SONUÇ OLARAK LAİKLİĞE AYKIRI HAREKETLERYazan: Dr. Sahir ERMANİstanbul ÜniversitesiCeza Hukuku veCeza Usul Hukuku DoçentiAtatürk inkılapları memleketimizin siyasi, içtimai ve iktisadi sahasında hiçbir yerde görülmemiş değişiklikler vücuda getirirken, bütün bu olup bitenlerin hukuk sahasında bir in'ikası olmaması, belki bize has birtakım…devamıSONUÇ OLARAK LAİKLİĞE AYKIRI HAREKETLERYazan: Dr. Sahir ERMANİstanbul ÜniversitesiCeza Hukuku veCeza Usul Hukuku DoçentiAtatürk inkılapları memleketimizin siyasi, içtimai ve iktisadi sahasında hiçbir yerde görülmemiş değişiklikler vücuda getirirken, bütün bu olup bitenlerin hukuk sahasında bir in'ikası olmaması, belki bize has birtakım hükümlerin kanunlarımızda yer almasına sebebiyet vermemesi imkânsızdır. Nitekim memleketimiz büyük bir hukuk reformuna mazhar olmuş, o zamana kadar Şark'tan ve daha ziyade din esaslarından mülhem olan mevzuatımız, Garp dünyasındaki mütemeddin mevzuat model ittihaz edilerek yeni baştan vücuda getirilmiş ve bu sebeple de dini düşüncelerden müstakil bir hukuk doğmuştur.Ancak bu hukuk reformunun bir gayesi daha vardı ki, o da yapılan bütün inkılapları yerleştirmek, bunlara muhalefet etmeyi önlemek ve menetmekten ibaretti. Diğer bir tabirle yalnız bir hukuk sisteminin değiştirilmesiyle iktifa olunmamış, aynı zamanda eski sisteme avdeti ifade edebilecek her türlü irtica hareketleri de hukuka aykırı telakki edilmek suretiyle menedilmek istenmiştir. Devlet, inkılapları yerleştirmek ve halka mal etmek hususundaki iradesini hukuk kaideleri halinde formülleştirmiştir. Devlet iradesinin fertlere tahmil edilmesi ve bu iradeye riayetin temin olunması hususunda devletin elindeki en müessir vasıta da cezadır. Onun içindir ki, din ile dünya işlerini ayırmak gibi temel bir esastan hareket eden inkılap hareketine girişen devlet, bu hareketi en ziyade baltalayabilecek olan başlıca irtica fiillerini ceza tehdidi altına almayı ihmal etmemiştir. Bu suretle birçok laikliğe aykırı hareketler birer suç haline gelmişlerdir.Bu suçlardan bazıları hususi kanunlarda yer almıştır. Mesela dini kıyafetle umumi yerlerde gezinmek hususu bir kanunla suç addedilmiştir. Birçok mezheplerin yer aldığı ve bir adami olmanın bir nevi imtiyaz sayıldığı birtakım safdillerin dolandırılmalarına yol açtığı memleketimizde hem mezhep ihtilaflarının önlenmesi hem de halkın aldatılmaması bakımından bu hükmün ne kadar yerinde olduğunu açıklamaya ihtiyaç görmemekteyiz.Buna mukabil diğer birçok laikliğe aykırı hareketler Ceza Kanunu ile suç haline sokulmuşlardır. Mesela dini bir yazı olan Arap harflerinin yerine Türk harflerinin ikamesine dair kanun çıkınca, bu konuda cezai bir müeyyide olmadığı ve binnetice Arap harfleriyle yazı yazmanın önüne geçilemeyeceği anlaşılınca Ceza Kanunu'nun 526'ncı maddesine bir fıkra eklenmiş ve Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkındaki kanuna muhalefet etmenin bir suç olduğu tespit edilmiştir. Yine yanlış bir zehap neticesinde kendisine dini bir vasıf izafe edilen fes ve sair serpuşların terkedilip bunların yerine şapka giyilmesini emreden kanunda da bir ceza tehdidi bulunmadığı görülünce, aynı 526'ncı maddeye şapka iktisası hakkındaki kanuna muhalefetin cezalandırılacağına dair bir hüküm de konulmuştur.Laik inkılabın en müessir olduğu sahanın aile hukuku olduğu şüphe götürmez: Şer'i esaslara aykırı olarak tek karılı evlenmeyi ve hakimin kararı olmaksızın boşanmamayı kabul eden Medeni Kanun, başlı başına kifayet edemezdi. Nitekim Ceza Kanunu'nun 237'nci maddesi aralarında resmi nikâh olmayan iki kişi hakkında evlenmenin dini merasimini icraedenlerle, kendileri hakkında böyle bir merasim yaptıranları cezalandırmıştır.Laiklik demek, en kısa ve beliğ ifadeyle, devlet işiyle din işini birbirinden ayırmak olduğuna göre, laik bir hukuk nizamının başlıca iki vazifesi olmak icap ederdi: Bunlardan birincisi her türlü dinin yine her türlü müdahaleden azade olarak serbestçe icra edilmesi, yani devletin din işlerine -amme menfaati zaruri kılmadıkça- karışmaması; ikincisi de din mensuplarının devlet işlerine müdahale etmemesi, devlet idaresinde dini mülahazaların rol oynamamasıdır.Bu vazifelerden birincisini yine Ceza Kanunu üzerine almıştır. Nitekim kanunumuzun 177’nci maddesi ibadethanelere konulmuş abide vesair eserlerin bozulmasını veya telvis edilmesini cezalandırmıştır. Keza, devletçe tanınmış olan dinlerden birini tahkir maksadıyla mabetlerde bulunan eşyanın yıkılması, bozulması, izrar edilmesi suç sayıldığı gibi, ruhani memurlar hakkında şiddet istimali veya bunların tahkiredilmesi yahut dili ile tecavüze maruz bırakılmaları da cezalandırılmıştır. Nihayet yine Ceza Kanunumuz devletçe tanınmış dinlerden birini tahkir maksadıyla dini ayinin yahut ibadet ve ayinin icrasının men veya ihlal olunmasını ceza tehdidi altına almış olduğu gibi, bu fiillerin cebri şiddet veya tehdit vasıtasıyla yahut yayınlama yolu ile işlenmesi halinde cezayı artırmıştır.Görüleceği veçhile kanun dinler arasında bir tefrik yapmadığı ve herhangi bir dini diğerinin karşısında imtiyazlı addetmediği cihetle, tam laik bir zihniyetle hareket etmiş bulunmaktadır. Maddelerde kullanılan “Devletçe tanınmış din” tabiri ise, mehazdan iktibas sırasında yapılmış bir hata olsa gerektir, çünkü devletimizin bir resmi dini olmadığı gibi, muayyen bir dinin devletçe resmen tanınmış olmasına lüzum yoktur.Dedik ki, laikliğin ikinci cephesi din adamlarının ve dini düşüncelerin devlet işlerine karışmamasından ibarettir. İşte bunu temin etmek içindir ki, Ceza Kanunumuz muhtelif hükümler getirmiş bulunmaktadır.Bu hükümlerin bir kısmı Ceza Kanunumuzun 241 ve müteakip maddelerinde yer almıştır. Bu maddelere göre imam, hatip, vaiz, rahip, haham gibi dini reislerden birinin vazifesini ifa sırasında alenen hükümet idaresini ve devlet kanunlarını ve hükümet icraatını kötülemesi ve küçümsemesi cezalandırmış; yine bu kimselerden birinin sıfatlarından faydalanarak hükümet idaresini, kanun nizam ve emirleri ve dairelerden birine ait vazife ve salahiyetleri kötülemeye veya küçümsemeye veya halkın kanunlara yahut hükümet emirlerini icraya veya memuru memuriyet vazifesi icabına karşı itaatsizliğe tahrik ve teşvik etmesi suç sayılmıştır.