15 Hoca tarafsızlığı: Eğitimde tarafsızlık, ancak hocanın laik olmasıyla temin edilebilir. Okul papazın veyahut din cemiyetlerine mensup herhangi bir şahsın elinde bulunursa burada tarafsız bir öğreti yapılamaması tabiidir. Adalet ve politik kuvvet diyeceğimiz idare kudreti mekteplerden de evvel dinin elinden…devamı15
Hoca tarafsızlığı: Eğitimde tarafsızlık, ancak hocanın laik olmasıyla temin edilebilir. Okul papazın veyahut din cemiyetlerine mensup herhangi bir şahsın elinde bulunursa burada tarafsız bir öğreti yapılamaması tabiidir. Adalet ve politik kuvvet diyeceğimiz idare kudreti mekteplerden de evvel dinin elinden çıkmıştır. Fakat din adamlarının en ısrar ile ve en uzun zaman tutunduğu yer “mektep” olmuştur. Eğitimin devlet tarafından yapılması bir millî vazife olarak kabul edildiği andan itibaren devlet bu vazifeyi bütün arazisi üstünde yapmaya, yani bir taraftan teşkilat icrasına ve diğer taraftan da hem parasız, hem de müsavi şartlar altında ve herkesin düşüncelerine riayet ederek çocukları okutmaya mecburdur. Devletin kendisi gibi mektebi de ancak laik olabileceği de bu işin laik adamlar tarafından yapılması zorunludur.Avrupa’da bu yolda ilk adımı atan memleket Hollanda’dır. Bu küçük devlet daha 1806 senesinde din tahsilini mekteplerden almış ve mektep dışında din adamlarına vermiştir. Avusturya, İsviçre, Belçika, Birleşik Amerika, İtalya bu prensibi sırasıyla kabul etmişlerdir.Fransa’nın bu noktada biraz geri kalmış olduğu söylenebilir. Bunun tarihi sebepleri vardır: Yukarıda da işaret ettiğim gibi Fransa’da büyük inkılaptan evvel “kongregasyon” adı verilen ve bütün hayatlarını din için nezr eden üyelerden kurulu birtakım cemiyetler vardı. Hükümet bu, hem sayısı hem de zenginlik itibariyle kuvvetli çok ve inkılaptan sonra da yine krallık tarafından korunan cemiyetleri ancak 1904 senesinde sıkı bir kontrol altına alabilmiş, sayıları azaltmıştır. Bu cemiyetlere bağlı olan üyelerin çoğu mekteplerde hoca idiler. Bunlarla Jules Ferr kadar Edgard Quinet de uğraşmıştır. Mektepler laik esaslar dahilinde kurulunca bunların da vazifelerine son verildi.Edgard Quinet yazılarında dedi ki: “Eğer Fransa din ile hürriyeti bir arada yaşatmak istiyorsa, bu zor işle başa çıkmak için başvurulacak tek bir çare vardır: Din ve devletin ayrılması. Eğer Katoliklik cumhuriyet hayatına karışacak olursa bu hayatı bozacaktır. Katoliklik imparatorluk zamanında bu rejimin şanına uydu. Burbonlar avdet edince (dönünce) onların Allah’a dayanan haklarını tekrar söyledi; Lui Filibin anayasasında yer almaya çalıştı; 1849 cumhuriyet hukukuna karıştı. Bir gün sosyalistlerle anlaşamayacağını kim temin edebilir? Devlet onun karşısında daima toplu ve kuvvetli kalmalıdır. Birbirleriyle dahi çarpışan ruhbana eğitim işini nasıl verebiliriz? Böyle olursa memlekette bir millet değil, birtakım tarikatlara katılmış adamlar olacaktır. Sivil hoca ile papaz bir mektepte beraber nasıl çalışır? Sivil hoca kiliseye girince nızı, papaz mektebe girince esareti götürecektir. O halde yapılacak şey nedir? Onları ayırmak! Laik cemiyet vatandaşların birbirlerine karşı olan sevgilerine dayanır. Bu bütün itikatların ve fikirlerin, bütün tarikatların aynı milletin sinesi içinde sulh yoluyla anlaşmasıdır. Sivil hocanın muhtelif dine ve itikada bağlı çocuklara söyleyeceği ve onların kafasında yaşatacağı fikir şudur: "Siz aynı Allah'ın ve aynı vatanın çocuklarısınız!.." İşte laik mektep sulh ve sükunu ve kardeşliği bu suretle koruyacaktır.Buisson der ki: "Laik hocaların nezri yoktur. Onlar meşru çalışmalarıyla, aile hayatından, zevklerinden, ferahlarından, acılarından ve menfaatlerinden serbest vatandaş ve insan istiklalinden vazgeçmeyi hiç kimseye vaat etmemişlerdir ve bunun içindir ki onları benimsemek lazımdır."Jules Ferry eğitim bakanı iken mektebe din dersi vermek için bile papaz giremeyeceğini söylerdi. Fakat buna karşılık hiçbir mektepte dini itikatlara hakaret edilmeyecektir; buna aykırı hareket edecek olan sivil hoca en ağır cezaya çarpılacaktı. Jules Ferry'nin bu hocalara tavsiyesi şu idi: Öğrencilerinize bir kaideden bahsedeceğiniz, herhangi bir atasözü söyleyeceğiniz vakit, söyleyeceğinizden hatta tek bir namuslu adamın incineceğini, tek bir aile babasının memnun kalmayacağını aklınıza getirmiş olursanız ve eğer böyle bir adam tanıyorsanız, sözünüzden vazgeçiniz, o sözü söylemeyiniz, eğer tanımıyorsanız söyleyeceğinizi kuvvetle söyleyiniz!"Mekteplerde din dersleri okutmak münakaşası üzerinde fazla durmadan verebileceğimiz pek kısa bilgi bundan ibarettir. Şunu da ilave etmek lazımdır ki bu hususta muhtelif yerlerde tatbik edilen kaideler birbirinden aykırıdır. Birçok yerlerde devlet mektepleri, eskiden kalan usule göre din öğretimine devam etmişlerdir. Fakat bu iş için zaman ile muhtelif kararlar verilmiş ve ailenin arzularına uyulmuştur: Yunanistan'da umumi mektepler Yunan kilisesine bağlıdır. Fakat isteyenler çocuklarına kendi masraflarıyla başka bir din öğretebilirler.İsveç ve Norveç'te devlet mektepleri resmi kiliseye bağlıdır. Din öğretiminde mecburiyet yoktur.Avusturya'da her umumi mektep din tefriki olmaksızın her çocuğa açıktır. Tedris her dinin papazları tarafından yapılır.İtalya'da umumi mektepler bitaraftır; din dersi zorunlu değildir. Bu dersi de sivil öğretmen okutur. İmtihanı yoktur.Hollanda'da yalnız umumi mektepler değil, devlet parasından yardım görenler de mecburi olarak tarafsızdırlar.İngiltere'de bazı şartlar dahilinde her mektebe devletçe yardım edilebilir ve bu yardımlar asla din öğretimine sarf olunamaz (İskoçya'da ve İrlanda'da böyledir). Hiçbir çocuk din ve iman meselesinden dolayı bir mektebe kayıt ve kabul hakkından mahrum edilemez ve din öğretimine katılmaya mecbur tutulamaz.Birleşik Amerika'da mektepler tarafsızdır. Konfederasyona dahil devletlerin çoğunun anayasaları, din okutan hususi mekteplerin resmi yardım göremeyeceklerini açıkça beyan etmiştir.İsviçre'de 1874 anayasası umumi mekteplere her çocuğun, hangi dine mensup olursa olsun, vicdan ve iman serbestisi zedelenmeden gelebileceğini beyan etmektedir.Kanada'da mertebi belediyeler gibi teşkil ederler. Fakat bir azınlık bu mektebin şartlarından memnun değil ise başka mektep açabilir ve resmi yardımdan kendi hissesine düşen kısmı alır.Macaristan'da çeşitli din cemaatlerinin din mektepleri vardır. Mahalli resmi yardımlar bunlar arasında adaletli bir surette taksim olunur. Böyle bir mektep olmayan yerde komünler tarafsız bir mektep açmaya mecburdurlar.Prusya'da ilk mektepler, dini ne olursa olsun bütün çocuklara açıktı. Bavyera'da da böyleydi ve aynı dine mensup çocuklara ayrıca din dersleri okutulurdu.Eski Rusya'da, şehir mektepleri muhtelif dinlere mensup çocukları kabul ederdi ve din dersi yalnız Ortodoks olanlara verilirdi. Devletin kurduğu köy mektepleri de böyle idi; fakat bunların yanında Ortodoks papazları ile muhtelif cemaatler (Luteryen, Baltık eyaletleri, Müslümanlar) tarafından idare edilen din mektepleri de vardı.Belçika bu meselenin, devlet yardımı bakımından, en çok münakaşa edildiği memlekettir. Orada ilk mektep 1879 kanunuyla laikleştirilmiş, fakat papaz nüfuzundan tamamiyle kurtarılamamış, nihayet bu mekteplerin bakımı komünlere bırakılmıştır. Eğer komün kendi mektebinde din tahsili vermek istemezse, ancak mektep çağında çocukları olan yirmi aile bir araya gelerek hususi bir mektep açılmasını isterlerse orada din dersi de okutabilmek üzere böyle hususi bir mektep de açılması lazım gelir, fakat bu sayının muhafaza edilmesi şarttır, devlet yardımları umumi ve hususi mektepler arasında bölüştürülür.