İmam Gazali bu kitabında insanları dört kısma ayırmıştır. Bunlar: Kelâmcılar, felsefeciler, batınîler ve tasavvufçulardır. İmam Gazali Selçuklu Devleti’nde hakim olan Sünni ekole tasavvuf görüşünü kazandıran kişidir. Hatta İslami tasavvufun kökü Şiiliğe uzanır ve zamanla tasavvufu Sünnilik ile barışık hale getirip…devamıİmam Gazali bu kitabında insanları dört kısma ayırmıştır. Bunlar: Kelâmcılar, felsefeciler, batınîler ve tasavvufçulardır. İmam Gazali Selçuklu Devleti’nde hakim olan Sünni ekole tasavvuf görüşünü kazandıran kişidir. Hatta İslami tasavvufun kökü Şiiliğe uzanır ve zamanla tasavvufu Sünnilik ile barışık hale getirip onu medreseler yoluyla kurumsallaştıran kişi bizzat Gazali’dir. İmam Gazali bu kitabında kelâmda da aradığını bulamayıp huzura kavuşamadığını belirtmektedir. Huzuru medresede değil tasavvufta bulduğunu belirtmektedir. Gazali dönemin Abbasi Devleti hakimiyetinde gizlice yazılan felsefe içerikleri İhvan-ı Safa Risaleleri’ne karşı son derece mesafeli bir duruş sergilemektedir. Bu yüzden de felsefe düşüncesini eleştirerek halkın da “imanını korumak” adına arasının felsefeyle mesafeli olması gerektiğini belirtir. Gazali İbn Sina gibi isimlerin Eski Yunan kaynaklı olarak Aristo, Platon ve Sokrates’ten etkilenmelerini de eleştirir. Zaten İhvan-ı Safa Risaleleri’ne temkinli yaklaşma nedeni de bu metinlerin Eski Yunan felsefesine dair izdüşümler barındırmasıdır. Nitekim birçok oryantalist tarafından Gazali İslam düşüncesinden felsefeyi söküp atması nedeniyle eleştirilir. Gazali’nin Selçuklu medreselerinde önünü açıp düşüncelerinin kurumsallaşmasını sağlayan kişi de elbette Nizamiye medreselerinin kurucusu olan Nizamülmülk adlı Selçuklu veziridir. Gazali tasavvufla çok barışık olmasına rağmen felsefeye temkinli yaklaşmasını şahsen çok da uygun görmemekteyim. Felsefeye ket vurulmasının aklı dondurup statik düşünce düzlemi üreteceğini düşünmekteyim.
Diğer yandan Gazali Tolstoy’un narodnikçi anlayışı gibi kendine ve çocuklarına yetecek kadar nafakasını alıp geri kalan bütün malını mülkünü fakirlere dağıtıp onlara bağışlamıştır Ömrünün son 10 yılı uzlet içinde ibadet ve tefekkür ile geçmiştir, Şam’daki Emevi Cami’nde de birçok kez itikâfa girerek kendini Allah’a adamıştır. Budizm’deki nirvana ile Hinduizm’deki mokşa kavramlarına benzeyen İslam tasavvufundaki fenâfillah kavramını da “Fenafillâh makamına yolun sonu denilmiştir. Hakikatte ise fenafillâh yolun ilk basamağıdır. Buradan öncekiler ise, sûfinin girmesi gereken asıl kapı ile dış kapı arasındaki avlu gibidir.” demiştir. Gazali tasavvufu orantısız düzeyde överek tasavvufu insan kalbini masivâdan arındırıp Allah’a ulaşmak için yegâne yol olduğunu belirtmektedir. Hatta Gazali daha da ileri giderek tasavvuf ehli insanlar için "Yalnız, okuyucuların da yararlanması için şu kadarını zikretmem gerekir: Şüphe götürmeyecek şekilde anladım ki, sûfiler (mutasavvıflar) hakikaten Allah yolunu bulan kimselerdir. Gidişatı en güzel olan onlar, yolları en doğru olan yine onlardır. Ahlakları da en güzel ahlaktır. Hatta denilebilir ki, onların yaşayış ve ahlakını değiştirmek ve daha iyisine dönüştürmek için akıllıların akılları, hikmet sahiplerinin hikmetleri ve şeriat ilimlerinin sırlarına aşina âlimlerin ilimleri bir araya getirilse, yine de buna imkân bulamazlar. Çünkü onların zahirî ve bâtınî (dış ve iç) hareket ve sükûnetleri (durgunlukları) tümüyle nübüvvet kandilinin nurundan alınmıştır. Yeryüzünde nübüvvet nurunun ötesinde daha güçlü bir aydınlık kaynağı da yoktur." demektedir.