VERONİKA ÖLMEK İSTİYOR 📍Son zamanlarda 'vakti zamanı buymuş' gözüyle bakıyorum her şeye çünkü hiçbir şey tesadüf değildir, buna inanıyorum. O nedenle yorumuma başlamadan evvel ufak, kendim adına ufacık bir not düşmek istiyorum şuraya. 💬Benim için her şey geçtiğimiz yıl başladı;…devamıVERONİKA ÖLMEK İSTİYOR
📍Son zamanlarda 'vakti zamanı buymuş' gözüyle bakıyorum her şeye çünkü hiçbir şey tesadüf değildir, buna inanıyorum. O nedenle yorumuma başlamadan evvel ufak, kendim adına ufacık bir not düşmek istiyorum şuraya.
💬Benim için her şey geçtiğimiz yıl başladı; her şey gittikçe daha kötü oldu. İlişkilerim bozuldu, her şeyden ve herkesten soyutlanmaya başladım. Ve bunun bir son değil başlangıç olduğunu psikiyatri de yattığım bir aylık süreçte anladım.Hastaneden ayrıldığım ilk birkaç hafta çok normal geçti diyemem. Lâkin her şey en az kötü durumdaydı. Gün geçtikçe pişman olmakla olmamak arasında kaldım; işten atıldım ve şu anda bile iş bulmakta zorluk çekiyorum, dostlarımı kaybettim ve hepsi de 'deli' olduğum için oldu. O bir aylık süreçte 'benim' gibi olan insanlarla olduğum için mutluydum, şimdi ise mutlu olmayı tercih ettiğim için pişmanlık duymak üzereyim.
"Kimsenin kimseyi yargılayacak durumu yok. Her insan kendi bilir çektiği acının boyutlarını ya da yaşamında anlamın hepten yok olduğunu." diyor, yazar. O süreçte birçok hasta gördüm, Şizofreni, bipolar..ve en kötüsü, hangisi olduğumu bilmiyorum. Yalnızca orada herkes 'ben' olarak var. Ve iyi hissettiren yanı bu; önemli olan da bu. Orada 'ben' olabilmek. Çoğumuz bunu günlük hayatta bile başaramazken, o küçücük hücrelerde imkansızı başarabilmek.
"insanlar hiçbir zaman kendilerine anlatılanlardan bir şey öğrenmezler, kendi çabalarıyla öğrenirler yalnızca." diyor, bir başka yerde. Bazen duymak ya da görmek değil, yaşamak gerek anlamak için. Yaşamadan anlayamazsın diye bir şey yoktur evet, ama hissedemezsin. Hissetmediğin şeyle de bağ kuramazsın.
"Hiçbir şey öğrenemedin mi daha, ölüm kapındayken bile? İkide bir onu rahatsız edeceğim, bunun canını sıkacağım diye düşünmesene." diyor, Mari Veronika'ya. Hepimiz bir gün ölücez diye çoğunlukla toplumun normallerine uyum sağlamaya çalışıyormuş gibi görünür ve böylece bir parça huzur içinde yaşayacağımızı düşünürüz.
Hiç düşündünüz mü, belki de benim gördüğüm mor rengiyle senin ya da onun gördüğü renk aynı değildir. Delilikte bu soru kadar basittir aslında çünkü toplumun gözünde ona 'hayır' diyen herkes zırdelidir. Kitap da yazar, gerçek delinin toplum olduğunu savunuyor (ki bence de ve herkesçe de öyledir muhtemelen). Psikiyatri hastası olan insanlar anormal olmaya çalıştıkları için ya da normal oldukları için delidir, diyor.
Ölümün tanımını sorsak pek çok kişi farklı bir yanıt verir. Çoğunluk mutsuz olmak, der. Yaşam koşullarından bahsetmez bile. Toplum hemen sorar, neyin eksik? Oysa Veronika'nin hiçbir şeyi eksik değildi lakin yine de ölmeyi seçti. Çünkü hayat üç evredir; yaşam, anlam ve ölüm. İnsan yaşamadan anlayamaz demiştim az önce. Veronika'nın her şeyi vardı lâkin hayatında bir anlam yoktur. O boşluk hissini herkes bilir. Her şey tam ama bir şeyler eksik. Bir geçmişe bakarsın bir geleceğe. Depresyon ve kaygı çoğunlukla bu şekilde meydana gelir, 'belirsizlikle'.
Ne yazık ki hayat toz pembe değil ama yaşamak yine de güzel. Sabah erken saatlerde uyanıp kuşların cıvıltılarını dinlemek, sahil kenarında yürüyüş yapmak, kitap okumak, hayal kurmak, kulağında en sevdiğin müzikle yağmurda dolaşmak...
°°°°°
🎈"Tıp tarihinde iz bırakmak istiyordu ama fikirlerini yayınlandığında büyük zorluklarla karşılaşacağını da bilmez değildi. Çünkü 'normal' insanlar hayatlarından hoşnut olduklarından, böyle bir hastalığın pençesinde olduklarını kabul etmeye yanaşmayacaklardı.."
🎈 Aklının başında olduğu anlardan birinde, hemşirenin biri ona sordu:
"Nasıl olduğunuzu öğrenmek ister misiniz?”
Veronika, "Nasıl olduğumu zaten biliyorum,” dedi. “Ve gövdemde sizin gördüğünüz değişikliklerle hiç ilgisi yok olanların. Olan her şey ruhumda oluyor.”
🎈Deli olmak, düşüncelerini iletmekten âciz olmak demek. Sanki yabancı bir ülkedesin, çevrede olup biten her şeyi görüyor, anlıyorsun, ama istediğini anlatmaktan, dolayısıyla da yardım bulmaktan umutsuzsun, çünkü orada konuşulan dili bilmiyor, anlamıyorsun.”