Spoiler içeriyor
●Yaşar Kemal'in bu romanı, İstanbulda, Florya civarında kuş yakalayan üç yoksul çocuğun hikâyesini anlatır: Süleyman (Uzun, annesinin çok kıymetli kilimini Semih yüzünden satar, kuşları koymak için kafes almaları lazımdır ve hep bunun acısını hisseder), Halil (Bir başına kalan annesini düşünür,…devamı●Yaşar Kemal'in bu romanı, İstanbulda, Florya civarında kuş yakalayan üç yoksul çocuğun hikâyesini anlatır: Süleyman (Uzun, annesinin çok kıymetli kilimini Semih yüzünden satar, kuşları koymak için kafes almaları lazımdır ve hep bunun acısını hisseder), Halil (Bir başına kalan annesini düşünür, para kazanıp onu yanına almak ister) ve Semih. (Hep dostlarını yarı yolda bırakıp giden bir aç gözlü Semih vardır, her yerde!)
Çocuklar kuşları yakalayıp camilerin, kiliselerin ve sinagogların önünde satmaya çalışırlar. İnsanlar kuşları satın alıp özgürlüğüne kavuşturunca sevap kazanacaklarına inanırlar. Bu eski geleneğe "Azat buzat, beni cennet kapısında gözet." denir. (Kafesten alıp göğe bıraktığın bir, birkaç kuşun seni cennet kapısında bekleme fikri insanın hoşuna gidiyor)
Eskiden bu gelenek sayesinde çocuklar geçinebilirken artık kimse kuş almamaktadır. Şehir değişmiştir, insanlar değişmiştir. Çocuklar aç kalır hatta satamadıkları kuşları yemek zorunda kalırlar en sonunda, İşte romanın en acı noktası da budur çünkü ortada bir çaresizlik, açlık vardır.
Romanın asıl konusu kuşlar değildir
İlk bakışta kitap kuşlarla ilgili gibi görünür ama aslında kuşlar bir semboldür.
Kuşlar: özgürlüğü, umudu, doğayı,
masumiyeti temsil eder.
Kuşların şehirden kaybolması ise yalnızca kuşların değil, insanlığın da kaybolmasıdır.
Yaşar Kemal şunu söyler gibi görünür:
"Kuşlar gittiyse, merhamet de gitti."
Yaşar Kemal genellikle Anadolu'yu anlatır. Ama bu romanda İstanbul'u seçmiştir, seçmek zorunda kalmıştır belki çünkü
Romanın İstanbul'u: betonlaşmış,
kirlenmiş, doğasını kaybetmiş, insanların birbirine yabancılaştığı bir şehirdir.
Eskiden kuşların göç ettiği, insanların doğayla birlikte yaşadığı şehir artık yalnızca para üzerine kuruludur.
Üç çocuk yalnızca üç kişi değildir.
Onlar; yoksulluğu, çaresizliği, geleceği elinden alınmış çocukları temsil eder. Onlar boşa çıkan umutları temsil eder.
Çalışırlar ama emeklerinin karşılığını alamazlar. Bu yüzden roman, çocuk emeği ve yoksulluk üzerine de güçlü bir eleştiridir
Kitabın adı neden "Kuşlar da Gitti"?
"Kuşlar da gitti" demek yalnızca kuşların gitmesi değildir.
Aslında: umut da gitti, eski İstanbul da gitti,
doğa da gitti, merhamet de gitti.
Başlıktaki "da" kelimesi çok önemlidir. Sanki yazar daha önce pek çok güzel şeyin kaybolduğunu, en sonunda kuşların da gittiğini söylüyor. (Kitabın ismi meselesine internetten baktım. Merak ettim neden o 'da' bağlacı var diye, şimdi anladım.)
Roman boyunca şu düşünce hissedilir:
İnsan doğadan koparsa kendinden de kopar. (Şimdi artık tamamen doğadan ce kendinden koptu ne yazık ki!)
Para her şeyin önüne geçerse merhamet ölür. En çok da yoksullar bunun bedelini öder.
Bu yüzden roman yalnızca üç çocuğun hikâyesi değildir; modern dünyanın vicdanını sorgulayan kısa ama çok güçlü bir metindir.
Her ne kadar kuşları yakalayıp kafese tıkarak onları özgürleştirmek için satma fikri bana garip gelse de kitap çok güzeldi kesinlikle. Umudu, çaresizliği, değişimi ve bu değişime isyanı çok iyi yansıtmıştı çocuklar üzerinden Yaşar Kemal.
Başlangıç/Bitiş:
9 Temmuz Perşembe
10 Temmuz Cuma-2026