JAPONLAR NEDEN MÜSLÜMAN OLMADI?Bu sorunun cevabını, önce 1853'te Sibirya'da doğan Hokand'lı bir Türk ailesinin oğlu Abdülreşit İbrahim'i 94 yıla ulaşmış uzun hayatını adadığı gayeyi, açıklayarak cevaplamaya çalışacağım.İdil-Ural Türklerinin Rus baskısı üzerinde Uzakdoğu'nun çeşitli yerlerine göçtükleri biliniyordu. Bunlar arasında Abdülreşit İbrahim'in…devamıJAPONLAR NEDEN MÜSLÜMAN OLMADI?Bu sorunun cevabını, önce 1853'te Sibirya'da doğan Hokand'lı bir Türk ailesinin oğlu Abdülreşit İbrahim'i 94 yıla ulaşmış uzun hayatını adadığı gayeyi, açıklayarak cevaplamaya çalışacağım.İdil-Ural Türklerinin Rus baskısı üzerinde Uzakdoğu'nun çeşitli yerlerine göçtükleri biliniyordu. Bunlar arasında Abdülreşit İbrahim'in Japonya'yı tercih etmesi kendi söyleyişi ile "Japonların Orta Asya'dan Behreng Boğazı'ni geçerek bugünkü vatanlarına hicret etmiş olduklarını, tabiat ve düşüncelerini, Türk insanına çok benzemekte bulunması dolayısıyla onları ŞİNTO dininden ayrılıp Müslümanlıkta birleştirmek" arzusudur.Abdülreşit İbrahim, medrese bilimlerini Mekke ve Medine'de tahsil ettikten sonra İstanbul'a gelmişti. Ahmet Vefik Paşa, Nâmık Kemal, Ziya Paşa gibi devrin fikir adamlarıyla tanıştı. Ali Efendi'nin Basiret adlı gazetesinde İslamiyetin özellikle Uzakdoğu'da yayılabileceği düşüncelerini açıkladı ve asıl memleketi Hokand'da, İstanbul'da gördüğü Darülşafaka gibi bir okul açmak hazırlığındayken Rus çarlık yönetiminin tazyiki ile Japonya'ya geçti, burada BÜYÜK ASYA adlı ve o zamana göre Batı ülkelerinde bile yadırganan kültürel amaçlı bir dernek kurdu.
Japonya’nın bugünkü çehresini yaratan Mikado Motzohito “Meiji (yaratıcı)” adını alan devrimci önderinin yönetiminde geçmişe ait devrini tamamlamış donmuşlukların yerine yenilerini alıyordu. BÜYÜK ASYA derneği bu arayışların içinde ilgi çekti. Japon imparatorluk ailesinden Prens Nogi kendisinden İslamiyet üzerine bilgi aldı. Dinledikleri o günkü İslamiyetin değil, SON DİN’in çıkış devrindeki yapısının izahı içinde olacak ki Prens Nogi Abdülreşit İbrahim’le kendisinin tafsiye edeceği bir İslam ülkesine ziyaret arzusu gösterdi. Abdülreşit İbrahim tekrar İstanbul’a geldi ve 2. Sultan Abdülhamit’i ziyaret etti, olayı anlattı İngiltere’nin AKEBE limanını ele geçirerek yönetimi elinde bulundurdukları Hint Kıtası dışındaki Afrika Müslümanlarını da kendi kontrol siyasetine karşı HİLAFET POLİTİKASI’nı takip eden Sultan Hamit’in mevzuu ile çok yakından ilgilendi ve bir süre sonra Prens Nogi İstanbul’a gelerek kendisini ziyaret etti. Osmanlı padişahından Japonya’da İslam dininin esaslarını açıklayacak bilgilerin ülkesine gelebileceğini söyledi.İslamiyetin aradan geçmiş bin yıllık zaman içinde “BAB-I İÇTİHAD düşünce kapısı kapanmıştır” inanılmaz safsatasından sonra nasıl bir çöküş içinde olduğunu şüphesiz ki bilmekte olan Sultan Hamit, Japon Prensi ayrıldıktan sonra devrin şeyhülislamı Cemalettin Efendi’ye şunları söylemiştir: “Siz şeyhülislamsınız. Hakiki İslamı anlamış ve anlatacak din ulemamızın olup olmadığını ve de bugün Adem-i İslamda Japon prensinin öğrenmek istediği dini hayata tatbik edildiğini söyleyebilir misiniz? Ben böylelerini bulabilsem evvela kendi memleketime tatbik ederim demiştir.(Cemalettin Efendi’nin oğlu Ahmet Muhtar Bey’in, Keçecizade Salih Fuat Bey’e, hatıraları dolayısıyla verdiği cevaptan.)Sultan Hamit’in devrin şeyhülislamlığına açıkladığı bu hazin tabloya, 1904 RUS-JAPON Harbi’ni izlemek için gönderilmiş olan Pertev Demirhan Paşa’nın, “Japonların Esbab-ı Faikiyeti (üstünlük sebepleri)” adlı hatıra kitabında konumuzla ilgili şu açıklama yer alır:“Burada Abdülreşit İbrahim Efendi’nin kurduğu BÜYÜK ASYA cemiyetinin bir İslam misyonerliği teşekkülü imişçesine hasseten Japon münevverleri arasında sayısı oldukça yüksek bir gruba kabul ettirmiş. Bunlar arasında Mukden Muharebesi’nde tanıdığım bir Japon binbaşı vardı. Benden Türk dili üzerine izahat alıyordu. Dinlediği Türkçe metinlerden sonra şu suali sordu: Bu okuduklarınız, namazda dinlediğin lisana benzemiyor, hangisi Türkçe?”
Kendisine, ibadetimizi Arap lisanı ile ifa ettiğimizi söylediğimde adeta inanamadı. Ve dedi ki: "Bizim asıl dinimiz olan Şintoizmin ibadetini kendi dilimizle yerine getiririz. Aramızda Budizmi de, ve de çok az sayıda olmakla beraber Hristiyanlığı, Protestanlığı ve Katolikliği kabul etmiş olanlar da tercih ettikleri bu dinlerin ibadetini, asıl lisanımız olan Japonca ile yerine getirirler. Dünya Müslüman denildiği zaman başkalarını değil siz Türkleri hatırlıyorlar. Bir ecnebi lisan ile bu kadar uzun zamandır ibadetinizi ifa etmenize hayret emmemek mümkün değil."Mehmet Akif, Safahat'ında Japonların kaybettikleri zamanı doldurabilmek için harcadıkları emeklerden hayranlıkla söz eder. Bizim değil onların Müslüman olduğunu söyler. Bu özlem DİN olarak adlandırılan Ruhsal inanç yapısının insan benliğindeki yaratıcı gücüdür. Siz bu varlığı bir başka dilin anlamamanız mümkün olmayan terkibi içinde papağan misali tekrarlamaya devam ettikçe ne beklemeye hakkınız var?