XIX. asrın başlarında laiklik tabiri üstünde duran içtimaiyatçılar ve hukukçular bunu daha iyi ifade için devlet ile din kurumlarının ilişkilerini üç şekle ayırarak mütalaa etmişlerdir:Devlet din kurumuna tabidir (Teokrasi usulü)Din kurum veya kurumları devlete tabidir veyahut devletle birleşiktir (Hükümdarlık usulü)Din…devamıXIX. asrın başlarında laiklik tabiri üstünde duran içtimaiyatçılar ve hukukçular bunu daha iyi ifade için devlet ile din kurumlarının ilişkilerini üç şekle ayırarak mütalaa etmişlerdir:Devlet din kurumuna tabidir (Teokrasi usulü)Din kurum veya kurumları devlete tabidir veyahut devletle birleşiktir (Hükümdarlık usulü)Din ve devlet birbirinden tamamen ayrıdır (Hürriyet usulü)Bazı müellifler, bir de dördüncü olarak din kurumlarıyla devletin anlaşması usulünü kaydederler ki buna da, yukarıda gördüğümüz veçhile, "Konkorda usulü" adını verebiliriz. Birinci usul dünyada hükmünü senelerce yürüten usuldür ki, özellikle papaların cismani kuvvete malikiyetleri hasebiyle krallara tahakkümü ve bütün devlet işlerini ellerinde tutmalarını sağlamıştır, bugün artık böyle bir şey yoktur.İkinci usul din kurumlarının devlete tabiiyeti usulüdür. Bu, öteden beri Bizans Devleti usulü idi; burada devlet reisi olan imparator dinin de reisi idi. İslamiyette Peygamberimizin dini bir devlet kurduktan ve kendisi bu devletin başında dinin de reisi olduktan ve bu sıfatla cihazlar kazandıktan sonra dört halife ile Emevi Abbasi halifelerinin de din teşkilatını devlet içine alıp tabi kıldıklarını kabul etmek lazımdır. Osmanlı İmparatorluğu'nun da usulü bu idi. Özellikle hilafet Osmanlı padişahlarına intikal ettikten sonra bu vasıf daha iyi anlaşılmıştır. Bununla beraber İslam devletlerinde şeklin daha ziyade birinci usulü uygun olduğu iddiasını ilerisürenler de vardır. Şekil ne olursa olsun, herhalde din ve devlet işleri birbirinden ayrılmış değildir. Bugün Avrupa’da bu ikinci usulü uygun olmak üzere İngiltere’yi gösterebiliriz. Bu memleket 1562’de Protestanlığı kabul ederek “Anglikanizm” adı ile ayrı bir kilise kurmuştur; nazariye itibariyle bunun başkanı kraldır.Üçüncü usul hürriyet usulü dediğimiz şekildir ki bunda devlet ve din kurumları tamamen ayrılmıştır. Buna hürriyet usulü adı verilmiştir. Çünkü hürriyetin emrettiği ve yeni hukuk kaideleriyle uyuşabilen insanların hakkını tam bir surette tanıyan sistem budur ve başta Birleşik Amerika, Fransa, Belçika bulunmak üzere medeniyet yolunda en önde ilerleyen devletlerin sistemi de budur.Bu sistem insan hakkını tam bir surette tanıyan sistemdir, çünkü demokrasi usulü ile idare edilip de içinde muhtelif dinlere salik millet efradı bulunan bir memlekette ne millet meclisi ne de hükümet bu dinlerden herhangi birinin diğerine üstün olduğunu söyleyebilir. Herkes kendi içinin, vicdanının emrettiği dinin doğruluğuna kanidir veyahut yine isteyen hiçbir din ile bağlı bulunmamak hakkına, hürriyetine maliktir. Bu saha insanın öteden beri mücadelesine işaret ettiğimiz vicdan hürriyeti sahasıdır. Bugünkü devletin artık bu sahada yapacağı şey, içinde bulunan haklara sadece hürmetten ibarettir.Sistemini misal olarak aldığımız ve incelediğimiz inkılapçı Fransa’da bile bu hakikatler hep tekrar edildiği halde bugünkü hale geliş pek kolay olmamıştır. Üçüncü Cumhuriyet’e girildikten sonra her şey laikliğe doğru yürüdüğü halde memleket daha uzun seneler -hukuk bakımı durumundan- din ve devlet işlerinin ayrılığına kavuşamamış, bu hadise ancak 1905 kanunu ile temin olunmuştur.