Üniversite dönemimde, tüm fakülte için oldukça kritik olan bir dersten yüksek bir ek puan alabilmenin koşulu olarak TEMA Vakfı’na fidan bağışında bulunmuştuk. O dönem sadece bizim bağışlarımızla bir hatıra ormanı oluşturulacak kadar fidan bağışlanmıştı Allahualem. Hocamızın bu düşüncesi birçoğuna “Ne…devamıÜniversite dönemimde, tüm fakülte için oldukça kritik olan bir dersten yüksek bir ek puan alabilmenin koşulu olarak TEMA Vakfı’na fidan bağışında bulunmuştuk. O dönem sadece bizim bağışlarımızla bir hatıra ormanı oluşturulacak kadar fidan bağışlanmıştı Allahualem. Hocamızın bu düşüncesi birçoğuna “Ne alaka?” gibi gelse de benim için gayet anlamlıydı; bu durum, onun eğitimcilikteki özgün yanının açık bir deliliydi. Ayrıca iyi bir şeye vesile olduğu için mutlu da olmuştum. Bu dünyada ekili bir fidanım, kök salmış bir ağacım olması ne güzel bir amel diye düşünmüştüm. Zira Allah Resulü'nden gelen haberle biliyoruz ki, kişinin ektiği ağacın gölgesinden meyvesine kadar her zerresinden faydalanan mahlukat oldukça, o kişi ölse dahi amel defteri açık kalacak ve Rabbimiz ona ecir yazmaya devam edecekti.
Peki sizlere bunun ahiret için de mümkün ve çok daha kolay olduğunu söylesem.. Nasıl mı? Anlatıyorum:
Resulullah Aleyhisselam buyurmuştur ki: "Her kim 'Sübhânallahi ve bi-hamdihî' (Allah'a hamd ederek onu noksanlıklardan tenzih ederim) derse, kendisi için cennette bir hurma ağacı dikilir."
(Tirmizi / İbn Mâce)
Bu hadisi şerifi ilk kez işittiğimdeki heyecanımı hatırlıyorum. Zikirmatik elimde günlerce bu zikri çekmiştim. Arada dikilen ağaçların güzelliğinden ve sayısı arttıkça cennetteki yerimin genişlemesine kadar hareketli hayaller kuruyordum. Bir kaç yıl öncesine göre hiç bir şey değişmedi; aynı hislerle ve hatta daha tefekkürlü okuma gayretindeyim.
Peki bu iki kelimeyi özel kılan nedir? İslam alimlerine göre bu zikir, galaksilerden atomlara kadar tüm kainatın ortak ibadeti (evrensel dili) olması, "Sübhânallah" ile Allah'ın büyüklüğünü, "bi-hamdihî" ile O'nun şefkatini hatırlatarak ruhsal dengeyi sağlaması ve namaz dahil tüm ibadetlerin özünü en rafine haliyle barındırması sebebiyle çok önemlidir.
Ayrıca Peygamber Efendimiz bu zikrin, günde yüz defa çekildiğinde günahların deniz köpüğü kadar bile olsa temizlendiğini ve Allah katında en sevimli söz olarak kabul edildiğini buyurur. (Buhârî / Müslim)
Geçenlerde öğrendim, tasavvuf geleneğinde de camilerdeki zikir halkalarında bu zikir topluca çokça çekilirmiş. Hatta bazı tefekkür okumalarında, bu zikri çeken müminlerin o esnada, kendi cennetlerini ağaçlandıran birer bahçıvan olduklarını hayal etmeleri istenirmiş. İnsanın zikir çekerken yeşeren, hurma ağaçlarıyla dolan bir cennet bahçesini düşünmesi, ibadete ayrı bir odaklanma ve ruhani bir boyut kazandırıyor gerçekten.
Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya kök salanların yanında, cennetteki ağaçlarını ve gür ormanını hayal eden bir müminden daha vizyonlu kim olabilir?