Genç kelimesi Farsça’da hazine demektir. Gençlik insan ömrünün hazinesidir. Popüler kültürün aksine sadece eğlence değil; tüm ömrü şekillendiren esaslı bir karakter inşa dönemidir. Kitap, bu gençlik evresini hem dünyevi hem de uhrevi olarak nasıl en iyi şekilde dizayn edeceğini öğrenmek…devamıGenç kelimesi Farsça’da hazine demektir. Gençlik insan ömrünün hazinesidir. Popüler kültürün aksine sadece eğlence değil; tüm ömrü şekillendiren esaslı bir karakter inşa dönemidir. Kitap, bu gençlik evresini hem dünyevi hem de uhrevi olarak nasıl en iyi şekilde dizayn edeceğini öğrenmek isteyenler için güzel bir pusula.
Müellif Osman Nuri Hocanın üslubuna da değinmek istiyorum. Kendisi tasavvufi birikimini, bilimsel araştırmalar, sosyolojik veriler ve tarihi dipnotlarla genişletiyor. Bunu yaparken düşüncelerini Kur’an-ı Kerim ayetleri, hadisler ve İslam büyüklerinin hikmetli sözleriyle temellendiriyor. Böylece klasik bir tasavvuf metni okumanın ötesine geçiyorsunuz. Tasavvufu farklı ilimlerle sentezleyerek okuyucuya bu denli zengin bir içerikle sunan günümüzde başka bir tasavvuf büyüğü bilmiyorum. Bu ufuk açıcı anlatım sayesinde okur için son derece konforlu bir öğrenme süreci doğuyor.
Peki neden özellikle gençlik? Çünkü tarih, gençlerin yön verdiği kırılma noktalarıyla doludur. İslam tarihi ise bu öncü şahsiyetlerin sayısız örneğine ev sahipliği yapar.
Okur-yazarlığın lüks olduğu bir dönemde tam beş dil bilen ve Peygamberimizin vahiy katiplerinden biri olan Zeyd bin Sâbit bu dillerin ikisini öğrendiğinde henüz 16 sını bitirmemişti, Dönemin en zengin tüccarlarından biri olmasına rağmen tüm malını tek bir günde infak edecek kadar cömert olan Talha bin Ubeydullah, cennetle müjdelendiğinde henüz 14 yaşındaydı. Müthiş bir müçtehit olan İmam Şâfiî alim/müftü kabul edilme vasfını henüz 15 yaşında almıştı. İstanbul’u fethedip çağ kapatıp çağ açan Fatih Sultan Mehmed 21, hilafet makamını Osmanlı’ya taşıyan Yavuz Sultan Selim sınır boylarında kılıç salladığında 20’li yaşlarındaydı. Yakın tarihte İslam dünyasının en etkili hareketlerinden biri olan Müslüman Kardeşler teşkilatını kurduğunda Hasan el-Bennâ ise sadece 22 yaşındaydı.
“15-20’li yaşları çoktan geçtim" diye üzülmeyin. Peygamberimizin, adaletindeki tavizsiz tutumu nedeniyle “el faruk” ünvanı verdiği Ömer radıyallahu anh İslam’la müşerref olduğunda 30’lu yaşlarındaydı. Peygamber Efendimiz’in "O benim Ehl-i Beyt’imdendir" diyerek taltif ettiği Selmân-ı Fârisî, bir ömür aradığı hakikate kavuştuğunda 40 yaşındaydı. Şifa bint Abdullah, İslam tarihinin ilk kadın kamu yöneticilerinden biri olarak bu kritik sorumluluğu üstlendiğinde 40’lı yaşlarına yaklaşmıştı. İslam coğrafyasının kendi teknolojisini üretmesi gerektiğine inanarak Türkiye’nin ilk yerli motor fabrikasını kuran Mühendislik dehası Necmettin Erbakan ise 30 yaşındaydı.
Kısacası; gençlik tanımının alt ve üst sınırlarında hep ilham veren isimler vardı. İslam’da gençliğin üst sınırı 40 kabul edilir. Dolayısıyla hiçbir şey için geç değil. Bu öncülerden biri olabilmek adına ömrün en verimli zamanlarını manevi bir şuurla değerlendirmek, bir insanın kendine ve geleceğine yapabileceği en kıymetli yatırımdır.
Şunu da belirtmeliyim ki gençlik, ömür tarlasının en karlı hasadı olsa da mümin son nefese kadar her amelini aynı şevkle yapar. Onun dünyasında 'emeklilik' yoktur; cennete girene kadar durmayacağını bilir. Ta ki bir gün Rabbine kavuşup asıl huzura erene dek bu sonsuzluk projesi için yorulur, yoğrulur. Nitekim ilim ve cihad aşkıyla at sırtında İstanbul surlarına kadar gelen Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin (radıyallahu anh) bu kutlu yola baş koyduğunda 80 yaşının üzerinde olduğu gibi.
Son olarak kitabı bitirip bir kenara koyamadan kendinizde şu sorunun cevabını arayacaksınız:
Ben enerjimi, zamanımı ve potansiyelimi gerçekten neye adıyorum; geçici heveslere mi, yoksa kalıcı izler bırakacak değerlere mi?
“Ne mutlu, mazinin ibret ve fazîlet levhalarını doğru okuyup, ümmetin kaderinde hayırlı hizmetlere namzet olan gençlere... Ne mutlu, kökleri maziye, dalları istikbâle uzanan, kadirşinas, asil ve genç nesillere…”