Daha önce dizisini oturup baştan sona hiç izlemedim. Bazı kesitlerine denk gelmişliğim var. Bu yüzden suçlu hep çocuklar zannediyordum. Fakat kitabı okuyunca bütün suçun anne ve babada olduğunu gördüm. Öncelikle çocukları maddi veya manevi yetiştirebilecek potansiyelde insanlar değiller ama yine…devamıDaha önce dizisini oturup baştan sona hiç izlemedim. Bazı kesitlerine denk gelmişliğim var. Bu yüzden suçlu hep çocuklar zannediyordum. Fakat kitabı okuyunca bütün suçun anne ve babada olduğunu gördüm. Öncelikle çocukları maddi veya manevi yetiştirebilecek potansiyelde insanlar değiller ama yine de beş tane çocuk yapmışlar şaka gibi. Diğer bir açıdan çocuklara bakamadıkları için sürekli çocukları başlarından savmaya çalışıyorlar, sırf kızlarına koca bulmak için yapmadıkları rezillik yok. Sorumluluk almak desen hiç yok bizden çıksınlarda kocalarının evinde ne yaparlarsa yapsınlar kafasındalar. Çocuklar arasında apaçık bir ayrımcılıkta söz konusu. Erkekleri kızlardan, küçükleri büyüklerden, güzelleri çirkinlerden alenen ayırıyorlar. Ve şöyle bir şey de var arkadaşlar bir şeyi ne kadar çok yasaklarsanız o şey o kadar çok cazip hale geliyor. Bu yüzdendir ki aşırı baskıcı ailelerin çocuklarına bakın aslında daha problemli oluyorlar.
Yaprak Dökümü’nü bitirince insanın içinde tuhaf bir sessizlik kalıyor.
Sanki bir evin ışıkları tek tek sönmüş de sen son odada tek başına kalmışsın gibi.
Ben bu kitabı okurken en çok şunu hissettim: Bazen bir aile bir anda yıkılmaz; küçük kırılmalar, görmezden gelinen yanlışlar, söylenmeyen sözler, ertelenen yüzleşmeler zamanla koca bir çöküşe dönüşür. Ali Rıza Bey’in yaşadığı hayal kırıklığı aslında sadece kendi çocuklarına değil, değişen dünyaya karşı duyduğu kırgınlıktı. Onun değerlerine tutunma çabası çok dokunaklıydı ama bir yandan da fazlasıyla katıydı. Hayat değişirken aynı yerde dimdik kalmaya çalıştı; belki de en büyük yenilgisi buydu.
Kitap boyunca en çok insanı sarsan şey, karakterlerin tamamen kötü ya da tamamen iyi olmaması. Her biri kendi yalnızlığının, çaresizliğinin ya da hırslarının içinde savruluyor. Bu yüzden kızmak istediğin yerde üzülüyor, acımak istediğin yerde öfkeleniyorsun.
Bence Yaprak Dökümü, sadece bir ailenin dağılma hikâyesi değil. İnsanların birbirinden nasıl yavaş yavaş uzaklaştığını, sevgisizliğin bazen bağırarak değil susarak büyüdüğünü anlatıyor. En acı tarafı da şu: O “dökülüş” başladığında çoğu zaman kimse bunun farkına varmıyor. Herkes her şeyin düzeleceğini sanıyor. Ama bazı kayıplar, sonradan toplanamayan yapraklar gibi savrulup gidiyor.
Kitabı bitirdiğimde bende bıraktığı his hüzündü ama öyle ağır, karanlık bir hüzün değil. Daha çok insanı düşündüren, içine çeken bir hüzün.
Bazı hikâyeler biter ama senden hemen çıkmaz ya… Yaprak Dökümü tam olarak öyle bir kitap. 🍂📚