2026 (11. Kısa Film) Bir yanda yaşatılmaya çalışılan ama aslında bir yük haline gelen geçmiş, diğer yanda ise özgür kalmak isteyen bir ruhun o çaresiz çırpınışı. Bir kadının hayatının son 12 dakikası... Bugün film izlemeye vaktim olmadığından Raf'ta da günü…devamı2026 (11. Kısa Film)
Bir yanda yaşatılmaya çalışılan ama aslında bir yük haline gelen geçmiş, diğer yanda ise özgür kalmak isteyen bir ruhun o çaresiz çırpınışı.
Bir kadının hayatının son 12 dakikası...
Bugün film izlemeye vaktim olmadığından Raf'ta da günü boş geçmek istemediğimden dolayı kısa filme yöneldim. Nazan Kesal'ın yönetmeliğini yaptığı 2013 yapımı dram filmi Anadolu'da benzer senaryoların defalarca kez gerçekten yaşandığı acı bir olay.
Maalesef ki günümüzde hâlâ süren, değişmeyen birtakım şeyler var. Bunların başında da kendini kadından üstün gören kadını kendine (bunu demek istemiyorum ama) köle etmeye çalışan erkekler geliyor. Toplumumuzda özellikle Doğu taraflarında hâlâ yaygın olan aşiretlik, ağalık gibi sistemlerin de bu tarz olaylara kapı araladığı görüşündeyim. İnsanlara şiddet uygulayarak kendilerine hizmet etmek dışında onların herhangi bir hayatı olamayacağını düşünmek akıl işi değildir. Bu filmde de bu akıl işi olmayan olayların sonucunda en kaçınılmaz senaryoya şahit oluyoruz. Bebeğin ağlamasına dayanamayıp o sandalyeden inip onu da kendine bağlaması çok dokunaklıydı.
Film olarak 13 yıllık bir proje ve çekim olarak evet kalitesiz bir iş. Ancak sabit kamerayla çekilmiş bir odada bir kadının son 12 dakikası oldukça anlamlıydı, görüntü kalitesinden ödün verilse de. Mutlaka bir göz atın.
7.0/10
Film Hakkında İlginç Detaylar (Spoiler Uyarısı)
1- Film, usta oyuncu Nazan Kesal'ın kamera arkasına geçip yönetmen koltuğuna oturduğu, sinema kariyerindeki ilk yönetmenlik ve senaristlik denemesidir.
2- Filmin sarsıcı senaryosu, Nazan Kesal'ın gazete kupürlerinde okuduğu ve Doğu Anadolu’da töre-aşiret baskısı yüzünden köşeye sıkışan gerçek bir kadının intihar davasından esinlenilerek kaleme alındı.
3- Film, 2013 yılında düzenlenen en prestijli festivallerden biri olan 50. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Kısa Film" dalında yarışarak sinema eleştirmenlerinden tam not aldı.
4- Filmin o sarsıcı final sahnesindeki bebek, dışarıdan kiralanmış yabancı bir bebek ajansından değil; çekimleri ucuza getirmek ve sete o aile sıcaklığını/çiğliğini katmak için set ekibinden bir teknisyenin özbeöz öz yeğenidir.
5- Nazan Kesal, filmin o sabit kamera ve tek oda klostrofobisini kurarken, dünya sinemasının efsane yönetmenlerinden Haneke ve Abbas Kiyarüstemi'nin "seyirciyi odada bir suç ortağı gibi kilitleme" tarzından ilham aldığını belirtti.
6- Filmin bütçesi tamamen Nazan Kesal ve oyuncu eşi Ercan Kesal'ın kendi kişisel birikimlerinden, hiçbir devlet fonu ve sponsor desteği alınmadan tamamen bağımsız ve özgür bir sinema ruhuyla karşılandı.
7- Yapım, gerçek zamanlı kurgu tekniğiyle çekildi; yani filmdeki 12 dakika, karakterin odada geçirdiği gerçek 12 dakikaya birebir eşittir.
8- Filmde töre ve aşiret kıskacında çaresiz kalan o genç kadını canlandıran başrol oyuncusu, role hazırlanırken günlerce hiç kimseyle konuşmadı ve Anadolu'daki kadın sığınma evlerindeki gerçek kadınların mektuplarını okuyarak o çökmüş psikolojiyi yakaladı.
9- Çekimlerin yapıldığı o dar ve kasvetli oda seti için ekip, stüdyo kullanmak yerine Anadolu'da terk edilmiş gerçek bir köy evini kiraladı.
10- Sabit kamera kullanımı bir tembellik değil; yönetmen Nazan Kesal’ın seyirciye "Bu kadının hayatında hiçbir şey hareket etmiyor, her şey tek bir odada donup kalmış" hissini o görsel durağanlıkla kalıcı olarak geçirmek için seçtiği bilinçli bir sinema dilidir.
11- Sahnede arkada çalan ve televizyondan gelen o belli belirsiz tekinsiz sesler, kadının dış dünyadan tamamen koparıldığını ve o odanın içinde toplum tarafından nasıl yapayalnız ve sahipsiz bırakıldığını simgeler.
12- Filmin o soluk, mat ve çiğ renk paleti, kurgu aşamasında filmin dijital netliği bilerek eskitilerek ve kontrastı düşürülerek kasvetli bir belgesel havası verilmesi için tasarlandı.
13- Nazan Kesal, filmin vizyon gösterimlerinin ardından yaptığı söyleşilerde, bu ülkedeki kadın cinayetlerinin ve kadını köleleştiren o feodal aşiret zihniyetinin sinemada daha fazla çiğlikle sansürsüzce konuşulması gerektiğini defalarca haykırdı.
14- Filmdeki o salıncak ve tavandaki ip metaforu, kadının hayatı boyunca hem o aşiret bağlarına salıncak gibi bağımlı kalmasını hem de o bağların en sonunda onun ilmeği haline gelmesini anlatan çok ağır bir sinematografik ironidir.
15- Sette bebek oyuncunun o en kritik andaki ağlama sesini canlı yakalayabilmek için yönetmen, sahne çekilmeden hemen önce bebeğin emziğini sakladı ve o doğal, iç burkan çığlık sesleri tek seferde mikrofona kaydedildi.
16- Çekimlerin tamamı oyuncuların ve set ekibinin muazzam profesyonelliği sayesinde, o daracık odada hiçbir sahne tekrarına neredeyse gerek kalmadan sadece tek bir günde, 8 saatlik bir çalışma programıyla tamamlandı.
17- Filmin ses tasarımlarında hiçbir yapay efekt ve fon müziği kullanılmadı; odadaki tahta gıcırtıları, rüzgarın pencerelere vuruşu ve bebeğin hıçkırıkları gerilimi saf gerçekçilikle yukarı tırmandırdı.
18- Bu film, kazandığı başarıların ardından Nazan Kesal’a uluslararası sinema çevrelerinde kapılar açtı ve usta oyuncu sonraki yıllarda kadın haklarına odaklanan birçok sosyal sorumluluk sinema projesine jüri başkanı olarak davet edildi.
19- "Yıl olmuş 2026, maalesef ülkemizde bazı şeyler hâlâ değişmiyor" diyerek açtığım o sosyolojik parantez, filmin 13 yıl sonra bugün bile izlendiğinde tazeliğini ve o sarsıcı protesto gücünü neden kaybetmediğinin en büyük kanıtıdır.
20- Sahnede kadının o sandalyeden inip bebeği salıncakla kendine bağladığı o dehşet anı çekilirken, set arkasındaki tüm teknik ekip ve ışıkçılar o yoğun dramatik atmosferin ve vicdani yükün etkisiyle gözyaşlarını tutamamış ve çekim bittiğinde Nazan Kesal'ı dakikalarca sarılarak tebrik etmiştir.