🛶 Yolculuk başlıyor, filmin bir eve dönüş serüveni olacağını bildiğimden giderken modumu ayarlamak istedim. Hani metot oyuncuları olur ya karakteri sadece oynamazlar, gerçek hayatlarında da o karakterin özelliklerine bürünüp tamamen ona dönüşürler. Ben de bir bakıma metot seyircisi olmayı hedefleyerek…devamı🛶 Yolculuk başlıyor, filmin bir eve dönüş serüveni olacağını bildiğimden giderken modumu ayarlamak istedim. Hani metot oyuncuları olur ya karakteri sadece oynamazlar, gerçek hayatlarında da o karakterin özelliklerine bürünüp tamamen ona dönüşürler. Ben de bir bakıma metot seyircisi olmayı hedefleyerek kızgın güneşin altında 50-60 dakikalık bir yürüyüşe aldırmadan sinema salonuna doğru ilerledim. Gayet moda da girdim filmi izlerken, ama film bittiğinde üzerimde bıraktığı etki nedeniyle eve dönüşümde hiçbir macera aramadan tıpış tıpış en güvenli ve bilindik yolları kullanmak durumunda kaldım...
🦋 Filme geçmeden önce bazen insanların yaşamları üzerindeki etkimizin ne kadar büyük olabileceğinden bahsetmek istiyorum. Sinemaya doğru giderken iki farklı olay yaşadım ve bir o kadar farklı iki etki. Birinde pazarın içinden geçerken karşıdan el arabası tarzında bir araçla birisi gelmekteydi, ben de yolun ortasını kapatmayayım yol vereyim diyerek kenardan yürümeye başladım ama karşıdan gelen üstün zekalı canlı da yolun o tarafından gitmek istiyormuş, sanki sinyal vermiş de bilerek onun gideceği yolu kapatmışım gibi arkamdan biraz yüksek sesle söylendiğini duydum ama aldırış etmeden yoluma devam ettim. Biraz empati yapmayı denedim, sıcağın altında belki başka bir şeye sinir olmuştur tepkiyi bana verebilmiştir falan diye ama yine de olumsuzluğu kafamı az da olsa meşgul etti. Bir diğer olayda ise karşıdan karşıya geçmek için beklerken arabalara yol vermeyi kabullenip bekleme moduna almıştım kendimi, gelen bir sürücü bu halimi görüp nazikçe yol verdi ve istemsizce olumlu hislerle doldum.Kendisi için veya başkası için büyük bir şey yapmadı belki ama benim günümün o kısmını güzelleştirdi. Şeye benzetilebilir belki, bir atış yapacakken kısa mesafede 1-2 derecelik bir açı çok fark yaratmaz ama mesafe uzadıkça devasa farklar oluşur. Sabah yaşadığımız bir olumsuzluk veya güzel his de bu şekilde tüm günümüzü etkileyebilir gibi geldi bana ve sonrasında da katlanarak diğer insanlara yayılmaya devam eder...
🎬 Perde açıldı, gayet güzel başladı aslında ama ben ekranda Akhilleus olduğunu zannettiğim bireyi görür görmez saydırmaya başladım. İthaka'daki sahneler oldukça sürükleyiciydi, genel olarak film de sizin kendinizi kaybetmenize neden oluyordu izlerken ama ama ama malum şahıslar ekrana geldikçe ben kendime hakim olmakta zorlandım. Onların dışındaki sahneler gerçekten keyifliydi sizi hemen içine çeken bir hikaye istiyorsanız çok iyi bir filmdi.
⏳ Bu arada şeyi fark ettim, evde film izlemekle sinemada film izlemek çok farklı şeyler. Evde istediğimiz gibi sahne atlayabiliyoruz veya o an dikkatimiz başka yerdeyken geri alıp yeniden izleyebiliyoruz. Sinemada bu olanağa sahip olmadığımızdan özellikle film bunun gibi sürükleyiciyse odağımızı hiç kaybetmememiz gerekiyor. Aralarda 1-2 saniye dağılan dikkatim yüzünden sinir olmadım değil. Bununla ilgili şunu biliyorum bir insan uzun süreli odaklı kalamaz, biraz ara vermesi gerekir zihnini toplayabilmesi için. İşte bu oyuncu seçimleri ile ilgili teorim şu; Nolan abimiz de bu odak durumunu tahmin etmiş ve filmin büyüsüne kendimizi kaptırıp gitmiş olsak bile 3 saate yakın bir zaman boyunca odağımızı taze tutamayacağımızı bildiğinden aralara bu şahısların sahnelerini serpiştirmiş. Ekranda görür görmez hemen ne alaka bu deyip izzeti nefislerine sövmeye başlıyorsunuz, bu sayede o büyüden çıkıp zihninizi dinlendiriyorsunuz ki sonraki sahnelere güzelce odaklanabilin. Benim inanmak istediğim teori budur, en azından mahkum olduğu mecburiyetleri bu şekilde telafi etmeye çalışmış aksi takdirde izzeti nefsine sövdürmekten keyif alıyordur...
📽 Onun dışında her zamanki bildiğimiz Nolan filmleri gibiydi, birden çok zaman akışı kendi içlerinde akmaya devam ederken arada kafamızı karıştırıp arada kendine hayran bırakıyordu. En sonunda bir potada eridiğinde her şey çözülmüş oluyordu. Hikaye genel olarak mitolojiden alındığından, bu arada mitolojiye ne kadar uygundu kitabını okumadığım için bilemiyorum ama genelde birden çok yorumlanışı oluyor mitolojik olayların ve bunların etrafında şekillenmiş gibiydi (oyuncu seçimleri hariç), genel işleyişini bilmesem bile sonunda olacakları bildiğimden merak unsurumu azalttı diyebilirim. Tamamen bilinmezliklerle dolu olsaydı daha çok etkilenebilirdim. Ama bir yandan da fantastik tarafı oldukça kuvvetliydi, var olan bir hikayeyi anlatmanın da böyle avantajları var, baştan kusursuz bir şey yazmaktansa var olanı modifiye etmek daha verimli, tekerleği yeniden icat etmeye gerek yok...
🎞 Oyunculukları genel olarak beğendim, görsellik çok güzeldi. Ses efektleri ve müzikler de öyle çok aklımda kalmasa da uyumsuzluk hissi uyandırmadılar. Sadece birkaç sahnede aşırı gürültü vardı ve beni bile rahatsız etmeyi başardı, sanki o sahneyi siz de yaşıyormuşsunuz izlenimi uyandıracak kadar gürültülüydü.
👑 O kadar yazdım yazdım ama bir türlü karakterlere gelemedim. Şimdi sıra karakterleri anlatmakta (tabii ki spoiler vermeden). Benim dikkatimi çekecek düzeyde beğendiğim iki karakter vardı sanırım, bunların dışında ekran süreleri kısa olsa bile hoş etki bırakan karakterler olsa bile kralımızla kraliçemizi çok beğendim. Her ne kadar filmden önce linç edilmeye çalışılmış olsa da kraliçemiz rolüne uygun bir performans sergilemişti. Kralımız ise gerçekten çok ilginç bir karakterdi. Film boyunca özgür irade ile ilgili düşüncelere dalmamıza sebep olurken olgunluğu nedeniyle bence herkesi şaşkınlığa uğrattı. Onların dışında bahsetmeye değer Eumaeus, birazcık Sinon biraz da Menelaus gösterilebilirdi. Bu arada gıcık edici şahısların ekran sürelerinin düşük tutulması filmi kurtarmış denilebilir. Hayır bu Helen'i kaçırsalar peşinden gidip savaş çıkarmayı bırak dini inancına bağlı olarak şükür namazı bile kılabilirsin, ne alaka yani ne alaka ne alaka...
⚖️ Bu arada spoilersız nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama kralımızın liderliğine imrenmemek elde değildi, buna rağmen askerlerinin tavırları çok ilginçti. Onları görünce şey geldi aklıma, kızları açık giyindiği için ona kızıp evin tüm bereketini kaçırdığını söyleyen anneler... Deprem zamanları suçu günah işleyenlerde bulanlar da olabilir, hayır ne alaka yani ne alaka zaten her zaman kötü şeyler başımıza geliyor. Mükemmel yaşasak bile herkese iyilik yapsak bile yine kötü şans gelip bizi bulabiliyorken bunu batıl bir şekilde olmayacak şeylere bağlarken ne düşünüyoruz acaba. Gerçekten inanmak rahatlatıyor mu bizi, bir zayıflık göstergesi mi yoksa işe yarayan bir strateji mi, gerçekten bir şeylerin sorumluluğunu almayı ve ilk olarak kendimizi düzeltmemiz gerektiğini ne zaman öğreneceğiz?
🛶 Son olarak yazımı bitirirken sinemadaki ham deneyimimden bahsedeyim. Bu parayla yapılabilecek en iyi aktivitelerden biriydi bence, başka bir filme gitmek yerine bunu gönül rahatlığıyla izleyebilirsiniz. Sinemada izlemeye değer dediğim filmlerden biriydi. Kafanızı dağıtmak için, bir an olsun farklı bir evrende bulunmuş olmayı hissedebilmek için, sırf kendinizle bile bir maceraya çıkmış olmak için çok uygun bir filmdi.
🎶 Şu sıralar kendinden pek olumlu anlamda söz edilmese de cuk oturan bir müzik: Yollarda Bulurum Seni (Haluk Levent)