Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.Bizim yolumuzu çizen içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk Milleti ve bir de milletler tarihinin binbir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticeleridir." (1937, T.B.B. Meclisini açış nutkundan 1.11.1937)"— Kubilây…devamıBiz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.Bizim yolumuzu çizen içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk Milleti ve bir de milletler tarihinin binbir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticeleridir." (1937, T.B.B. Meclisini açış nutkundan 1.11.1937)"— Kubilây Bey'in şahadetinde mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen'deki ahaliden bazılarının alkışla tasvip-kâr bulunmaları bütün cumhuriyetperverler ve vatanseverler için utanılacak bir hadisedir. Vatanını müdafaa için yetiştirilen ve dahili her politika ve ihtilâfların dışında ve üstünde muhterem bir vaziyette bulunan Türk zabitinin mürteciler karşısındaki yüksek vazifesi vatandaşlar tarafından yalnız hürmetle karşılandığına şüphe yoktur. Menemen'deki ahaliden bazılarının hatâları bütün milleti üzmüştür.İstilânın acılığını tatmış bir muhitin, genç ve kahraman zabit vekilinin uğradığı tecavüzü bir suikast telâkki ettiği ve mütecavizler ile teşvik edenleri ona göre takip edeceği muhakkaktır.Hepimizin dikkatimiz, bu meseledeki vazifelerimizin icaplarını hassasiyetle ve hakkıyle yerine getirmeğe mûtuftur.Büyük ordusunun kahraman genç zabiti ve Cumhuriyetin idealist muallim heyetinin kıymetli uzvu Kubilây Bey temiz kaniyle Cumhuriyetin hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır." (Cumhuriyet, 28.12.1930)"— Bir takım şeyhlerin, dedelerin, seyyitlerin, çelebilerin, babaların, emîrlerin arkasından sürüklenen ve falcılara, büyücülere, üfürükçülere, nüshacılara talih ve hayatlarını emanet eden insanlardan mürekkep bir kütleye, medenî bir millet nazariyle bakılabilir mi? Mil letimizin hakikî mahiyetini, yanlış mânâda gösterebilen ve asırlarca göstermiş olan bu gibi unsurlar ve müesseseler, yeni Türkiye Devleti’nde, Türk Cumhuriyeti’nde idame edilmeli miydi? Buna ehemmiyet vermemek, ilerleme ve yenileşme namına en büyük ve telâfisi imkânsız hata olmaz mıydı?İşte biz, "Takrir-i Sükûn Kanunu"nun mer’iyetinden istifade ettik ise, bu tarihî hatâyı irtikâp etmemek için; milletimizin alnını, olduğu gibi, açık ve pâk göstermek için; milletimizin mutaassıp ve ortaçağlık zihniyette olmadığını ispat etmek için istifade ettik. Onun için biz her vasıtadan yalnız ve ancak, bir bakımdan istifade ederiz. O da şudur: Türk Milletini, medenî cihanda, lâyık olduğu mevkie çıkararak ve Türk Cumhuriyeti’ni sarsılmaz temelleri üzerinde her gün daha ziyade takviye etmek ve bunun için de istibdat fikrini öldürmek." (Nutuk, S. 542)"— Dünyanın belli başlı milletlerini esaretten kurtararak hâkimiyetlerine kavuşturan büyük fikir cereyanları; köhne müesseselere ümit bağlayanların, çürümüş idare usullerinde kurtuluş kuvveti arayanların amansız düşmanıdır." (1923 (M.S., S. 40)"— İlerlemek yolunda vuku bulacak her mühim teşebbüsün, kendine göre mühim mahzurları vardır. Bu mahzurların asgarî hadde indirilmesi için tedbirde ve teşebbüslerde kusur etmemek lâzımdır." (Nutuk, S. 372)"— Memleket mutlaka asrî, medenî ve yeni olacaktır. Bizim için bu, hayat dâvasıdır. Bütün fedakârlığımızın semere vermesi buna bağlıdır. Halkla çok temasım vardır. O saf kütle, bilemezsiniz ne kadar yenilik taraftarıdır. Vatanımıza hiçbir zaman engeller bu kesif kalabalıktan gelmiyecektir.Halk müreffeh, müstakil, zengin olmak istiyor. Komşuların refahını gördüğü halde, fakir olmak pek ağırdır." (Vakit, sayı 2130).
— Gözlerinizi kapayıp mücerret yaşadığımızı farzediniz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alâkasız yaşayamayız. Halkımız medenî bir millet olarak medeniyetçidir. Siyaset cambazları bir taraftan halkı, diğer taraftan hükümeti aldatarak, kendileri hesabına nüfuzlu bir mevki yaratırlar ve her suretle menfaat cerrederler. Bunlar hükümete sokulup: Halk bizim her sözümüzü dinler; bizim dediğimiz yerine gelmelidir, diye şantaj yaparlar. Sonra halka dönüp, hükümet bizim avucumuzun içindedir; sakın bizim sözümüzden çıkmaya kalkışmayınız, diye tehditte bulunurlar. Yani bizzat halk arasında hiçbir nüfuz ve kuvvete sahip olmadıkları halde simsarlığını yaparlar. Devletten yüz bulamadıkları dakikada kandillerinin yağı tükenir. Çünkü milletimiz hiçbir suretle taassuptan hoşlanmaz." (Vatan, Başyazıdan, 5.1.1951)