Derya Koptekin'in "BİZ ROMANLAR SİZ GACOLAR (Çingene/Roman çocukların kimlik inşası) kitabını bulamadım o yüzden buraya, bu şekilde yorumumu bırakayım: Kitap, ilk bakışta Romanlar üzerine yazılmış bir sosyoloji kitabı gibi görünse de aslında çok daha geniş bir sorunun peşine düşüyor: Bir…devamıDerya Koptekin'in
"BİZ ROMANLAR SİZ GACOLAR (Çingene/Roman çocukların kimlik inşası) kitabını bulamadım o yüzden buraya, bu şekilde yorumumu bırakayım:
Kitap, ilk bakışta Romanlar üzerine yazılmış bir sosyoloji kitabı gibi görünse de aslında çok daha geniş bir sorunun peşine düşüyor: Bir çocuk, kendisini kim olarak görmeyi nasıl öğrenir? Ve bunu yaparken toplumun ona yapıştırdığı etiketlerle nasıl mücadele eder?
Kitabın en çarpıcı tarafı, Roman çocukları yalnızca "araştırma konusu" olarak ele almaması. Onların seslerini, gündelik hayatlarını, korkularını, gururlarını ve çelişkilerini görünür kılmaya çalışıyor.
Kitabın temel meselesi
Kitabın merkezinde şu soru var:
"Roman çocuklar, kendilerini Roman olarak nasıl tanımlıyor ve bu kimliği nasıl kuruyorlar?"
Yazar bunun cevabını aile, mahalle, okul ve toplum arasındaki ilişkilerde arıyor.
Biz Romanlar Siz gacolar kitabındaki gacolardan kasıt Romanların dışında kalanlardır yani Türkler, Kürtler ve diğer herkes. Derya koptekin ise Mardin'de doğup büyümüş bir kürt'tür bunu ise kitabın sonundaki sayfalarda söyler, psikoloji bölümü okumuştur İzmir'de ve ilk çalışması İzmir'deki Tepecik ve ona benzer Roman mahallelerindeki çalışmalar olmuştur gençlik merkezindeki çalışmalar, öyle ki Romanlar, Kürtlerden pek hoşlanmaz onların dış görünüşlerinden hal ve hareketlerinden pek hoşlanmazlar ve bunu sık sık kendi aralarında dile getirirler, yer yer korkar, yer yer de dalga geçerler. Derya Koptekin ise bir yerde çocuklara "Ben de bir Kürdüm ve böyle yapmanız, konuşmanız hoşuma gitmiyor" der hatta onlar buna inanamaz, nasıl bir Kürt ki bu böyle öğretmen, psikolog ya da her neyse, nasıl böyle iyi bir yerde, iyi bir konumda diye düşünürler. Çünkü onların gözünde Kürtler genelde zengin olmaları dışında tamemen onlardan alt sınıftalar.
Kitabın ön sözünde Didem Madak'a ait bir şiirden birkaç cümle var
"Yoksul çocuğuydun sen benim
23 Nisan sabahımın
Şiir okutmadım sana, folklor oynatmadım. Yoksulluk diyorum,
O an,
Ucuz lafların çalılarına takılıyor
şiirimin elbiseleri."
Bu cümleleri seçmesinin sebebini anlayabiliyorum çünkü kitapta Çingenelerle/Romanlarla ki zaten Çingene ve Roman ayrımını yapmıyor yazar, yani buradaki kişiler, özellikle çocuklar bazen kendilerini Roman olarak tanıtıyorlar, Çingene olmanın aşağılayıcı bir şey olduğunu söylüyorlar. Biz sadece Romanız diyorlar ama bir yerden sonra aslında Roman, Çingene kavramları birbirine karışıyor ve ikisinin de birbirinden çok farklı olmadığını onlar da kabul edip bu şekilde konuşuyorlar. Dolayısıyla yazar da ne sadece Çingene diyor ne de Roman diyor Çingene/Roman diye tarif ediyor her defasında ve bu kitapta Çingene/ Romanların hayatlarına, bakış açılarına, yaşayışlarına dair birçok şeye değiniyor. Özellikle de çocukların ağzından anlatılan en çok da onların doğmuş olduğu o çevreyi, o çevrenin yoksulluğunu, o yoksulluğun yarattığı çaresizliği, o yoksulluğun kişileri ittiği kötü, yanlış işleri ve hayatları anlattığı için burada Didem Madak'ın bu yoksulluğa dair cümlelerini kullandığını düşünüyorum. Yani en büyük ve en başat mesele yoksulluk.
Yazarın bu kitabı ortaya çıkarmasındaki çalışmaları İzmir'in Konak ilçesine bağlı bir Çingene/Roman semti olan Tepecik'te bulunan İzmir Büyükşehir Belediyesi Çocuk ve Gençlik Merkezi'ndeki çalıştığı 7 yılı kapsıyor, bu 7 yıl içindeki tanıdığı insanları, özellikle çocukları anlatıyor. Onların anlattıklarından, oynadıkları oyunlardan, hayallerinden, hareketlerinden, onların nasıl bir hayat yaşadıklarını, nasıl bir bakış açısına sahip olduklarını, nasıl hayaller kurduklarını, nasıl üzülüp nasıl sevindiklerini ve daha birçok şeyi öğreniyor ve aktarıyor bize bu kitap yoluyla, aynı zamanda kitapta birçok yazara ve yazarın kitaplarına da değiniyor, özellikle yabancı yazarlara ve ben bu tarz kitapları çok seviyorum. Bana içine girdiğim bir odanın bir sürü penceresi varmış gibi hissettiriyor her bir pencereden baktığımda başka bir güzellik görüyorum ya da başka bir insan tanıyorum ki zaten bahsettiği yazarların çoğunu, onların kitaplarını not ettim okuyabilmeyi istiyorum zamanla. Kitapta genel olarak insanların çoğunun Çingene/ Romanlara karşı bakış açılarından özellikle önyargılarından bahsediliyor ama daha çok Çingene/Romanların kendilerinin anlattıklarına değiniyor yazar, mesela küçücük kızların evlilik hayalleri kurmalarından, gelinlik hayalleri kurmalarından bahsediyor ki bu kızlar 12-13 en fazla 15 yaşında kızlar, birçok gencin hırsızlık yaptığından, uyuşturucu kullandığından sattığından, birçok kişinin kaçarak evlendiğinden ya da çok küçük yaşta hamile kaldığından ama bütün bunlara rağmen vatanı korumak ve kahraman olmak için askerliği severek yaptıklarından bahsediyor. Bunları çocukların kendileri de anlatıyor yazarla konuşurken, birçok çocuk okula gidemiyor gidenler en fazla 4. sınıfa kadar gidiyor daha fazlasına ne onların hevesi, isteği oluyor ne de ailelerin yardım etmek gibi bir durumları söz konusu oluyor çünkü ailelerin de pek bir şey bildikleri yok. Aynı zamanda kitapta 1970'lerden 2015'lere kadar bazı Çingene/Roman mahallelerine, insanlarına dair siyah beyaz fotoğraflar var. Bunlar da çok hoşuma gitti, onların evlerini, sıkaklarını, duvar yazılarını, vücutlarına yaptırdıkları dövme ve kınaları sergiliyor. Kapı önlerindeki ağaçların gövdelerini bile pembeye boyuyorlar bazıları, gerçekten de pembe rengi ve müzik Çingene/Romanlarla özdeşleşen bir şey bunu bu kitapta iyice anlıyorum. Dans etmek, yani Roman havası onlar için vazgeçilmez bir şey, onların şarkılarından, şarkılarının çoğu zaman argo kelimeler içerdiğinden bahsediyor yazar.. Bazı insanların, bazı çocukların Çingene/ Romanların bu yaptıkları işlerden eğitim hayatına önem vermemelerinden, argo kelimeler kullanmalarından, küfür etmelerinden, kötü çirkin şeyler yapmalarından gayet memnunken, bunu gayet doğal karşılarken, bazılarının da bundan hiç hoşnut olmadığını, bundan kurtulmak istediğini, daha başka bir hayat yaşamak istediğini de belirtiyor ki zaten çocukların neredeyse hepsinin en büyük hayali, isteği zengin olmak, bu zengin olma hayali yer yer sihirli olma isteği ile de ortaya çıkıyor, yani sihirli olayım ki kendime bir araba, bir ev, bir bisiklet yaratabileyim düşüncesi var çocuklarda, en büyük sıkıntıları, dertleri fakirlik. Zaten sık sık fakir ve zengin ailelerin, fakir ve zengin insanların arasındaki ayrıma değiniyorlar ve fakirlik, yoksulluk onları çok fazla zorlayan ve onları kötülüğe yanlışa iten, bu yanlışlardan dolayı onları hapse mahkum aden en önemli faktör.
Başlangıç/Bitiş:
26 mayıs salı
29 mayıs cuma-2026