"İş ne kör bağırsakta ne de böbrekte; hayat ve ölümde... Öyle ya. Bir hayat vardı; şimdi de gidiyor... Gidiyor ve onu tutmak elimde değil... Evet. Ne diye kendimi aldatayım? Ölmekte olduğumu, benden başka herkes bilmiyor mu? Hafta, günü meselesi... Hatta…devamı"İş ne kör bağırsakta ne de böbrekte; hayat ve ölümde... Öyle ya. Bir hayat vardı; şimdi de gidiyor... Gidiyor ve onu tutmak elimde değil... Evet. Ne diye kendimi aldatayım? Ölmekte olduğumu, benden başka herkes bilmiyor mu? Hafta, günü meselesi... Hatta belki de şimdi... Az önce ortalık aydınlıktı, şu anda karanlık... Buradayım. Birazdan oraya gideceğim! Nereye?"
Birdenbire buz kesildi, soluğu durdu. Yalnız kalbinin vuruşlarını duyuyordu.
"Ben yok olacağım. O zaman ne olacak acaba?.. Hiçbir şey olmayacak. Yok olunca, nerede olacağım? Yoksa ölüm... Hayır istemem!"(51.s)
●Roman, alışılmışın dışında başlar.
İlk cümlelerde İvan İlyiç'in öldüğünü öğreniriz ki zaten kitabın adı da sonu baştan söyler okuyucuya.
İvan İlyiç'in mesai arkadaşları ölüm haberini alınca üzüntüden çok şunları düşünür: Acaba onun yerine kim geçecek?
Maaşım artar mı? Benim tayinim olur mu?
Yani Tolstoy daha ilk sayfalarda şunu söyler: İnsanlar ölen kişiyi değil, ölümün kendilerine ne kazandıracağını düşünür.
Daha sonra kitap geriye döner ve İvan İlyiç'in bütün hayatını ölümle son bulana kadar anlatır.
Kötü biri değildir İlyiç. Ama iyi biri de değildir. Aslında en büyük özelliği şudur:
Herkes nasıl yaşıyorsa öyle yaşamıştır.
Tolstoy özellikle bunu tekrar tekrar vurgular.
İvan; iyi okullara gider, hukukçu olur,
saygın biri olur, evlenir, terfi eder, güzel ev döşer, yüksek tabakayla görüşür.
Her yaptığı şey toplum tarafından "doğru" kabul edilir. Ama hiçbirini gerçekten istediği için yapmaz. Toplumun uygun gördüğü için yapar. (Çoğumuz gibi)
İşte Tolstoy'un ilk eleştirisi budur.
Başlangıçta eşi Praskovya ile mutludur.
Fakat çocuklar doğunca, para meseleleri başlayınca evlilik sevgi olmaktan çıkar.
Artık birbirlerini anlamaya çalışmazlar.
Sadece aynı evde yaşayan iki yabancı olurlar. Maddi sıkıntılar yaşarlar bir dönem ve bunu da İlyiç bi nevi torpil kullanarak aşar yine hemen hemen herkes gibi.
Bundan sonra İvan çözümü işe sığınmakta bulur. Mahkeme onun gerçek hayatı olur.
Ev ise sadece dönmesi gereken bir yerdir.
Tolstoy burada aslında sevgisiz evliliklerin insanı yavaş yavaş içten öldürdüğünü anlatır.
İvan yeni bir eve taşınacağı zaman inanılmaz heyecanlanır.
Perdeler, koltuklar, masa örtüleri, duvarlar...
Kitabın büyük kısmı bunlardan bahseder.
İlk bakışta gereksiz gibi gelir. Ama değildir.
Çünkü Tolstoy şunu gösterir: İnsan bazen içindeki boşluğu eşyalarla doldurmaya çalışır.
İvan'ın evi güzelleştikçe ruhu güzelleşmez.
Tam tersine boşluğu daha görünür olur.
En sembolik sahnelerden biri hastalığın başlangıcı:
Perde taktırırken merdivenden düşer.
Küçük gibi görünen bu olaydan sonra ağrıları başlar. Doktorlar teşhis koyamaz.
Hastalık ilerler.
Bugün birçok araştırmacı bunun bağırsak ya da böbrek kaynaklı ölümcül bir hastalık olabileceğini söyler. Ama Tolstoy için hastalığın adı önemli değildir.
Çünkü asıl hastalık bedende değildir.
Hayatın yanlış yaşanmış olmasıdır.
Doktorlar sürekli tıbbi kelimeler kullanırlar.
İvan hiçbir şey anlamaz. Sonunda şunu fark eder: Ben mahkemede insanlara nasıl davranıyorsam doktor da bana öyle davranıyor.çYani yıllarca insanları dosya gibi gören adam, şimdi kendisi de bir dosyaya dönüşmüştür.
Bu, Tolstoy'un adalet sistemi ve bürokrasi eleştirisidir.
Başlangıçta asıl korkusu ölüm korkusu değildir: "Ben gerçekten ölüyor olabilir miyim?"
Çünkü ölüm hep başkalarının başına gelir.
İnsan kendi ölümünü kabul etmek istemez.
İvan da uzun süre bunu inkâr eder.
Kitabın en önemli cümlesi
İvan sürekli kendi kendine şunu sorar:
"Ya hayatım yanlış yaşandıysa?"
İşte bütün roman bu sorunun etrafında döner. Çünkü o ana kadar hep şöyle düşünmüştür: Kanunlara uydum, saygın oldum, terfi ettim, ev aldım.
Herkes beni takdir etti.
Ama bunların hiçbirinin onu mutlu etmediğini ölüm yaklaşınca anlar.
Tolstoy'un söylediği şey çok serttir:
Toplumun doğru dediği hayat, gerçekten doğru bir hayat olmayabilir.
Kitaptaki en saf karakterdir Gerasim:
Köylü genç Gerasim, İvan'a bakar.
Ayaklarını saatlerce tutar.
Temizler, yardım eder, hiç şikâyet etmez.
En önemlisi de ölümden korkmaz.
Çünkü ölümün hayatın doğal bir parçası olduğunu kabul eder.
İvan'ın çevresindeki herkes: hastalığını inkâr eder, bahte teselliler verir,
onun yanında rol yapar.
Sadece Gerasim dürüst davranır.
"Olan oluyor." der.
Bu dürüstlük İvan'a büyük bir rahatlama sağlar.
Tolstoy'un gözünde gerçek insan odur.
Çünkü sevgisi karşılıksızdır.
İvan ölürken kendisini siyah bir çuvalın içine çekiliyormuş gibi hisseder.
Direnir, korkar, çıkmaya çalışır.
Bu çuval aslında: ölüm korkusu, pişmanlık,
geçmişe tutunma, yanlış yaşanmış hayat
demektir.
Ne kadar direnirse acısı o kadar artar.
Kitabın en etkileyici kısmı sonu belki de:
İvan artık savaşmayı bırakır.
Eşine ve çocuğuna bakar.
İlk defa onların acısını görür.
İlk defa gerçekten başkasını düşünür.
Şefkat duyar. O anda içinde büyük bir değişim olur.
Sonra şunu hisseder: Ölüm yok.
Yani biyolojik anlamda değil, ruhsal anlamda.
Artık ölüm korkusu ortadan kalkmıştır.
Çünkü kendini bırakmıştır.
Tolstoy'a göre insan sevgiye ulaştığında ölümün gücü azalır.
Romanın temel düşünceleri şunlardır:
1. Ölüm hayatın aynasıdır.
Ölüm yaklaşınca insan gerçekten neyin önemli olduğunu anlar.
2. Başkalarının hayatını yaşamak felakettir.
İvan hiçbir zaman kendi seçimlerini yapmaz.
Hep toplumun beklentilerine göre yaşar.
Bu yüzden sonunda "Ben hiç yaşamamışım." duygusuna kapılır.
3. Sahte ilişkiler insanı yalnız bırakır.
Arkadaşları makamını önemser.
Karısı çoğu zaman hastalığın getirdiği yükü düşünür.
Doktorlar onu anlamaz.
Sonunda yanında kalan tek kişi Gerasim olur.
Tolstoy, samimiyetin makamdan ve gösterişten çok daha değerli olduğunu anlatır.
4. Acı bazen insanı dönüştürür.
İvan, sağlıklıyken kendini hiç sorgulamaz.
Acı çekmeye başlayınca gerçeklerle yüzleşir.
Bu yüzden Tolstoy için acı yalnızca kötü bir deneyim değildir; insanı kendine döndüren bir imkândır.
Bu eser Tolstoy'un yaşadığı büyük manevi krizden sonra yazılmıştır. Bu yastan hayatıyla çok ilişkilidir. Gençliğinde şöhret, zenginlik ve başarı peşinde koşmuş; fakat ilerleyen yaşlarında bunların yaşamın anlamını vermediğini düşünmeye başlamıştır. İvan İlyiç'in Ölümü, biraz da Tolstoy'un kendi kendine sorduğu soruların edebiyata dönüşmüş hâlidir. Bu nedenle roman yalnızca bir karakteri değil, yazarın kendi iç hesaplaşmasını da yansıtır.
Güzel, kıymetli ve anlamlı bir eser kesinlikle. Tekrar tekrar dönüp okumak gerek diye düşünüyorum.
26 Temmuz Pazar-2026