Spoiler içeriyor
Çok çelişkili bir kitaptı bitirdiğimde üzülmüştüm ama tatmin olmamıştım. Ağır kayıplar yaşanıyor, karakterler parçalanıyor, insanlar ölüyor, Krallık yıkılıyor ama buna rağmen final bana tamamlanmış hissettirmedi. Bunun sebebi de kitabın özgürlük hikâyesi olarak başlayıp giderek bir aşk ve yas hikâyesine dönüşmesi.…devamıÇok çelişkili bir kitaptı bitirdiğimde üzülmüştüm ama tatmin olmamıştım. Ağır kayıplar yaşanıyor, karakterler parçalanıyor, insanlar ölüyor, Krallık yıkılıyor ama buna rağmen final bana tamamlanmış hissettirmedi. Bunun sebebi de kitabın özgürlük hikâyesi olarak başlayıp giderek bir aşk ve yas hikâyesine dönüşmesi.
Öncelikle şunu söylemem gerekiyor: Kitabın en büyük problemi Tugay ve Eftalya'nın hikâyeyi tamamen ele geçirmesi. Çünkü aslında ortada çok daha büyük bir hikâye var. İnsanların kitap okuduğu için öldürüldüğü, çocukların ailelerinden koparıldığı, düşünmenin suç sayıldığı bir düzen var. İlk kitabın sonunda beklentim ikinci kitabın bu düzenin çöküşüne odaklanmasıydı. Ama ikinci kitapta Krallığın yıkılışından çok karakterlerin birbirlerine ne hissettiğini okuyoruz.
Mesela Defne'nin ihaneti bence kitabın en güçlü olaylarından biri. Çünkü ilk kez birisi çıkıp BL'nin de masum olmadığını söylüyor. Defne'nin siz de insanları öldürdünüz çıkışı aslında bütün hikâyenin sorgulaması gereken nokta. Eftalya'nın buna itiraz edememesi de önemli. Çünkü gerçekten de savaş boyunca sadece Krallık değil BL de insanların hayatını etkiliyor. Fakat kitap bu konuyu açıyor ve sonra bırakıyor. Oysa ben burada çok daha büyük bir yüzleşme bekliyordum. Çünkü bir direniş örgütünün haklı olması onun kusursuz olduğu anlamına gelmez.
Defne konusunda da okurların fazla sert davrandığını düşünüyorum. Çünkü onun hikâyesini dinlediğimizde olay basit bir ihanet olmaktan çıkıyor. Ufuk'un başına gelenler kitabın en karanlık ve en korkunç kısmı olabilir. Bir insanın yönelimi yüzünden yıllarca kapatılması, ilaçlarla kişiliğinin silinmesi, işkence görmesi ve sonunda yaşayan bir propaganda makinesine dönüştürülmesi gerçekten dehşet verici. Burada Krallığın ne kadar korkunç olduğunu ilk kez gerçekten hissediyoruz. Ama ilginç olan şu ki, bu kadar korkunç bir olay yaşanmasına rağmen kitap yine dönüp dolaşıp Tugay ve Eftalya'nın ilişkisine geri dönüyor.
Giray ise bana göre kitabın açık ara en iyi karakteri. Hatta dürüst olmam gerekirse finalden sonra Tugay değil Giray aklımda kaldı. Çünkü Tugay ve Eftalya sürekli kahramanlaştırılıyor. Giray ise insan kalıyor. Defne'nin ihanetiyle yıkılıyor, kardeşini korumaya çalışıyor, Tugay'ın dağılmasını izliyor, Eftalya'nın ölümünü görüyor ve bütün bunlara rağmen yaşamaya devam ediyor. Finalde Nida'nın Bir daha onları göremeyeceğim değil mi? sorusuna cevap verememesi bile bana Tugay'ın bütün konuşmalarından daha gerçek geldi. Çünkü orada devrim yok, kahramanlık yok, sadece kayıp var.
Tugay karakterine gelirsek, benim asıl problemim burada başlıyor. Çünkü kitap boyunca Tugay neredeyse kusursuz bir figür gibi yazılıyor. Herkes ona hayran, herkes onu takip ediyor, herkes onun sözlerinden etkileniyor. Bir noktadan sonra bir insan değil de sembol gibi durmaya başlıyor. Bunun en büyük örneği finalde halka bıraktığı CD. Konuşma etkileyici mi? Evet ama aynı zamanda çok ironik.
Çünkü CD boyunca Tugay insanlara yaşamayı, özgürlüğü korumayı, cesur olmayı anlatıyor. Çocukların korkmadan büyümesini istiyor. İnsanlara özgürlüğün artık onların olduğunu söylüyor. Hatta özgürlüğün gerçek sahibinin halk olduğunu vurguluyor. Eftalya'yı adaletin sesi olarak anıyor ve uğruna öldükleri değerlerin yaşatılmasını istiyor.
Ama sonra ne yapıyor? Kendisi yaşamıyor. İşte finalin bence en büyük çelişkisi burada. Çünkü konuşmanın tamamı yaşama ve mücadele etme çağrısı. Ama konuşmayı bırakan kişi birkaç saat sonra intihar ediyor. Bu yüzden ben finalin verdiği mesajla yaptığı şey arasında büyük bir kopukluk olduğunu düşünüyorum.
Eftalya'nın ölümüne gelirsek, ben onun ölmesine karşı değilim. Hatta bu kadar ağır bir hikâyede herkesin hayatta kalması daha yapay olurdu. Eftalya'nın asılarak öldürülmesi acımasız ama hikâyenin tonuna uygun. Asıl güçlü olan taraf da Eftalya'nın son anda korkması. Çünkü birçok romanda karakterler ölüm karşısında aşırı sakin yazılır. Burada ise gerçekten ölmek istemiyor. Kurtarılmak istiyor. Yaşamak istiyor. Bu kısmı oldukça gerçek buldum.
Fakat Eftalya'nın ölümünden sonra yaşananlar beni daha çok düşündürdü. Çünkü Eftalya son anlarında bile Tugay'a savaşı kazanmasını söylüyor. Yaşamaya devam etmesini söylüyor. Ama Tugay bunu yapmıyor. Krallık yıkılıyor. Demokrasi geliyor. Halk kazanıyor. Yıllardır uğruna savaştıkları amaç gerçekleşiyor. Ve tam bu noktada Tugay uçağı düşürerek hayatına son veriyor.
İşte burada ben hikâyenin cesur davranmadığını düşünüyorum. Çünkü asıl zor olan Eftalya'nın yanına gitmek değil. Asıl zor olan Eftalya olmadan yaşamaktı. Asıl zor olan özgürlüğü kazandıktan sonra o özgürlüğün yükünü taşımaktı. Asıl zor olan bütün kayıplarla hayatta kalmaktı. Ve bunu yapan kişi Tugay değil Giray oluyor. Bu yüzden bana göre kitabın sonunda en güçlü karakter Tugay değil Giray.
Çünkü Tugay ölümü seçiyor. Giray ise yaşamayı. Kitabın son sayfalarındaki sahneler de bunu destekliyor. Tugay ve Eftalya artık gazetelerde kalan isimler hâline geliyor. Ama hayata devam etmek zorunda kalan kişi Giray oluyor. Nida'nın yanında duran kişi Giray oluyor. Kayıpların yükünü taşıyan kişi Giray oluyor.
Bir başka eleştirim de Krallığın yıkılışının beklediğim kadar güçlü işlenmemesi. İki kitap boyunca devasa bir rejim görüyoruz. İnsanlar kitap okudukları için öldürülüyor. Her yere korku hâkim. Ama son aşamada ben Krallığın çöküşünü karakter ölümleri kadar etkili hissedemedim. Eftalya'nın ölümünü, Tugay'ın intiharını, Defne'nin hikâyesini detaylı okuyoruz ama yeni düzeni, halkın geleceğini, sistemin dönüşümünü aynı ağırlıkta göremiyoruz.
Bu yüzden kitap bittiğinde aklımda kalan şey özgürlük değil, Adnan değil, Krallık değil, Devrim değil, Eftalya'nın darağacındaki korkusu, Giray'ın çaresizliği, Tugay'ın yıkılışı, Nida'nın ağlaması.
Yani kitap bana özgürlüğün kazanılmasını değil, özgürlüğün bedelini hatırlattı.
En iyi karakteri Giray, en trajik karakteri Ufuk, en tartışmalı karakteri Defne. Ve onu da çok sevdim. Tugay ve Eftalya ise hikâyenin merkezinde olmalarına rağmen benim için en ilginç karakterler olmadılar. Çünkü finalde asıl güç, kaybetmesine rağmen yaşamaya devam edenlerdeydi. Bu yüzden kitabı kapattığımda aklımda kalan cümle şu oldu:
Krallık yıkıldı, özgürlük kazanıldı ama bu hikâyenin gerçek yükünü taşıyan kişi Tugay değil, Giray'dı.