Hayatını isimsiz cesetlerin kimliğini ortaya çıkarmaya adayan bir insanın, sonunda kendisinin de o kayıplardan biri haline gelmesi. Bir filmden neden bu kadar korkulur? Film aslında 2023 yılında gösterime girecekti. Aradan üç yıl geçti. 2026'da dijital platformda yayımlandı. 48 saat sonra…devamıHayatını isimsiz cesetlerin kimliğini ortaya çıkarmaya adayan bir insanın, sonunda kendisinin de o kayıplardan biri haline gelmesi.
Bir filmden neden bu kadar korkulur?
Film aslında 2023 yılında gösterime girecekti. Aradan üç yıl geçti. 2026'da dijital platformda yayımlandı. 48 saat sonra Hindistan'daki platformdan kaldırıldı. Daha sonra uluslararası erişimden de kaldırıldı.
Filmin karşılaştığı en büyük engellerden biri de sansür kurulunun istediği 127 ayrı değişikliklerdi.
Filmin adı bile değiştirildi. Filmin ilk adı “Ghallughara” idi. Sih tarihindeki büyük katliamları ifade eden, çok ağır tarihsel anlamlar taşıyan bir kelime.
Hindistan Hükümeti (özellikle Modi) bir filmi yasaklıyorsa o film kesinlikle izlenmelidir. Çünkü gerçekleri anlatıyordur.
1980 ve 90'ların başında Hindistan'ın Pencap eyaleti büyük bir şiddet sarmalının içindeydi. Bir tarafta bağımsız Halistan devleti isteyen silahlı Sih örgütleri vardı. Diğer tarafta ise bu örgütleri tamamen yok etmeye çalışan Hindistan devleti ve özellikle Pencap Polisi. Bir noktadan sonra mücadele sadece silahlı örgütlerle sınırlı kalmadı. Masum insanlar da "militan olabilir" şüphesiyle gözaltına alınmaya başladı. Bazıları bir daha hiç geri dönmedi. Ne mezarları ne ölüm belgeleri vardı.
İşte tam bu dönemde sıradan bir banka çalışanı olan Jaswant Singh Khalra, herkesin görmezden geldiği bir ayrıntıyı fark etti. Krematoryumlar ve yakılan cesetlerin kayıtları.. Binlerce cesedin kimliği yoktu.
"İsimsiz cesetlere odun vermezler. Bir cesedi yakmak için 400 kilo odun gerekir... Bazen cesetler birikince aynı ateşte üçünü yakıyoruz."
İnsan hayatının muhasebe defterindeki bir satıra dönüşmesi ve bir insanın ölümünün bile maliyet hesabıyla konuşulması..
"Siyah kağıda yazılmış karanlık bir gerçek... ne görülebilen, ne okunabilen."
Devlet şiddetinin en büyük özelliği tam da budur. Gerçek tamamen gizlenmez ama görünemeyecek kadar karartılır. Belgeler ve tanıklar vardır ama hiçbiri tek başına gerçeği kanıtlamaya yetmez.
Bu yüzden Jaswant’ın yaptığı şey yalnızca belge toplamak değildi. Birbirinden kopuk parçaları bir araya getirerek görünmeyen resmi görünür hale getirmekti. Bir noktadan sonra artık herkes onun adını biliyordu. Uluslararası insan hakları kuruluşları da dosyalarla ilgilenmeye başlamıştı.
1995 yılında Jaswant gündüz vakti kaçırıldı. Görgü tanıkları vardı. Onu alanların polis olduğu söyleniyordu. Ama uzun süre resmi makamlar bunu inkar etti. Aylar, yıllar geçti. Cesedi hiçbir zaman bulunamadı. Soruşturmalar ve tanık ifadeleri, onun polis gözetiminde ağır işkence gördüğünü ve daha sonra öldürüldüğünü ortaya koydu. Mahkemede cesedinin nehre atıldığı yönünde ifadeler verildi. Binlerce kişinin kaybolduğu iddia edilen dosyaların çok büyük kısmı hiçbir zaman tam anlamıyla aydınlatılamadı.
"Çünkü sizin için daha fazla ölü militan, daha büyük terfiler demektir."
Bir sistem başarıyı terfiyle, terfiyi de öldürülen insan sayısıyla ölçmeye başladığında ahlak ikinci plana itilir.
“Biz sadece kendi terfileri uğruna insanlık sınırlarını aşan insanlara karşıyız."
Gerçek hukuk, yalnızca vatandaşı yargılayabilen hukuk değildir. Devleti de gerektiğinde yargılayabilen hukuktur. Devletin güçlü olması önemlidir. Ama hukukun devletten güçlü olması daha önemlidir. Aksi halde hukuk, adalet olmaktan çıkar. İktidarın aracına dönüşür.
Bir insan iki kez ölür. İlkinde bedeni ve ikincisinde ise adı unutulduğunda. Jaswant'ın bütün mücadelesi ikinci ölümü engellemek içindi. Çünkü isimsiz cesetler yalnızca yakılan bedenler değildi. Onlar aynı zamanda toplumun hafızasından silinmek istenen insanlardı.
Bir toplum geçmişini yalnızca zaferleriyle hatırlarsa eksik kalır. Acılarıyla da yüzleşebilmelidir. Bir toplum geçmişindeki acıları konuşamaz hale geldiğinde aynı hataları yeniden yapma ihtimali artar.
Devlet gücü ile insan hakları arasındaki o ince çizginin ne kadar kolay aşılabileceğini anlatan evrensel bir hikaye.