"İnsan hep tersini konuşsa bile, hep tersini yazsa bile, gene de Tanrı'ya inanmamanın eksikliğini sürekli duyuyor.(39.s) ●Öncelikli bu kitap için burada yazılan bilgi yanlış çünkü bu kitap bir tiyatro eseri. Çok kısa ama derin, anlaşılması biraz zor bir tiyatro. Ounda…devamı"İnsan hep tersini konuşsa bile, hep tersini yazsa bile, gene de Tanrı'ya inanmamanın eksikliğini sürekli duyuyor.(39.s)
●Öncelikli bu kitap için burada yazılan bilgi yanlış çünkü bu kitap bir tiyatro eseri. Çok kısa ama derin, anlaşılması biraz zor bir tiyatro. Ounda belirli bir olay yoktur. Bir başlangıç, gelişme ve sonuç da yoktur.
Oyundaki kişiler gerçek karakterlerden çok insanın farklı yönlerini temsil eden seslerdir, sembollerdir.
Konuşmaların çoğu
insanın yalnızlığı, modern dünyanın insanı ruhsuzlaştırması, inanç, direniş, umut,
insanın kendi vicdanıyla hesaplaşması gibi kavramlar üzerinden ilerler.
Yani kişiler birbirleriyle konuşuyor gibi görünür ama aslında çoğu zaman insanın kendi iç sesiyle konuşmasını okuruz.
Kitabın ismi bile başlı başına bir metafordur.
Kalp = insanın ruhu, vicdanı, inancı.
Güneş = umut, hakikat, Allah'ın nuru, aydınlanma.
Bir avuç güneş ise bütün karanlığa rağmen insanın içinde hâlâ söndürmediği küçücük umuttur.
Yani başlık aslında şunu söyler:
"İnsan bütün acılara rağmen kalbinin üzerinde hâlâ biraz ışık taşıyabilir."
Nuri Pakdil'i ilk defa bu eseri ile tanımaya, okumaya çalıyorum ve bana zor geldi açıkcası kitabı. Ama zaten onun için şöyle deniliyor: Nuri Pakdil'e göre sanat açıklamak için değil, düşündürmek içindir.
O yüzden karakterler normal insanlar gibi konuşmaz. Mesela biri: "Kapılar çoğaldıkça ev azaldı." der. Bu cümleyi gerçek anlamıyla okumazsın.
Pakdil'in kastettiği şudur: İnsanların seçenekleri arttı ama huzurları azaldı.
Yani onun bütün metni böyle sembollerle kuruludur.
Bu kitabın yani oyunun en önemli düşüncesi şudur: Modern insan teknolojinin, şehirlerin ve tüketimin içinde kendi kalbini kaybetmiştir.
İnsan yeniden sevgiyi, merhameti, inancı,
sorumluluğu hatırlamak zorundadır.
Pakdil buna "direniş" der. Onun direnişi silahla değil; ahlâkla, bilinçle ve inançla yapılan bir direniştir.
Pakdil tiyatroda sessizliği de konuşma kadar önemli görür. Çünkü bazen söyleyemediğimiz şeyler söylediklerimizden daha güçlüdür.
Sessizlik: yalnızlığı, çaresizliği, düşünmeyi temsil eder.
Pakdil oyunda kesin bir sonuç vermez.
Ama şu düşünceye ulaştırmak ister:
İnsan dış dünyayı değiştirmeden önce kendi kalbini değiştirmelidir. Kalbindeki o "bir avuç güneşi" koruyabilirse dünya da değişmeye başlayacaktır.
9 Temmuz Perşembe-2026