2026 (13. Kısa Film) "Hep denedin hep yanıldın, gene dene gene yanıl, daha iyi yanıl." Samuel Beckett'in filmde de geçen bu sözüyle yazıma başlamak istiyorum. Film zihindeki "acaba"larla boğuşmak yerine hayal etmenin, denemenin ve eyleme geçme cesaretini göstermenin önemini anlatıyor.…devamı2026 (13. Kısa Film)
"Hep denedin hep yanıldın, gene dene gene yanıl, daha iyi yanıl."
Samuel Beckett'in filmde de geçen bu sözüyle yazıma başlamak istiyorum. Film zihindeki "acaba"larla boğuşmak yerine hayal etmenin, denemenin ve eyleme geçme cesaretini göstermenin önemini anlatıyor.
Şevval Sam ve Ruhi Sarı gibi iki iyi oyuncunun oynaması filmi izlememdeki en büyük etkendi. Herhangi bir beklentim yoktu ancak film yine de tatmin etmedi. Denemek ve yanılmak eylemlerini rutin haline getirmiş biri olarak yazımın başında filmde yer alan söze yer vermiş olsam da bazı şeyler olmuyorsa nasibinizde yoksa o iş olmayacaktır. Zorlamanın bir mantığı yok diye düşünüyorum. Filme gelirsem bir kere tanımadığınız bir insanın masasına gidipte öyle merhaba deyipte oturamazsınız. Hele ki bu kişi karşı cinsse oldukça rahatsız edici bir durum. O insanın belki erkek arkadaşı var. Biraz daha ileriye götüreyim belki birazdan erkek arkadaşı gelecek ve senin orada olman ne kadar doğru emin değilim. Yani denemek isteyen deneyebilir fakat her şeyin de bir usulü vardır. Filmde gösterilen tarzda denemelerin ne doğru olduğunu ne de sonuç vereceğini düşünüyorum.
Özetle bana pek bir şey katan bir kısa film olmadı. Oyuncular her ne kadar iyi olsa da film ana fikir olarak zayıf. Anlatmak istediğini anlatım şekli olmamış. Beğenemedim.
4.0/10
Film Hakkında İlginç Detaylar (Spoiler Uyarısı)
1- Filmin yönetmen koltuğunda oturan isim, Türkiye'de uzun yıllar reklam yönetmenliği yapan ve bu projeyle bağımsız kısa film dünyasına adım atan Metin Dağ'dır; yönetmen bu filmi tamamen kendi kişisel bütçesiyle ve bağımsız bir ekiple çekmiştir.
2- Şevval Sam ve Ruhi Sarı, filmin senaryosunu ilk okuduklarında, Türkiye'deki bağımsız kısa metrajlı sinema üretimini ve genç sinemacıları desteklemek amacıyla projeden hiçbir oyunculuk ücreti talep etmeden, tamamen gönüllü olarak başrolü paylaşmayı kabul etmişlerdir.
3- Filmin o masaya oturma senaryosu, aslında Samuel Beckett'ın absürt tiyatro akımından ilham alınarak, gerçek hayattan ziyade bir "tiyatro sahnesi soyutlaması" olarak tasarlanmıştı; ancak sinematografik dilin çiğliği izleyiciye bunu gerçek bir kafe tacizi gibi hissettirdi.
4- Çekimlerin tamamı, filmin bütçesizliği ve oyuncuların yoğun dizi takvimleri nedeniyle İstanbul'un Kadıköy semtinde bulunan gerçek bir butik kafede, mekanın sadece bir pazar günü sabah erken saatlerde trafiğe kapatılmasıyla, toplamda 6 saat gibi çok dar bir sürede tamamlandı.
5- Ruhi Sarı, canlandırdığı o sürekli zihnindeki "acaba"larla boğuşan ve cesaret toplamaya çalışan adam rolü için çekimler boyunca hiçbir makyaj veya saç tasarımı yapılmasını istemedi; karakterin o sıradan, yorgun ve bıkkın Anadolu insanı aurasını tamamen doğal yüz hatlarıyla yansıttı.
6- Şevval Sam, filmde masada yalnız oturan kadın karakterinin o soğuk, mesafeli ve sınırlarını koruyan tavırlarını tam verebilmek için çekim aralarında Ruhi Sarı ile hiçbir şekilde diyalog kurmadı ve o yabancılık hissini sahneye canlı olarak taşıdı.
7- Filmin senaryosu, aslında bir sinema filminden ziyade ulusal ve uluslararası kısa film festivallerinde yarışmak üzere, tamamen "festival jürilerinin sevdiği soyut felsefi diyaloglar" formülü kopyalanarak kaleme alınmıştı.
8- Filmin ses tasarımlarında, kafenin dışından gelen o gerçek İstanbul korna, vapur ve martı sesleri stüdyoda yapay olarak eklenmedi; çekim yapılan mekanın yalıtımsız olması nedeniyle mikrofona sızan o doğal sokak gürültüleri montaj masasında bilerek silinmedi ve atmosfere dahil edildi.
9- Görüntü yönetmeni, o dar masadaki iki insan arasındaki o mesafeli ve rahatsız edici gerilimi izleyiciye geçirmek için film boyunca iki oyuncuyu aynı karede göstermek yerine, sürekli birbirine uzak duran tekli yakın plan açılarla kurguladı.
10- Film, vizyona girdikten sonra Türkiye'deki bazı bağımsız kısa film festivallerinde "En İyi Oyuncu Kadrosu" dalında adaylıklar elde etmesine rağmen, sinema forumlarında izleyiciler tarafından "hikayenin altının boş olması ve diyalogların yapaylığı" nedeniyle çok sert eleştirildi.
11- Ruhi Sarı, film bittikten sonra verdiği bir festival söyleşisinde, "Kısa film çekmek Türkiye'de deliliktir, biz bu filmde sadece Samuel Beckett'ın o muazzam felsefesine bir selam çakmak istedik" diyerek filmin ticari bir kaygısı olmadığını açıkça beyan etti.
12- Şevval Sam’ın masasında duran o kitaplar ve film boyunca karakterlerin elinde dönen o küçük aksesuarlar, yönetmen Metin Dağ'ın bizzat kendi evindeki kütüphanesinden getirdiği ve Beckett felsefesini simgeleyen gerçek şahsi eşyalarıdır.
13- Filmin kurgu aşaması, o dar kafedeki sahnelerin ritmini ve oyuncuların karşılıklı bakışmalarındaki o "acaba" duraksamalarını milimetrik yakalamak adına, bağımsız kurgucular tarafından tam iki ay boyunca montaj masasında incelenerek tamamlandı.
14- Çekimler esnasında kafenin dışındaki sokaktan geçen meraklı vatandaşların kameralara bakmasını engellemek için set ekibinin bütçesi yetersiz olduğundan, Ruhi Sarı ve Şevval Sam bizzat sokağa çıkarak insanlardan çekim bitene kadar sakin olmalarını rica etti.
15- Filmin ana fikrindeki zayıflık, aslında senaryonun ilk taslaklarında bir uzun metraj filmin başlangıç sahnesi olarak yazılmasından kaynaklanıyordu; yapımcı bulunamayınca sahne apar topar tek başına bir kısa filme dönüştürüldü.
16- Filmin o soluk ve iç karartan renk paleti, dijital efektlerle sonradan renklendirilmedi; görüntü yönetmeni kafenin içindeki o loş ve sarı floresan ışıkları doğal haliyle bırakarak o boğucu klostrofobi hissini kameraya doğrudan kaydetti.
17- Ruhi Sarı'nın masaya yaklaştığı o kilit sahnede, yönetmenin oyuncudan tam olarak ne istediği set kayıtlarında şu şekilde geçmektedir: "Senden modern insanın o çekingenliğini, yalnızlığını ama bir yandan da o usulsüz ve cüretkar adımını tek bir yürüyüşte göstermeni istiyorum."
18- Filmin müzik miksajını üstlenen bağımsız müzisyenler, sahnelerdeki o yapay gerilimi yukarı taşımak için hiçbir enstrüman kullanmadılar; sadece derin bas tınıları ve uğultu sesleri kullanarak izleyicinin zihninde bir paranoit hava kurmaya çalıştılar.
19- "Her şeyin bir usulü vardır, bu tarz denemeler sonuç vermez" şeklindeki söylemim, filmin festival gösterimleri sonrasında düzenlenen soru-cevap panellerinde de birçok sinema eleştirmeni tarafından yönetmene bir "metropol yabancılaşması hatası" olarak aynen yöneltildi.
20- Sahnede filmin o jenerik kısmında Şevval Sam ve Ruhi Sarı’nın isimlerinin yan yana geldiği o kapanış karesi çekildikten sonra, iki usta oyuncu set ekibini kafede toplayarak kendi ceplerinden aldıkları pastayla tüm bağımsız çalışan genç sinemacılara dürüst bir teşekkür konuşması yapmıştır.