu filmi mükemmel kılan birçok detay var şüphesiz ancak iki dev oyuncu Lee Byung Hun ve Son Ye Jin'den bahsetmeden geçilemez. Kimyaları mükemmeldi. Güney Kore sineması bu iki oyuncuya sahip olduğu için çok şanslı.