Spoiler içeriyor
“Hepimiz son yarım yüzyılda tek bir sancıdan başka bir şey olmadık; işte bugünkü bu sancı biziz; bu sancı artık bizim haletiruhiyemizdir. Yepyeni sistemlerimiz var, yepyeni bir dünya görüşümüz ve dünya dolaylarına dair gerçekten de en harika ve yepyeni bir görüşümüz…devamı“Hepimiz son yarım yüzyılda tek bir sancıdan başka bir şey olmadık; işte bugünkü bu sancı biziz; bu sancı artık bizim haletiruhiyemizdir. Yepyeni sistemlerimiz var, yepyeni bir dünya görüşümüz ve dünya dolaylarına dair gerçekten de en harika ve yepyeni bir görüşümüz var ve yepyeni bir ahlakımız var ve yepyeni bilimlerimiz ve sanatlarımız var. Başımız dönüyor, üşüyoruz.”
🍂📚
Bütün eylemlerimizin sonucunda anlaşılma ve sevgi ihtiyacımız yatar. Tüm bunları red eden insanları anladım hep, onları okumaya gayret ettim. Asla bir yazarı ya da kitabı kendimizle özdeşleştirmemeliyiz ama nitekim kimi okuyucu benim gibi saplantılıdır, böyledir aidiyet duymazlar ve oldukları yerden çevrelerinden muzdariplerdir. Kurtulmak için kitaplar okuruz, kitaplar bize iyi gelsin diye okuruz! Bu fikri hiç sevmem, bir kitap beni sarsmalı beni bir önceki halimden kurtarmalı. İşte Thomas Bernhard’ın kendisi değil yazdıklarıyla benim için öyle bir yazardır. ‘Hakikatin İzinde’ söyleşi kitabında yazarın ülkesi Avusturya’ya karşı olan nefretinin nedenleri, bu toplumdaki insanların içlerini anlattığında ülkem ile arasında hiçbir fark görmedim. Sanki bizi anlatıyordu. Bernhard sadece nefesimi kesen soluksuz düzyazılar yazan biri değil, tiyatro oyunu yazan ve müzikle uğraşan birisiydi. Hiç evlenmesede kendisinden otuz yedi yaş büyük, ileriki yaşamı için büyük etkisi olan ve hayatının merkezine koyduğu hemşire Hedwig Stavianicek ismini geçirmeden bahsediyor kitapta. Oldukça dışarı kapalı yaşamasına rağmen Bernhard ve Stavianicek birçok ülkeye seyahat etmişler ve Bernhard’ın tanınmasında çevresiyle destek olmuştur. Kitaplarında soluksuz bahsettiği, kasvet, nefret, intihar gibi kavramlar yazara sorulduğunda,”Daha kimsenin benim kitaplarımı okuyarak bunu yapmadı. Ben de yapmadım,” diye, muzip bir cevap vermektedir.
🍂
“Bazen kendime diyorum ki, istikrarsızlığım her biri farklı farklı olan atalarımdan bana miras kalmış: Atalarım arasında çiftçiler, filozoflar, işçiler, yazarlar, dâhiler ile aptallar, vasat küçük burjuvalar ve hatta suçlular bile vardı. Bütün bu insanlar içimde varoluşlarını sürdürüyor ve birbirleriyle mücadele etmeyi bırakmıyorlar. Sabah ayna karşısında tıraş olurken kendimi hâlâ öldürmemiş olmam yalnız ve yalnız ödlekligimdendir.”
🍂
“Hayat, saçmalıkları yan yana dizmektir, hemen hiç anlam yoktur, sadece saçmalık vardır. Kim olursa olsun. Bunlar mükemmel, sözümona mükemmel insanlarmış, benimki de dahil adları şuymuş, buymuş, fark etmez, Cioran, aforizmalar. Hepsi zavallıca.. Yazmak uyuşturucudur.”
🍂
“Her şey son derece felsefi ve dayanılmaz bir ön hikâyeden ibaret. Çağlar ebleh, içimizdeki şeytani unsur budalalık ve gaddarlık unsurlarının günlük zaruret halini aldığı süregiden bir anavatan zindanı. Devlet durmadan başarısızlığa, halk biteviye kepazeliğe ve akli yetmezliğe mahküm bir yapı.
Hayat filozofların yaslandığı, nihayetinde her şeyin çıldırmak zorunda olacağı bir umutsuzluk.”
🍂
“Masalların zamanı geçti, şehir ve devlet masallarının ve tüm o bilimsel masalların; felsefi olanlar da dahil; artık hayaletler alemi yok, evrenin masallık bir yanı kalmadı; en güzel masal olan Avrupa ölü; işte hakikat ve gerçeklik. Gerçeklik de hakikat gibi masal değildir ve hakikat asla masal olmamıştır.
Ben kendim de masal degilim, masal dünyasından da gelmiyorum; uzun bir savaşta yaşamak zorunda kaldım ve yüz binlercesinin oldüğünü ve onların üzerine basıp geçen başkalarını da gördüm.”