Bir de Selçuk Baran'ın bu kitabı vardı, uzun zaman önce severek olduğum. Onu da şimdi görünce hatırladım, belki başka kitaplara daha denk gelirim böyle. Normalde 1000kitap uygulamasında kayıtlıydı okuduklarım ama orayı silince, şimdi bazılarını gördükçe hatırlıyorum ve yine biraz yapay…devamıBir de Selçuk Baran'ın bu kitabı vardı, uzun zaman önce severek olduğum. Onu da şimdi görünce hatırladım, belki başka kitaplara daha denk gelirim böyle. Normalde 1000kitap uygulamasında kayıtlıydı okuduklarım ama orayı silince, şimdi bazılarını gördükçe hatırlıyorum ve yine biraz yapay zekadan yardım istedim. Aslında hatırlıyorum bu kitabı genel hatları ile, çok da sevmiştim ama yine de yapay zekanın yorumunu da buraya bırakmak istiyorum açıkcası. Zaten bütün bu yorumları en başta, en çok kendim için, unutmamak adına ve bazen beğendiğim başka birine ya da bir yere ait olan yorumu, incelemeyi bırakıyorum buraya ve her nereye bırakıyorsam. Her neyse...
●Tortu, beş öyküden oluşan bir öykü kitabı. İçinde "Ablam", "Arif Hikmet Bey", "Konak", "Zekiye" ve "Tortu" adlı öyküler bulunur.
Ama Selçuk Baran'ın kitaplarında sık görülen bir şey vardır: öyküler ayrı ayrı olsa da aynı ruh hâlinin parçaları gibi okunurlar. Bu yüzden kitap tek bir bütün olarak okunur.
Kitabın merkezinde olaylardan çok geride kalan duygular vardır. "Tortu" kelimesi zaten çok anlamlı bir seçimdir. Bir sıvı durulduğunda dibinde kalan artık nasıl tortuysa, Baran'ın karakterleri de hayatlarının dibinde kalan insanlardır:
Yaşlanmış insanlar, kaybolmuş aşklar,
geçmişe takılıp kalmış kişiler, çökmekte olan aileler, artık eski gücünü kaybetmiş konaklar ve kasabalar.
Kitabı okurken sürekli bir "geç kalmışlık" hissi vardır.
"Bir Solgun Adam" ile karşılaştırırsak daha iyi anlaşılır.
Bir Solgun Adam'da insanın içindeki yalnızlık anlatılıyordu.
Tortu'da ise yalnızlığın ardından geriye kalan izler anlatılıyor.
Sanki yazar şunu soruyor:
"Bir hayat yaşandıktan sonra elde ne kalır?"
Cevabı çok parlak değildir.
Çoğu zaman birkaç anı, birkaç kırgınlık ve biraz pişmanlık... Yani tortu.
Konak öyküsü kitabın en akılda kalan öykülerinden biridir.
Eski konak aslında sadece bir bina değildir. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçerken çözülmüş bir hayat tarzının sembolüdür.
Konak yavaş yavaş nasıl çöküyorsa içindeki insanlar da öyle çözülür. Bu yönüyle bana biraz Saatleri Ayarlama Enstitüsü dünyasını hatırlatır.
(Diyor yapay zeka ve bunu diyince, bende merak uyandırıyor iyice Saatleri Ayarlama Enstitüsüne karşı)
Eski dünyanın çekilişi vardır.
Zekiye ve Ablam gibi öykülerde özellikle kadın karakterler dikkat çeker.
Selçuk Baran'ın kadınları genellikle:
Büyük hayalleri olmayan, taşrada sıkışmış,
sevgiyi eksik yaşamış, sessiz acılar taşıyan
kişilerdir. Bağırıp çağırmazlar ama içlerinde büyük kırıklıklar vardır.
Baran, dramatik olaylar yaratmadan insanın içine dokunabilmesini biliyor.
Kitabın atmosferi, yaşattığı duygular:
Sonbahar hissi, eski evler, sessiz odalar,
solmuş insanlar, geçmiş zaman özlemi.
Selçuk Baran'ın bütün edebiyatında bu vardır. Onun karakterleri sanki hayat trenini kaçırmış insanlardır. Ama yazar onlara yukarıdan bakmaz; büyük bir şefkatle yaklaşır.
Sonuç olarak:
Bir Solgun Adam, "hayata tutunamayan insanın romanı" ise;
Tortu, "yaşanmış hayatların dibinde kalan hüzünlerin kitabıdır."
Kitabı bitirince insanın aklında olaylar değil, şu duygu kalır: Bazı insanlar ölmeden önce de yavaş yavaş geçmişe dönüşürler.
Selçuk Baran'ın en güçlü tarafı da tam olarak bunu anlatabilmesidir.