“Sence yukarıda ikimiz için bir yer var mıdır?” Barth,bir tanıdığının rahiplik töreni için lise son sınıfı okuduğu kiliseyi ziyaret eder. Kiliseye giden Barth’ın dört bir yanını anılar sarar ve 1996 yılına döner. Barth Katolik Okulu’na lise son sınıf öğrencisiyken aniden…devamı“Sence yukarıda ikimiz için bir yer var mıdır?”
Barth,bir tanıdığının rahiplik töreni için lise son sınıfı okuduğu kiliseyi ziyaret eder. Kiliseye giden Barth’ın dört bir yanını anılar sarar ve 1996 yılına döner.
Barth Katolik Okulu’na lise son sınıf öğrencisiyken aniden dönem ortasında kaydolur. Okul,normal eğitim dışında geleceğin din adamlarını da yetiştiren yatılı bir okuldur.
Barth’ın okuldaki ilk günleri pek iyi geçmez. Yeni sınıf arkadaşları tarafından zorbalığa uğrar. Zira eski okulundan kovulma sebebi de
zorbalık olmuştur. Yumruk yumruğa bir kavgaya girmiştir. Fakat Tanrak hayatına girince Barth için her şey değişmeye başlar.
Peder’in Barth’ı emanet ettiği Tanrak,burslu okumaktadır. Lise son sınıf öğrencileri arasında geleceği en parlak olanıdır. Liseden mezun olunca papazlık okuluna geçip rahip olmak istiyordur. Anne babasını kaybeden Tanrak, yetim kaldıktan sonra “Tanrı’nın evinde” yani bu okulda büyümüştür. Küçükken
hep cennete,anne babasının yanına gitmeyi düşlemiştir. Çok inançlı bir çocuktur. Tanrı’nın varlığına ve koruyuculuğuna sonuna kadar inanır. Barth ise onun tam tersidir. En çok ihtiyacı olduğu anda tanrısı onu yarı yolda bıraktığı için o da Tanrı’ya sırt dönmüştür.
İkili yakınlaşmaya başladıkça arzuları gün yüzüne çıkar. Fakat Tanrı herkesi sevgiyle yarattığı halde Tanrı’nın evinde “bu türden” bir sevgi hoş karşılanmamaktadır. Tanrak inançlarını sorgulamaya başlar.
“Benim gibiler cennete gitmeyecek. Ben Tanrı’nın sevgili bir kulu değilim.”
“Sanırım ben de Tanrı’nın sevgili bir kulu değilim.”
Gmmtvnin 2026 line up’ında Ticket To Heaven olmayınca hepimiz çok üzülmüştük. Ama dizinin aniden yayınlanmaya başlaması büyük bir sürpriz oldu. Gerçekten çok sevindim.
İlk bölümü izlerken kendi kendime “biraz daha nostaljik olmalıydı ve çekimleri daha sanatsal olmalıydı” deyip üzülmüştüm. Ama devam ettikçe hayal kırıklığım uçtu kayboldu. Çünkü iyi çekilen ve derinliği olan sahneler ilk bölümden sonra geliyor. Ha tabiki,dediğim gibi çok daha nostaljik ve daha sanatsal olsa Gmmtv’nin en iyi işi olmayı bırakın,Tay BL sektörünün en iyi işlerinden biri olurdu. Ama bu haliyle de ben çok çok beğendim. Hikaye dizinin yönetmeni Aof Noppharnach’ın kendi hikayesine dayanıyormuş. Kendisi bu hikayedeki Barth’mış. Aof uzun süredir Gmmtv ile çalışıyor. Yazarlık,yönetmenlik ve yapımcılık yaptığı bir sürü iş var. Ama yazarlık ve yönetmenliği birlikte yaptığı işler benim favorilerim. Last Twilight,A Tale Of Thousand Stars ve Bad Buddy gibi. Bu dizi de kesinlikle kendisinin en başarılı işlerinden. Bu adam hassas ve derinliği olan hikayeleri izleyiciye çok iyi geçiriyor.
Ticket To Heaven tablosu beni çok etkiledi. Tablo cennete giden yolda canavarlar tarafından yolundan saptırılmaya çalışılan bir insanı tasvir ediyor. Tablodaki kişi Tanrak’ın ta kendisiydi. İçindeki şüpheleri,korkularını ama bir yandan da umutlarını simgeliyordu. Çocuğun aklında hep cennete gidebilecek miyim sorusu vardı.
Gemini ve Fourth kendilerini aşırı geliştirmişler. Ben bu ikiliden sadece ilk dizilerini,My School President’ı izlemiştim. Bu 4 yıllık süreçte o kadar yol katetmişler ki. İkisini de çok beğendim. O “yasak” tutkuyu çok iyi geçirmişler. Gemini’ın bu kadar güzel bir sesi olduğunu bilmiyordum. Yalnız Fourth’a ayrı bir hayran oldum. Gözleri bazı sahnelerde o kadar başka bakıyordu ki…ek olarak Peder’i oynayan adamı da çok beğendim. Kendisini başka dizilerde de görmüştüm ama hep çok arka planda kalan rolleri oluyordu.
Bu arada diziyi izlerken aklıma bazen Nehir Tuna’nın Yurt filmi,bir de Your Name Engraved Herein geldi. Üç eserde de ortak olarak inançların ve duyguların sorgulandığı çok güçlü sahneler yerler var. Ve üçü de aslında biyografik nitelik taşıyor.
Çok beğendim. Bu diziyi En Beğendiğim BL Diziler rafıma gönderiyorum 👍 diziden beğendiğim bir sözü daha ekleyip sonra da spolu alana geçiyorum;
“Eğer Tanrı bize hem sevmeyi öğretip hem de birbirimizi sevmemize izin vermiyorsa o zaman bu dünyada Tanrı’nın varlığının ne anlamı var?”
*****
Tanrak’ın Barth’tan gelen aşk notlarını inciline saklaması…aşk her yerini sarıp onu havalara uçururken sık sık Ticket To Heaven tablosuna bakması ve her şeyi sorgulaması…5.bölümde Peder ile olan itiraf sahnesi vs…her şey o kadar yoğundu ki…ben çok etkilendim. Biri aşkı için Tanrı’nın varlığını reddetmeyi göze almış durumda,biri ise şüphelerin ortasında içten içe kendini yiyor ve kendinden nefret ediyor.
Final bölümünde Lek’in hikayesi Tanrak’a ne kadar çok ilham verdi. En çok hoşuma giden şey ise ayrılma klişesinin olmamasıydı. İkili bütün zorluklara birlikte göğüs gerdi,birlikte üstesinden geldi. Evlendiler. Ve peder iki çocuğuna da kucak açtı. Son iki bölümü gözyaşları içinde izledim. Gerçekten bayıldım. Finalde Barth Tanrı’ya tekrar dua etmeye başladı,kendince tanrısını tekrar buldu. Tanrak ise kendini sevmeyi öğrendi.
Tek takıldığım nokta hikayenin sonunda kaç yaşında oldukları oldu. 1996 yılında 18 yaşında olan çocukların 2025 yılında 47 yaşında olması lazım. (Final sahnesinde 2025 yılında olmalarını dizinin ilk sahnesindeki bir radyo yayınına bağlıyorum. Evlilik eşitliği yasası 2025’te onay alınca ikili evlenmiş bir de.)
Eğer dizinin sonundaki hallerinde 47 yaşındalarsa maalesef bu pek inandırıcı olmamış. Keşke yaşlı hallerini başkaları oynasaydı,bu çok daha inandırıcı olurdu.
Şuan çok duygusalım. Yönetmen Aof’un da kendi Tanrak’ı ile mutlu sonuna kavuştuğunu öğrendiğim için çok sevindim.