●Şerif Gören'in "Gizli Duygular" filmi, 1984 yapımı, insanın bastırdığı arzular, yalnızlık, ahlak baskısı ve kadın-erkek ilişkileri üzerine kurulmuş psikolojik bir dramdır. Bunun yanı sıra o dönemlerdeki gençleri, onların değişen eğlence anlayışlarını, giyimlerini, ilişki şekillerini ve büyüklerin bütün bunlara karşı olan…devamı●Şerif Gören'in "Gizli Duygular" filmi, 1984 yapımı, insanın bastırdığı arzular, yalnızlık, ahlak baskısı ve kadın-erkek ilişkileri üzerine kurulmuş psikolojik bir dramdır. Bunun yanı sıra o dönemlerdeki gençleri, onların değişen eğlence anlayışlarını, giyimlerini, ilişki şekillerini ve büyüklerin bütün bunlara karşı olan şaşkınlıkları vs. Anlatılır.
Film, dışarıdan sıradan ve düzenli görünen insanların, iç dünyalarında yaşadıkları gizli çatışmaları anlatır. Toplumun "ayıp", "yasak" ya da "uygunsuz" diye bastırdığı duygular, karakterlerin hayatını yavaş yavaş çıkmaza sürükler. Bu öğretilmiş korkular Ayşen karakteri üzerinden gösterilir bize.
(Çoğu zaman o korkulara savaş açarken en olmadık şeyleri, en olmadık insanlarla yaparız ne yazık ki ve yine çoğu zaman o korkuların etkisi ile sevgi meselesi başta olmak üzere birçok şeyi yanlış bilir ve yaşarız.)
Filmde yalnızlık, cinsellik, sevgi ihtiyacı ve suçluluk duygusu sürekli iç içedir. Karakterler ne tam anlamıyla arzularının peşinden gidebilir ne de onları tamamen bastırabilir. Bu yüzden sürekli bir sıkışmışlık hissi yaşarlar. Doğru ne yanlış ne, sınır neresi tam emin olmadan arada kalırlar yani bazı insanlar.
Film, insanın en çok sakladığı şeylerin aslında hayatını en fazla etkilediğini gösterir. Ayşen'in cinselliğe ve erkeklere karşı soğuk yaparken bir yandan da sık sık cinsel içerikli kitaplar okuyup hayaller kurması gibi...
Şerif Gören, insanların çoğu zaman kötü oldukları için değil, duygularını yaşayamadıkları için mutsuz olduklarını anlatır. Toplumun kuralları bazen insanları kendi hislerine yabancılaştırır. Film, "duygular bastırıldıkça yok olmaz; sadece başka şekillerde ortaya çıkar" fikrini işler.
1980'li yılların Türkiye'sinde kadın-erkek ilişkilerini ve cinselliği alışılmış melodramlardan daha gerçekçi ve psikolojik bir dille ele aldığı için dikkat çekmiştir. Karakterleri tamamen iyi ya da kötü olarak çizmez; onların çelişkilerini göstermeye çalışır.
Cem karakteri ne yazık ki her dönemde bolca var olan bir karakter. Hiçbir şeyi ve hiçkimseyi ciddiye almayan, sadece kendi zevklerine göre yaşayan inanılmaz boş bir insan ve ne yazık ki Ayşen'in sevgi beklediği de o kişi, öyle biri.
(Beni hiç sevmedin ama bacaklarım çok güzel öyle değil mi?!.) Diyor mesela bir keresinde Cem'e. Erkekler çoğu zaman bir kadının aklını, ruhunu değil de sadece etini sever çünkü basit düşünüyorlar yani çoğu!.
Bir yerde Cem, Ayşen ve değer iş arkadaşları bir yere gidiyorlar ve oraya ünlülerin sık sık geldiğini söylüyor Cem ve oradayken Şener Şen geliyor yani onu uzaktan görüyorlar. Onu görmek hoş oldu benim için de.
☆Spoiler:
Son sahne saçma ve garipti. Ayşen'in okuduğu kitap kimindi, neydi anlamadım, okuyamadım adını ama orada:
"Bir kadının özgürlüğünü kimseye hele de bir erkeğe bağlamadan bulması ve yaşaması gerektiği ve bir insanın, bir kadının birini sevebilmek için önce kendisini bulması ve sevmesi gerektiği" söyleniyordu. (özetledim bu kısmı tabii) Ve Ayşen'in bunları okuduktan sonra dışarı çıkıp karşıda duran güzel gülen, yakışıklıyı görüp belki o an belki ve muhtemelen bir süre sonra onunla gitmesi, ondan o an etkilenmesi olmamıştı yani o sahneden, o okumadan sonra hiç olmamıştı bence.
Son olarak neden genelde eski filmlerde ve en çok da Müjde Ar'ın filmlerinde erkekler ona karış hayvanca davranır ve konuşurlar her yerde, sokakta bile. Yoksa o dönemler güzel ve yalnız kadınlara karşı birçok yerde, birçok insan böyle miydi. Cem'in sonda rahatsızlanan Ayşecan (Ayşen'i onunla aldattı hem de karşı evde. Bu da biraz ilginç gibi ama...) için üzülüp ağlaması, ilk defa ona seni seviyorum demesi garip geldi ve ben de Ayşen gibi izlerken üzüldüm
Hayat bazen yani çoğu zaman böyledir işte. Yaşamak istersin ama sadece izlersin başkaları yaşarken...