5 Din duygusu ve düşüncesi, duyar ve düşünür bir yaratık olmak bakımından insana, insanların birleştiği toplumlara has bir konu olup, yoksa tabiatta din denilen bir şey ne aranır, ne de bulunur.Şu halde dine ilişik duygu ve düşünceler yalnız insanda, insanların…devamı5
Din duygusu ve düşüncesi, duyar ve düşünür bir yaratık olmak bakımından insana, insanların birleştiği toplumlara has bir konu olup, yoksa tabiatta din denilen bir şey ne aranır, ne de bulunur.Şu halde dine ilişik duygu ve düşünceler yalnız insanda, insanların toplanıp birleştikleri "toplum" hayatında görülür ve bu duygu ve düşüncelerden ileri gelen birtakım eylemler olarak göze çarpar.Bu bakımdan insana ilişik eylemleri üçe ayırmak gerekir: 1 - Dinli eylemler; 2 - Dinsiz eylemler; 3 - Din dışı eylemler. Mesela: İbadet etmek dini bir eylemdir. İbadeti hoş görmemek dinsiz bir eylemdir. Yürümek yahut su içmek, yahut konuşmak din dışı bir eylemdir. İşte laiklik bu üçüncü bölüme girer; yani öyle bir düşünce veya eylemdir ki dinin dışında kalır, din ile hiçbir ilgisi yoktur, dünya işine, hayat gidişine ilişik eylem olup din bakımından düşünülmez. İş böyle olunca, yani din konusu, laiklik konusu yalnız insana özgü bir konu olup, başka herhangi bir yaratıkta din hayatı düşünülmeyeceğine göre ilk önce "insan"ı nasıl bir sıfat ile ele alacağımızı düşünelim: İnsan tek insandır, yahut toplu insandır, yahut bir devletin uyruğu olarak insandır. İmdi din konusu: 1 - Tek insanda "birey"de; 2 - İnsanların birleştiği "toplum"da, 3 - En sonda toplumda düzeni sağlamak için egemenliği yürütecek olan "devlet"te olarak ele alınmak gerekir.1- İlk önce topluma bakalım: Çünkü insana ilişik herhangi konu ele alınacak olsa, toplum dışında bir insan varlığı düşünülmeyeceği için din konusu da ilkin toplum bakımından göze çarpar. Nitekim tarih boyunca şimdiye kadar gelmiş geçmiş olan türlü türlü toplumlar içinde "dinsiz" bir toplum görülmemiş; toplumun yaşadığı ilkel yahut ileri duruma göre, o toplumun herhangi bir din ile "dinli" olduğu görülmüştür. Toplum hayatı ise birtakım kurumların birleşmesinden doğar: Dil, din, ahlak, estetik, bilim, felsefe, devlet, ekonomi, aile, kadın, yazı vs. gibi. Toplum ne kadar ilerlemiş olursa o toplumu yapan kurumlar da o kadar çoğalır ve kendi varlıklarını dinden yahut gizemsellikten ayrılmış, bağımsız olarak ortaya koyarlar. Nasıl ki toplum hayatı ne kadar geri kalmış olursabu kurumlar da henüz kendini göstermemiş, gizemsel bir kılığa bürünmüş, bunun sonucu olarak toplum içinde yalnız din kurumu, yahut gizemsel bir kurum tek başına kalmış olur; ve bütün toplum hayatı onun içinde yaşanır. Bütün ilkel toplumlarda gördüğümüz gibi.İmdi ileri toplum hayatında "din" tıpkı öbür kurumlar gibi, toplum hayatını yapan kurumlardan biri olarak kalır; bütün öbür kurumlar din dışıdır, laiktir. Böylece ulusal varlık kendini gösterir; yoksa "Osmanlılık"ta gördüğümüz gibi toplum hayatı -tıpkı ilkel toplumlarda ve Ortaçağda olduğu üzere- tamamiyle dine bürünmüş olur ve bunun sonucu olarak ulusal varlık ortadan kalkar. Şimdi toplum hayatında laikliğin nasıl toplumsal kurumları kendi varlıklarına kavuşturduğunu ve din kurumunun da bayağı dünya olaylarını belirten bütün ömür kurumlardan sıyrılarak kendi yüksek yerini bulduğunu ve böylece din hayatının laiklik içinde kendi yüksek yerine erdiğini gördükten sonra ulus varlığını yapan bütün öbür kurumların nasıl laik, yani din dışı olduklarını göz önüne alalım: Toplumsal kurumların başında dil gelir. Dil toplum bireylerinin kendi aralarında "konuşmak" ve "anlaşmak" için bireyler arasında, onların düşüncelerini birbirine ulaştıran araçtır; bu ise bir dünya işi olduğu için din dışıdır; ve bir dilin varlaşması ve gelişmesi için bilim yoluyla incelemeler yapılır, dil "olmuş" bir kılığa girer. İmdi dil laiktir. Böyle olduğu halde eski "Osmanlıca"nın baş öğesi Arapça olduğu için Osmanlıcaya bir din varlığı verilmişti. (1) Nitekim Osmanlıcada başta olan gramer Arapça gramer idi. Ve böylece "Türkçe" Arapça gramerin baskısı altında kalmış ve varlaşma ve gelişmeden yoksun kalmıştı. "Büyük Türk Devrimi" Türkçeyi bu baskıdan kurtarmış, kendi öz varlığına ve bağımsızlığına kavuşturmuştur.Yine toplumsal kurumlardan "ahlak" laiktir; yani din dışıdır, ulusaldır. Biliyoruz ki ahlak bir toplumun bireyleri arasındaki ilişkileri düzenleyen kuralların topudur. Bu ilişkiler ahlak olayları olduğuna göre her toplum ve her zamana göre değişir. Çünkü ahlak olayları böyle bireyler arasındaki ilişkiler olduğu için dünyaya ilişik olaylardır ve bir "oluş" halindedir, olmuş bitmiş değildir. Şimdi böyle olaylar toplumun içinde yaşadığı zamana göre değişen olaylardır; böyle olunca hiç değişmez olan din kurallarına bağlanamaz. Hatta bundan dolayı ahlakçı filozoflar, ahlakın dine bağlanmasında, din duyguları zayıflayınca ahlak duygularının da onlarla birlikte zayıflayacağını ve bundan dolayı ahlakın dine bağlanamayacağını pek doğru olarak ileri sürerler. İmdi ahlak laiktir, yani din dışıdır ve ulusaldır, dinsel değildir.Yine toplumsal kurumlardan biri olan "hukuk" laiktir, din dışıdır. Biliyoruz ki hukuk, bir toplumun bireyleri arasında ilişkileri "hak ve adalet" esaslarına göre düzenleyen kuralların topudur. Bu ilişkiler hukuk olayları olduğuna göre her topluma ve her zamana göre değişir; çünkü dünya olaylarıdır ve bir "oluş" halindedir. Bundan dolayı toplumun yaşadığı zamanın gereklerine göre sürekli olarak değişir. İmdi hukuk laiktir, din dışıdır ve ulusaldır, dinsel değildir. Şu halde Osmanlılık zamanında olduğu gibi bu olayları birtakım din kurallarına bağlamak isteyen ve bunun sonucu olarak "hukuk olayları" ile "din olaylarını" birbirine karıştırarak **"toplum düzeni"**ni bozan, bilim dışı bir düşünüşün ürünü olan "Fıkıh" gibi "usulü fıkıh" gibi bilimlerin -ve bu bilimlerin yazıldığı kitapların- bugün hayatta yeri yoktur.Yine toplumsal kurumlardan biri olan estetik: Toplum hayatının güzelliğini, bireylere sunarak, hayatı onlara tattıran güzel sanatların din ile ilgisi olmayacağı için laiktir, din dışıdır, ulusaldır, dinsel değildir.Yine toplum kurumlarından biri olan "bilim" laiktir. Din dışıdır. Çünkü "bilim"in amacı dünya olaylarını bilimsel bir yöntem ile inceleyip açıklayarak bir yandan zihinleri aydınlatmak öbür yandan hayat olaylarını daha elverişli bir kılığa sokarak, insanlara uygarlığı sunmak olduğundan ulusaldır, dinsel değildir. Hatta bunun için Ribot, "Bilgin laboratuvarına girerken dini kapıda bırakır" der. Yani bilim laiktir.Bunun gibi felsefe de laiktir. Çünkü bilimlerin üstünde kalan yüksek konuları herhangi bir sonuca bağlamak isteyen felsefe hiç şüphe yok ki tamamıyla "hür düşünce" ile olur. Bundan dolayı laiktir, din dışıdır.Yine toplumsal kurumlardan biri olan ekonomi olayları, dünyada yaşayan insanların ekonomi hayatını düzenleyen kurallara bağlı olacağına göre, her zamana göre değişeceğinden laiktir, din dışıdır. Ve ulusaldır, dinsel değildir.Yine toplumsal kurumlardan biri olan "aile" laiktir, din dışıdır. Yani aile devlet kanunlarına bağlı olup, o kanunlara göre kurulur. Yoksa din kurallarına göre değil. Şu kadar ki ailenin içinde birleşen bireyler, kadın olsun, erkek olsun her biri **"vicdan hürriyeti"**ne sahiptir, istediği gibi düşünür, istediği gibi "inanabilir" buna hiç kimse karışamaz.Yine toplum kurumlarından biri olan "kadın" laiktir. Din dışıdır. Yani kadın konusu ele alındığı, onun toplum içindeki yeri, hakları ve ödevleri düşünüldüğü vakit din bakımından değil, din dışı, laik olarak ele alınır.Fakat kurumun içindeki bireylerden, kadınlardan her biri "vicdan hürriyeti"ne sahiptir. İstediği gibi düşünür, istediği gibi inanır.Yine toplum kurumlarından biri olan yazı laiktir, din dışıdır. Zamanın gereğince toplum kendisine en elverişli gelen harfleri kullanır. Nitekim eskiden "Arap harfleri" kullanılırdı. Türk dilinin yazılışına hiç elverişli olmadığı en son görülerek "Büyük Türk Devrimi" onları atmış, yerine Türk dilinin yazılmasına en uygun olan Latin harflerini almıştır. Ve böylece toplumun bu ihtiyacını en güzel bir kılıkta yerine getirmiştir. Nitekim bu harfler alındıktan sonra memlekette okuma yazma bilenlerin sayısı gittikçe artmaktadır.Yine toplum kurumlarından biri olan "askerlik" laiktir, din dışıdır. Yurt savunmasını üzerine alan askerlik, zamanın gereğince her türlü teknik araçlardan, silahlardan faydalanarak bu savunmayı bugüne göre yapmak ödeviyle yükümlüdür. Bundan dolayı dünya işi olan askerlik de laiktir. Böyle olduğu halde eski Osmanlılık zamanında bu da bir din işi sayılarak Tanzimat zamanından beri başlayan "yenilenme" davranmaları ne kadar güç olmuş, bunların din bakımından olabilir olduğunu bildiren "fetvalar" çıkarmak gibi adeta gülünç yollar tutulmak gerekmiştir.İşte bunlar gibi ve toplum uygarlıkta ilerledikçe buna benzer olarak ortaya çıkacak ve yeni ihtiyaçları karşılayacak olan yeni kurumlar, hep toplumun kalkınmasını sağlayacak araçlar olacağına göre laiktir, din dışıdır.2-