Spoiler içeriyor
●"Yapamadım, yazmasam deli olacaktım" diyor "Haritada Bir Nokta" öyküsünde Sait Faik Abasıyanık. Öyle iyi anlıyorum ki onu, onun gibi her şeye, herkese böyle kalpten ve böyle incecik bir perdeden, büyük bir ilgiyle bakan biri nasıl olur da yazmazdı, yazmadan durabilirdi…devamı●"Yapamadım, yazmasam deli olacaktım"
diyor "Haritada Bir Nokta" öyküsünde Sait Faik Abasıyanık. Öyle iyi anlıyorum ki onu, onun gibi her şeye, herkese böyle kalpten ve böyle incecik bir perdeden, büyük bir ilgiyle bakan biri nasıl olur da yazmazdı, yazmadan durabilirdi insanları, denizi, denizin altındaki dünyayı, sevinçleri, acıları, özlemleri ve her şeyi... Onu okurken anlıyorum ki biraz olsun onun gibi bakabilsek, onun gibi görebilsek ve dilimiz de dönse biraz olsun, her yerden bir hikaye çıkar, herkes bir hikayede yer alır.
Bu kitabında 20 tane öykü yer alıyor ve öykülerin çoğunluğu denizle, balıklarla ilgili. Denize ve denizdeki hayata aşık bir adamdan da bu beklenirdi, ayrıca öykülerin çoğunda yazara, onun hayatına ve yazma meselesine dair bilgiler de var. Aslında bu yüzden bu öyküler birer öyküden ziyade birer sohbet gibi okuyucu için. Yazarın kendisi ve görüp de işlediği karakterler ile, denizle, doğa ile...
Benim için kıymetli, güzel bir kitaptı. Arada dönüp okunacak öyküler vardı. Arada dönüp Sait Faik'i dinlemek güzel olur, herhangi bir hikayeden başlayarak.
Öyküler şöyle sıralanıyor:
Stelyanos Hrisopulos Gemisi:
Trifon, dedesi ile birlikte yaşıyordu. Dedesi Stelyanos Hrisopulos adındaki bir balıkçıydı. Kızı Yuanna öleli 4 sene olmuştu. Eşinin ölümünden sonra vereme düşmüş bu çocuğu da kendisine bırakmıştı. Elinde kalan tek insandı ya Trifon. Evde gemi yapmayı çok seviyordu. Bir gün yine bir gemi yaptı. Adına Stelyanos Hrisopulos adını vermişti. Kasabanın tüm çocukları bu gemiyi batırmak için uğraştılar ve yaptılar.
Zemberek:
Bir sınıfta saat sahibi olan tek kişinin hikayesi anlatılır. Bu kişinin adı Celil’dir. Sınıfta ondan başka kimsede saat olmadığı için derslerden sıkılan öğrenciler sürekli ona dersin bitmesine ne kadar kaldığını sorarlardı. Bir gün yine son derece sıkılan öğrenciler ona saati sorarlar. Bir süre sonra dersin hocası da saati sorar, evladım kaç dakika kaldığını söyle de ben de kurtulayım der. Celil mahzun bir şekilde, efendim saatin zembereği kırılmış der. Bunun üzerine arka sıralardan çocuklar, yuh zembereği mi diyerek bağırırlar. Sonra vay zemberek vay! Şeklinde konuşurken Celil’in lakabı Zemberek olur. Celil bir süre sonra babasına bir mektup yazar ve saate ihtiyacı olmadığını, tamir edildikten sonra babası tarafından kullanılmasını istediğini belirten bir mektup yazar.
Çamaşır İpleri ve Don Gömlek Hayaletleri:
Küçük bir hırsız vardı ortada. Bu mahkeme o hırsız için kurulmuştu. Dört davacı vardı mahkemede. İkisinin don gömleğini çalmıştı. Birinin jarse yorganı birinin de ampul ve pardösüsünü çalmıştı. Bir de bu pardösüyü satın alan bir çocuk vardı. Bu çocuk bilmiyordu ki hırsızlık malı olduğunu. Mahkeme herkesi dinledi. Kaç ay verdi peki bu küçük hırsız çocuğa? Onu kimse bilmiyordu işte. Bunu düşünmemek gerekirdi. Ne de olsa o bir çocuktu. Annesi dul bir hanımdı. Herhalde fazla yük yüklemişti çocuğun üzerine. Cezası düşünülmemeliydi. Unutmalıydı don gömleği.
Ben Ne Yapayım?
Yazmaktan başka işi ve kazancı olmayan genç bir adamın ticarete atılması ve ticaretteki hileler ile karşılaşması işlenir.
Sait Faik de hayatında bir dönem ticaretle uğraşmış babasının önerisi ve yardımı ile ama olumsuz sonuçlanmış. Burada biraz da bunu işliyor.
Havuz Başı:
Aşık bir adamın sevdiğini bekleyişi. Peki sevdiğinin bundan haberi var mı? Olsa ne olmasa da, seven kendi sevgisi ile ilgili değil midir, öyle olmalı değil midir bu sevgi meselesi.
Uzun Ömer:
Ömer, 2.25 boyunda 170 kg gelen bir adamdı. Adı Uzun Ömer 'e çıkmıştı. Herkes cüssesinden korkardı. Ancak cüssesi kadar büyük bir kalbi vardı. Ne var ki insanlar ona canavar gibi bakıyor çoğu zaman uzun boyuyla iri cüssesi ile dalga geçiyorlardı. Kim anlayacaktı, kim bakacaktı kalp gözü ile ona?..
Kraliçenin Evinde:
Güzellik nedir? Neyle tanımlarız güzeli? Kaşları keman, dudakları kiraz, yanakları elma olan bir kız güzel midir? Peki bunun yanına cilveli de eklersek? O zaman güzelliğin tanımı değişir. Pek çirkin ama çok cilveli olan bir hanım da güzel sayılabilir. Kişiden kişiye değişir güzellik dediğin. Herkes farklı bir tanım yapar. Herkeste farklı bir tanım geçerli olur. İnci hanım çok güzeldi. Sanatçıydı. Kerime Nadir okurdu. Çiçeklerden Fesleğen kuşlardan Serçe'yi severdi. Güzeldi. Evlenmek istiyordu ancak kriteri yoktu. Sanırım aşık olmak istiyordu.
Açık Hava Oteli:
Sokakta yaşayan insanların hayatını, onların parkları kendileri için birer açık hava otelleri olarak görmeleri işlenir.
Diş ve Diş Ağrısı Nedir Bilmeyen Adam:
Düşün ki doğduğun andan itibaren dişlerin tamamen yok olmuş gibi yani yeniden çıkma ihtimalleri yok ve sen hiç diş ağrısı çekmedin, çekmeyeceksin, kulağa güzel geliyor ama ya dişlerin hiç yok diye hep lapa yemek zorunda kalman ya güldüğün, konuştuğun zamanki halin ya midenin ağrısı en ufak katı bir şeyle?..
Bir İlkbahar Hikayesi:
Bu hikaye "Beni tekrar oku" diyor. Çünkü bir şey kalmamış aklımda.
Fındık: (Çok sevdim bu hikayeyi: Sait Faik'in de çok sevdiği bir köpeği varmış. Belki de o yüzden yazmış böyle bir hikayeyi ama öyle bir köpeği olmasa da ya da yoksa da o yine de yazardı bu hikayeyi. Köpekleri, kedileri, ağaçları, denizleri ve her şeyi...♡)
Yaz gelmesiyle birlikte sokak köpeklerinin çoğalmasını ve onları öldürmek üzere yola düşen zehircilerden birinin Fındık’la olan hikayesini anlatmıştır Sait Faik. Çoğu zaman köpekleri yakalayıp 1,5 papeli almak kolayken Fındık için aynısı geçerli değildir. Zehircinin elinden kaçmayı başaran Fındık, zehircinin kesinlikle yakalanacaklar listesine girmiştir. Zehirci onu yakalamak için türlü yollar denemiş ama hiçbirinde başarılı olamamıştır. En sonunda zehirli bir köfteyle köpeği kandırmayı denemiş fakat köpek onu kötü bellediği için onun elinden köfteyi yememiştir. Zehirci bir gün dolaşırken çöpçüyle Fındık’ın arasının çok iyi olduğunu görmüş ve çöpçüyü zehirli köfteyi Fındık’a vermeye zorlamıştır aksi takdirde onu kasabadan sürmekle tehdit etmiştir. Çöpçü köfteyi tam da Fındık yiyecekken denize fırlatmış ve zehirci tarafından karnına ağır bir tekme yemiştir.
Eftalikus'un Kahvesi:
Bu hikayede Sait Faik yazma sürecini, neyi, neden ve nasıl yazdığını, hikayelerin adlarını nasıl bulup bıraktığını anlatıyor (ilk önce hikayelerin adını koyarım, diyor.)
yazma sürecini merak eden genç bir adamla oturdukları bir kahvede yaşadıkları ve hissettikleri ile genç adama ve dolayısıyla bizlere.
Sinaırit Baba ve Son Kuşlar hikayelerini tam hatırlamıyorum sanırım uykulu uykulu olduğum için, belki başka bir zaman dönerim yine oralara.
Sivriada Geceleri:
Sait Faik’in bu hikayesinde bir balıkçı çırağının Kalafat denen ustayla ve diğer çırakla olan diyalogları ve genel balıkçı hayatı konu alınmıştır. Kalafatın balık avlama derdi, Sivriada’daki kuşların yumurtalarını toplama, balık yemi hazırlama, her gün bir sonraki güne canlı çıkabilmek için üç balıkçının gösterdiği çaba anlatılmıştır. Hikayemizi anlatan çırağın ruhunda bir yazarlık olduğu martının ölüşünü betimlemesinden anlaşılmıştır. Hikayede rutin bir gün anlatılmış, akşam saatlerinden yatma zamanına kadar olan zaman dilimi betimlermelerle, diyaloglarla, halkın içinden bir dille anlatılmıştır. Gece olup da balıkçılar uykuya dalınca acemi ve yazar ruhlu şairin Kalafat’ı sırf bir geminin geçişini izlemesi için uyandırmasıyla ve Kalafat’ın ona “Sen sahiden kaçıkmışsın”demesiyle hikayenin birinci kısmı biter. (Bu hikayedeki yazar ruhlu adam da muhtemelen yazarın kendisi)
Sivriada Sabahı:
Sivriada Geceleri hikayesinin ikinci kısmı olan bu hikaye genç anlatıcımızın geç uyanmasıyla ve Kalafat’ı sinirlendirmesiyle başlar, balıkçılarımızın hayatlarını kazanmak için bir günün sabahını nasıl didinerek geçirdiğini anlatarak sürer gider. Hikayenin çoğunda balık avlama, tavşan yakalama, yumurta toplama sahneleri anlatılır ve karakterler bize daha çok açıklanır.
Haritada Bir Nokta:
Bu hikayede yazar söz konusu karakter üzerinden deniz aşkını, özlemini anlatır. Odasına astığı haritada ve her gördüğü haritada denizi arar, bulur ve hep denizde olmak ister.
Bir Kaya Parçası Gibi:
Yine bir deniz hikayesi, deniz yolculuğu ve Van Gogh resimlerini andıran gökyüzü, tabiat görüntüsü eşliğinde balık avı.
Hişt, Hişt!..
Kuşlar, ağaçlar, toprak, su ve her şey... Doğa bize sesleniyor, Hişt, Hişt!.. duyuyor musun beni? diyor.
Dülger Balığının Ölümü:
Sait Faik, bu hikayesinde sadece bir balık olan dülgerin ölüm sırasında ve sonrasındaki hareketlerini gözlemleyip betimlemiştir. Çok basit bir konu olarak görünse de Sait Faik’in
Betimlemeleri, hayalimizde o balığın çırpınışlarını, rengini, güneş batarkenki manzarayı gerçekten canladırarak hikayeyi somut bir forma sokmuş.
En basit görünen şeylere bile başka bir gözle bakmıştır Sait Faik.
Başlangıç/Bitiş:
11 Temmuz Cumartesi
12 Temmuz Pazar-2026
Alıntılar yorumlarda...