●Nilgün Marmara bu tezinde sadece Sylvia Plath'ı anlatmıyor; aynı zamanda şiir, delilik, ölüm, intihar ve kadınlık arasındaki ilişkiyi de tartışıyor Plath üzerinden ve bölüm bölüm şeklinde gidiyor: 1. Gizdökümcü Tür Nedir? Plath Bu Türün Neresindedir? Gizdökümcü şiir: Şairin kendi iç…devamı●Nilgün Marmara bu tezinde sadece Sylvia Plath'ı anlatmıyor; aynı zamanda şiir, delilik, ölüm, intihar ve kadınlık arasındaki ilişkiyi de tartışıyor Plath üzerinden ve bölüm bölüm şeklinde gidiyor:
1. Gizdökümcü Tür Nedir? Plath Bu Türün Neresindedir?
Gizdökümcü şiir: Şairin kendi iç dünyasını, travmalarını, korkularını, suçluluklarını ve ruhsal yaralarını doğrudan şiire taşıdığı şiir anlayışıdır.
Nilgün Marmara'ya göre:
Bu şairler bilinçaltına inmeye çalışırlar.
Kendi karanlık yanlarından kaçmazlar.
Acılarını gizlemek yerine açığa çıkarırlar.
Bu türün önemli isimleri:
Robert Lowell
Anne Sexton
Sylvia Plath
Allen Ginsberg
Marmara'ya göre Plath tam anlamıyla bir gizdökümcü şairdir çünkü: Kendi acılarını şiirin merkezine koyar. Şiirlerinde ölüm saplantısını açıkça işler.
Babasıyla ilişkisini, evliliğini, öfkesini ve intihar düşüncelerini gizlemez.
Ama Marmara'nın önemli bir vurgusu var:
Plath sadece kendini anlatmaz. Kendi acısını insanlığın ortak acısıyla birleştirir.
Bu yüzden Auschwitz, Dachau, Hiroşima gibi imgeler kullanır.
Yani: "Ben acı çekiyorum" demekten çok, "insanlık acı çekiyor ve ben bunun içindeyim" demeye çalışır.
2. İntihar ve Sanat Arasındaki İlişki
Bu bölüm tezin merkezidir.
Marmara'nın temel sorusu: Bir sanatçı neden ölümü bu kadar düşünür?
Ona göre yaratmak başlı başına acılı bir süreçtir.
Sanatçı: dünyaya uyum sağlayamaz,
daha fazla hisseder, daha fazla düşünür,
daha fazla yara alır. Bu nedenle bazı sanatçılar: deliliğe, umutsuzluğa, intihara
yaklaşabilir.
Marmara burada Freud ve Sartre'dan yararlanır.
Freud, İnsanda iki temel dürtü vardır:
yaşama dürtüsü ve ölüm dürtüsü
Bazen ölüm dürtüsü baskın hale gelir.
Sartre
İntihar: "Dünyada var olmanın başka bir yoludur." Yani kişi ölümü seçerek son kez kendi özgürlüğünü kullanır.
Marmara'nın Plath hakkındaki yorumu çok çarpıcıdır: Plath şiir yazarak ölümü yenmeye çalışmıştır.
Fakat sonunda: Şiir kazanamamış, ölüm kazanmıştır.
Bu yüzden Marmara Plath'ın hayatını:
ölüme karşı verilmiş büyük ama kaybedilmiş bir savaş olarak görür.
3. Kadın Şiiri ve Sylvia Plath
Bu bölümde Marmara kadın şairlerin ortak özelliklerini inceliyor. Ona göre kadın şiirlerinde sık görülen temalar:
aşk, ölüm, yalnızlık, beden
yabancılaşma, anne-çocuk ilişkisi
kadınlık deneyimi
Marmara özellikle Plath ile Emily Dickinson arasında bağlantı kuruyor.
İkisi de: ölümü sürekli düşünür,
ölümden korkarlar ama aynı zamanda ona çekilirler, ölümü bir son değil, gizemli bir dönüşüm olarak görürler.
Plath'ın şiirlerinde ölüm sadece yok olmak değildir.
Ölüm bazen: özgürleşmek, kurtulmak,
yeniden doğmak anlamına gelir.
Özellikle Lady Lazarus şiirinde ölümden sonra yeniden doğan bir figür yaratır.
4. Düzyazıları ile Şiirleri Arasındaki Fark
Marmara burada ilginç bir şey söylüyor:
Plath aslında şiirden çok romancı olmak istemiştir. Fakat kendisi de düzyazıda zorlandığını hisseder.
Örneğin: The Bell Jar (Sırça Fanus)
önemli bir eser olsa da Marmara'ya göre asıl büyük başarısı şiirdedir.
Çünkü şiirde: daha özgürdür, daha yoğun konuşur, daha dürüst olur.
Romanlarında ve mektuplarında bazı şeyleri saklayabilir. Ama şiirlerinde saklanamaz.
Marmara'nın görüşüne göre gerçek Sylvia Plath'ı görmek istiyorsak şiirlerine bakmalıyız.
5. Şiirlerinin Kronolojik Gelişimi
Bu bölümde Marmara Plath'ın şiirlerinin zamanla nasıl değiştiğini anlatıyor.
İlk dönem
Ölüm korkusu vardır. Ölüm dışarıdadır.
Henüz yaklaşmamıştır.
Örneğin "Takip" şiirindeki panter:
korku, ölüm, karanlık sembolüdür.
Orta dönem
Ölüm artık sadece korku değildir.
Bir düşünceye dönüşür.
Şair ölümle konuşmaya başlar.
Doğa, deniz, yalnızlık gibi imgeler artar.
Son dönem (Ariel dönemi)
Burada ölüm neredeyse kabul edilmiştir.
Marmara'ya göre:
Babacığım
Leydi Lazarus
Ateş 40 Derece
Kenar
gibi şiirlerde Plath artık ölümle mücadele etmez. Onu şiirin merkezine yerleştirir.
Özellikle Kenar (Edge) şiiri Marmara için çok önemlidir.
Çünkü burada ölüm: sakin, soğukkanlı,
tamamlanmış bir olay gibi görünür.
Tezin Sonucu
Nilgün Marmara'nın vardığı sonuç şu:
Plath'ın şiirlerini sadece "intihar eden bir kadının şiirleri" olarak okumak yanlıştır.
Çünkü: kişisel acısını evrensel acıya dönüştürmüştür, kendi yaralarını insanlığın yaralarıyla birleştirmiştir,
ölüm fikrini büyük bir şiir malzemesine çevirmiştir. Fakat Marmara'nın en hüzünlü tespiti şu: Plath sonunda şiirlerde kurduğu ölüm estetiğini kendi hayatında da gerçekleştirmiştir.
Yani Marmara'ya göre Plath'ın intiharı, şiirlerinden tamamen kopuk bir olay değil; uzun yıllardır şiirlerinde işlediği ölüm temasının son noktasıdır.
Bu tezde aslında Nilgün Marmara'nın kendisini de görmek mümkündür. Çünkü Marmara, Plath'ı incelerken yalnızca bir edebiyat araştırmacısı gibi değil, ölüm, yalnızlık ve varoluş meseleleriyle kişisel olarak ilgilenen bir şair gibi de konuşur. Bu yüzden tez bazen akademik bir çalışma olmaktan çıkıp Plath'la kurulmuş çok derin bir ruhsal diyaloğa dönüşür.
Bu kitabı okumaya başlarken aynı zamanda Sylvia'yı anlatan bir filme de başladım bugün ama sanırım bitmesi yarına kaldı. Bu kitapla yani tezle neredeyse aynıydı. Bu arada Ted Hughes'a yani Sylvia'nın kocasına hiç değinmedim. Oysa o çok etkili olmuş Sylvia'nın hayatında. Sylvia'nın Ona olan aşkına ve ona bağladığı belki son umuduna hiç değinmedim. Bir insana, bir erkeğe ya da bir ilişkiye, aşka her neyse işte son umudunu bağlamak ne zor ve ne acı... Üstelik öyle bir umut ki iki çocuk, iki can getiriyorsun kendinden bu dünyaya ama yine de olmuyor, yine de tutunamıyorsun dünyaya, yaşamaya çünkü son umudun da elinde patlıyor ve sen zaten hep uçurumun dibindesin.
Başlangıç/Bitiş:
10 Haziran Çarşamba
11 Haziran Perşembe
Alıntılar... belki sonra yorumda?..
Açıkcası Sylvia'yı sevip yakın bulsam da ne onun ne Nilgün'ün (ki Nilgün'ü de severim) şiirlerini yeteri kadar anlayamıyorum, anlaşılması zor. Oysa onların kendilerini, ne hissettiklerini, nasıl baktıklarını anladığımı, hissettiğimi düşünüyorum...