Temmuz sıcağında, aradan yaklaşık çeyrek asır geçtikten sonra Uzak'ı izlemek bana yalnızca çok iyi bir film değil, aynı zamanda güçlü bir İstanbul nostaljisi de yaşattı. Kar altındaki sokaklar, sisli vapurlar, henüz bugünkü dönüşümünü yaşamamış mahalleler... Nuri Bilge Ceylan, farkında olmadan…devamıTemmuz sıcağında, aradan yaklaşık çeyrek asır geçtikten sonra Uzak'ı izlemek bana yalnızca çok iyi bir film değil, aynı zamanda güçlü bir İstanbul nostaljisi de yaşattı. Kar altındaki sokaklar, sisli vapurlar, henüz bugünkü dönüşümünü yaşamamış mahalleler... Nuri Bilge Ceylan, farkında olmadan 2000'lerin başındaki İstanbul'un da görsel hafızasını kayda geçirmiş.
Film, adının hakkını vererek modern insanın giderek artan yalnızlığını, yabancılaşmasını ve iletişimsizliğini anlatıyor. Taşradan büyük umutlarla İstanbul'a gelen Yusuf ile, o umutları yıllar önce tüketmiş reklam fotoğrafçısı Mahmut'un yolları aynı evde kesişiyor. Biri geleceği arıyor, diğeri geçmişte kaybettiği ideallerinin gölgesinde yaşıyor. Aynı çatıyı paylaşmalarına rağmen aralarındaki mesafe hiç kapanmıyor. Kışın soğuğu yalnızca İstanbul'u değil, iki insanın birbirine ulaşma ihtimalini de donduruyor.
Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerini izlerken kendimi hep karakterlerin hayatlarının içinde görünmez bir göz gibi hissediyorum. Sanki bir film izlemiyor, o insanların evlerine, sokaklarına ve sessizliklerine misafir oluyorum. Büyük olaylar yaşanmıyor; hayat, bütün sıradanlığıyla akıp gidiyor. Belki de bu yüzden bu filmler bu kadar gerçek hissettiriyor.
Filmin en unutulmaz sahnelerinden biri ise Mahmut'un, Yusuf yanındayken Andrei Tarkovski'nin Stalker filmini açması, Yusuf odasına geçer geçmez kanalı değiştirip erotik bir filme dönmesi. Tek bir diyalog bile kurmadan, insanın olmak istediği kişiyle gerçekte olduğu kişi arasındaki uçurumu anlatan, sinema tarihinin en dürüst anlarından biri.
Film bittikten sonra öğrendiğim bazı bilgiler de filmi benim gözümde daha anlamlı hâle getirdi. Yusuf karakterini canlandıran Mehmet Emin Toprak, Nuri Bilge Ceylan'ın öz yeğeniydi ve profesyonel bir oyuncu değildi. Çekimlerden kısa süre sonra, henüz 28 yaşındayken geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti. Film Cannes Film Festivali'nde büyük ilgi gördü ve Muzaffer Özdemir ile Mehmet Emin Toprak birlikte En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandılar. Emin Toprak, bu ödülü ölümünden sonra alan ender oyunculardan biri olarak sinema tarihine geçti. Bu bilgiyi öğrendikten sonra filmin son sahnesi insana çok daha hüzünlü geliyor.
Bir diğer dikkat çekici ayrıntı ise filmin neredeyse tamamen Nuri Bilge Ceylan'ın kendi imkânlarıyla çekilmiş olması. Mahmut'un yaşadığı ev yönetmenin kendi evi, kullandığı otomobil kendi otomobiliydi. Küçük bir ekiple, büyük prodüksiyonlara ihtiyaç duymadan böylesine güçlü bir atmosfer kurabilmesi, filmin samimiyetini daha da artırıyor.
Son sahnede Mahmut'un limanda tek başına oturup denize bakışı uzun süre akıldan çıkmıyor. Yusuf gitmiştir ama Mahmut'un hayatında aslında hiçbir şey değişmemiştir. Film, insanın bazen en büyük uzaklığının başka insanlara değil, kendi ideallerine, hayallerine ve en sonunda kendisine olduğunu hissettirerek sona eriyor.
Uzak, yalnızlığı, yabancılaşmayı, iletişimsizliği ve zamanla insanın kendi hayallerinden uzaklaşmasını anlatan çok güçlü bir film. Bitirdiğinizde size büyük cevaplar vermiyor; yalnızca uzun süre zihninizde yaşamaya devam eden sessiz sorular bırakıyor.