İnsanların her konuda üç aşağı beş yukarı bir fikri var. Yıllardır sosyal medya ile iç içeyim, ne kadar tartışsak da kimseye tamamen haklı ya da haksız diyemiyorum, ya gerçekten bilmiyor, ya içinde haklı ya da haksız bir kin var ya…devamıİnsanların her konuda üç aşağı beş yukarı bir fikri var. Yıllardır sosyal medya ile iç içeyim, ne kadar tartışsak da kimseye tamamen haklı ya da haksız diyemiyorum, ya gerçekten bilmiyor, ya içinde haklı ya da haksız bir kin var ya da bizim hiç görmediğimiz, ıskaladığımız bir açıdan bahsediyor, bu hoş bir şey yani bunun olması gerek. Yönetim biliminde "İnsan Kaynakları, Örgütsel Davranış ve Çalışma Ekonomisi" gibi derslerin konusu. Kişi sürekli kendi fikrinin yankısını duyduğu için objektif gerçeklikten kopar, bir süre sonra hatalarını göremez hale gelir ve kendi yarattığı o kusursuz yanılsama dünyasında yaşar, bir liderin veya çalışanın yaptığı gibi etrafını sadece onu onaylayan, her dediğine "evet" diyen insanlarla, evet efendimciler ile doldurmasıyla sonuçlanıyor. Türkiye'de siyaset ile iç içe bir kavram ama konu yalnız siyaset olmak zorunda değil.
Bakıyorum adam bir paragraf yazı yazmış, içi çelişki dolu ama araya öyle bir doğru nokta sıkıştırmış ve konuları harmanlamış ki direkt itiraz da edemiyorum.
Kısmi haklılık payı var ve "bence" bu insanlarla iletişim kurabilmemizin temel gereksinimi.
Kimse %100 haklı değil, bu cepte, ben bir şey söylerim, sen benim yanıldığım yeri düzeltirsin, üçüncü biri gelir "İkiniz de eksik biliyorsunuz" der, biz onun bilmediği şeyi söyler bildiği kısımları onaylarız...
Sohbet dediğimiz şey bu döngüyle, bu günlük paradoksla dönüyor.
Buraya kadar her şey normal.
Ama, ama... gerçekten büyük, bir insanın canını yakacak ya da işte toplumsal bir felakete dönecek bir meselede sosyal medya yorumcuları zannediyor ki "Ben sadece konuşuyorum, aklıma geleni söylüyorum, bunun kimsenin hayatına bir müdahalesi yok." Halbuki o an "öylesine" kurulan cümleler, başkasının hayatına direkt dokunuyor, hatta bazen somut bir yıkıma, bir vakaya dönüşüyor.
Sosyal medya yayınları sonrası yaşanan intihar vakaları buna en büyük örnek.
Başta olumsuz yorumlardan kolaj yapan kişilerin, üstüne üstlük takipçi, reklam ve ek olarak fazladan bir haters primi derdi olmayan insanların "düşmanca yorumlar" hatta "düşmanı olsa yapmaz" cinsinden yorumları engelleyip geçmesini, üzerine düşmemesini, "kötülüğün haberciliğini" üstlenmemesi gerektiğini düşünüyordum.
Oysa binlerce beğeni alan binlerce güzel yorum var. Onları paylaşmasını, topluluğu bu şekilde büyütmesinin çok daha ölümsüz olacağını savunuyordum.
Ama görüyorum ki bu haters'lardan, sebepsizce nefret kusan ve "Bir kişidir ne olacak ya" gözüyle bakılan ama binlerce beğeni alan yorumlardan gerçekten canları yanıyor. Yara alıyorlar.
Buna mukabil güzel yorum ve beğeni sayısı artıyor, toplum birbirlerinin yarasını görüyor ve bant yapıştırmak, bandaj sarmak, ilaç olmak için koşuyor.
Beni asıl bozan, içimi altüst eden yorumlar, o kışkırtmalar gerçek bir felakete, bir olumsuzluğa dönüştüğünde, o lafları eden insanların pişmiş pişmiş gülüp hiçbir şey olmamış gibi arkalarını dönüp gitmeleri. Bu tür yorumları yapan insanlarda insaniyet aranmaz ama hayatı ile, yaşantısı ile uyuşmayan fikirlere kalkışanlar var, benim sözüm onlara.
Bir gram pişmanlık duymuyorlar. İşi hemen arsızca "Ee neticede hayat devam ediyor, hâlâ nefes alıyoruz, önümüze bakalım" pişkinliğine getiriyorlar.
Bilmemek, yanılmak, sohbet ederken çelişmek insanidir, eyvallah...
Ama birinin hayatı yanarken ortalığı bulandırıp, sonra hiçbir şey olmamış gibi sırıtarak yürüyüp gitmek? İşte o insanlığa sığmıyor.
Masum insanların katilleri bugün aramızda, fiziken hiçbir şey yapmadılar, sadece klavye başındaydılar. Öldürdükleri ise mezarda.