Spoiler içeriyor
Temelde çok güçlü bir fikirle başlıyor yasaklı kitapların olduğu, insanların düşünceleri nedeniyle cezalandırıldığı ve baskıcı bir Krallık düzeninin hüküm sürdüğü bir dünya. Eftalya’nın babasını kurtarma çabasıyla sistemle karşı karşıya gelmesi ve ardından Tugay’la yollarının kesişmesi oldukça merak uyandırıcı bir giriş…devamıTemelde çok güçlü bir fikirle başlıyor yasaklı kitapların olduğu, insanların düşünceleri nedeniyle cezalandırıldığı ve baskıcı bir Krallık düzeninin hüküm sürdüğü bir dünya. Eftalya’nın babasını kurtarma çabasıyla sistemle karşı karşıya gelmesi ve ardından Tugay’la yollarının kesişmesi oldukça merak uyandırıcı bir giriş sunuyor. Ancak ilerledikçe bu güçlü fikrin, kurulan dünyanın içinde tam anlamıyla karşılık bulamadığını düşünüyorum.
Beni en çok rahatsız eden noktalardan biri Eftalya’nın işlediği cinayetti. Hayatında ilk kez bir insan öldüren karakterden bahsediyoruz ve soruşturmanın odağı haline gelmemesi bana gerçekçilikten uzak geldi ya. Üstelik öldürdüğü kişi Krallığın önemli bir ismiydi! hatta olay kalabalık bir ödül töreninde gerçekleşiyor. Buna rağmen hiçbir kamera kaydı, hiçbir şüphe oluşmaması tamamen karakteri güçlü göstermek isterken inandırıcılığı zayıflatmış resmen.
Eftalya’nın karakteri genel olarak da bana bir avukat gibi hissettirmedi. Kitapta zeki, başarılı ve mesleğinde güçlü biri olarak anlatılıyor ama davranışları çoğu zaman bunu desteklemiyor. Yer yer fazla çocuksu ve yüzeysel tepkiler vermesi, anlatılan karakter ile gösterilen karakter arasında bir kopukluk yarattı bende.
Tugay karakteri ise kitabın en çekici tarafı gibi görünse de bana göre fazlasıyla idealize edilmiş. Hiç sevemedim kendisini Daha çok Giray favorim. Sevdiği kadın için her şeyi yapan, sürekli etkileyici cümleler kuran ve güçlü bir romantik erkek figürü olarak çizilmiş. Ancak bu durum bir noktadan sonra onu gerçek bir karakterden çok, okuyucunun beğenisine göre tasarlanmış bir figüre dönüştürüyor bana kalırsa. Ayrıca örgüt lideri kimliğiyle bazı davranışlarının çelişmesi, hikâyenin direniş kısmından çok romantik tarafını öne çıkarıyor.
Aile ilişkilerinde de benzer bir tutarsızlık var. Eftalya’nın annesinin yıllarca süren şiddeti anlatılırken, babasının ona çok düşkün olmasıyla bu durumun aynı ev içinde sürmesi inandırıcı gelmiyor. Bu kadar ciddi bir istismarın fark edilmemesi ya da müdahale edilmemesi baba-kız ilişkisini zayıflatıyor baya kızına gerçekten bu kadar bağlı olan bir babanın yıllarca süren bu duruma sessiz kalması bana mantıklı gelmedi.
Bir diğer problem Krallık sisteminin kendi içinde tutarsız işlemesi. Bir yanda kitap okuduğu için insanların idam edildiği son derece baskıcı bir düzen var, diğer yanda ise yıllardır rejime karşı savaşan bir örgüt lideri olan Tugay Çeviker'in oldukça rahat hareket edebilmesi ve kanıt yetersizliğiyle korunması var. Bu iki uç durum aynı sistem içinde net bir şekilde açıklanmıyor. Bu da ister istemez bende bu sistem gerçekten güçlü mü, yoksa sadece hikâyeye göre mi şekilleniyor? sorusunu doğuruyor çünkü aynı sistem konu Tugay'a geldiğinde oldukça zayıf görünüyor.
Hapishane sahneleri de ikna edici değildi. Tugay’ın gardiyanlarla ilişkileri, mektuplaşmaların rahatlığı ve genel serbestliği anlatılan baskıcı sistemle çelişiyor. Aynı şekilde sürekli denetim vurgusu yapılan bir dünyada iletişimin bu kadar açık olması tutarlılığı zedeliyor.
Bir diğer dikkat çeken nokta Tugay’ın kolu ve sonrasında verilen protez meselesi... Son derece acımasız olduğu söylenen bir sistemin bir yandan ağır cezalar verirken diğer yandan bu tür insani detaylar göstermesi, bana daha çok okuyucunun duygusunu yönetmek için eklenmiş gibi geldi.
Kitap boyunca özellikle travmaların ve duygusal geçmişin tekrar tekrar vurgulanması da bir süre sonra etkisini kaybettiriyor. İlk başta güçlü olan duygusal etki, tekrarlandıkça hikâyeyi ileri taşımaktan çok yavaşlatıyor. Sürekli tekrarlandıkça benim üzerimdeki etkisini yitirdi, bazen okuyucunun bazı şeyleri kendi kendine anlamasına da alan bırakılması gerektiğini düşünüyorum.
Genel olarak Krallık sistemi de zaman zaman kendi içinde çelişiyor: bir sahnede her şeyi kontrol eden mutlak bir güç gibi, başka bir sahnede ise önemli olayları kaçıran zayıf bir yapı gibi davranıyor. Bu da hikâyedeki tehlike hissini azaltıyor. Yani yeri gelince katı, yeri gelince çekiliyor mu bu baskıcı Krallık bunu mu anlamamız gerekiyor?
Evet, bunun bir kurgu olduğunun farkındayım zaten kurgu olduğu için okuyoruz. Ancak kurgu olmak, tutarsızlıkları serbest bırakmak anlamına gelmez. Bir yazar kendi dünyasını kurarken o dünyanın kurallarını da belirler. Okuyucunun beklentisi gerçeklik değil, tutarlılıktır. Eğer bir sistem hem her şeyi gören hem de en temel olayları kaçıran bir yapı olarak yazılıyorsa ya da bir yandan aşırı baskıcıyken diğer yandan kritik noktalarda etkisiz kalıyorsa, bu durum hikâyenin inandırıcılığını zedeler.
Bu yüzden benim için kötü bir kitap değil; aksine güçlü bir fikir taşıyan ama bu fikri kurgu tutarlılığı açısından tam olarak taşıyamayan bir kitap. Aslı Arslan’ın dili akıcı ve okuması sürükleyici olsa da, olay örgüsü ve dünya kurgusu çoğu zaman bu güçlü fikri desteklemek yerine zayıflatıyor. Bu nedenle kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey daha çok duygudan ziyade soru işaretleri oldu.
Sonuç olarak güçlü bir distopyadan çok, distopik bir zemin üzerine kurulmuş romantik bir kurgu olarak görüyorum. Çünkü kitap bana sistemi ve isyanı anlatmaktan çok, Eftalya ile Tugay’ın ilişkisini merkezde tutan bir hikâye sundu.
Not: Eğer bazı olayları anlatırken ilk kitap ile ikinci kitap arasında karışıklık olduysa kusura bakmayın. Serinin iki kitabını da okudum ve finalini de biliyorum. Bu yüzden bazı sahnelerin hangi kitapta geçtiğini net olarak ayırmadan, hikâyeyi bir bütün olarak değerlendirerek yorum yaptım. Eleştirilerim tek bir kitaptan ziyade serinin genel tutarlılığına yöneliktir İkinci seriye de geleceğim zaten.