Bilinir ki milli mücadelemiz önce bir fetva kavgası olarak başladı İstanbul'daki halife padişahın safındaki din adamları milli mücadelenin meşrû olmadığını, devlete karşı isyan olduğunu, gerçekleşmesi mümkün olmayan ham hayal ve şahsî ihtirasın macerası bulunduğunu ve "huruc-u ales-Sultan" fetvasıyla Mustafa Kemal…devamıBilinir ki milli mücadelemiz önce bir fetva kavgası olarak başladı İstanbul'daki halife padişahın safındaki din adamları milli mücadelenin meşrû olmadığını, devlete karşı isyan olduğunu, gerçekleşmesi mümkün olmayan ham hayal ve şahsî ihtirasın macerası bulunduğunu ve "huruc-u ales-Sultan" fetvasıyla Mustafa Kemal ve arkadaşlarını idama mahkûm ederek başladı. Oluk gibi kardeş kanı döküldü. HİLAFET ORDUSU, KUVAY-I AHMEDİYE, KUVAY-I İNZİBATİYYE adları altında hapishaneleri boşaltarak, işgal kuvvetlerinin parasıyla asker toplayarak Anadolu'nun çeşitli yerlerinde isyanlar çıkardılar. İyi tarih bilen Mustafa Kemal, akıl ve vicdanının reddindeki tarza, hakkı ve doğruyu kucaklamış olarak Anadolu din adamlarının karşı Fetvâlarıyla cevap verdi ve savaş meydanlarından önce bu FETVA KAVGASI kazanıldı.O günlere kadar İLK defa siyasî iktidarın yanında yer almamış DİN, ülkenin istiklâl ve hürriyeti yolunda cephe almıştı. O mübarek Anadolu uleması, bununla da kalmamış, bir elinde Kur'an, bir elinde silâh, halkın itibar ve itimadını benliğinde toplamış şahsiyetler olarak Milli Ordu'nun temelinde vazife aldılar.Birinci Büyük Millet Meclisi'nde en büyük meslek grubu, DİN ADAMLARI'ydı.Zafere kadar sadece kendi şahıslarında değil, oniki yılda, hepsi yenilgiyle mühürlenmiş üç büyük savaştan yorgun ve bitkin halkın mâneviyatını ayakta tutarak zaferin belkemiği oldular: Sadece ALLAH RIZASI için ve hakiki din adamları oldukları için...Nitekim büyük çoğunluğuyla siyasetin dışında kaldılar. Hiçbirisi de, bu emeği, gelecekler için yatırım düşünmemişler, vicdan rahatı içinde, hür bir memleketin insanları olarak göçüp gitmişlerdi.
FETVA KAVGASI had safhası içindeydi: İstanbul'dakiler Anadolu üzerinde ardı kesilmeyen bir propagandaya girişmişlerdi. İğfal edilen masum halk DİN ve DÜNYA'nın temsilcisi HALİFE-PADİŞAH'ın Şeyhülislamlık makamınca onaylanan iradesinin icabı, Milli Mücadeleye karşı çıkıyordu. Mustafa Kemal Birinci Büyük Millet Meclisi'nin en kalabalık meslek gurubu olan din adamlarımızdan şu ricada bulundu: Seçim bölgelerine giderek köy ve kentlerde hakikati halka anlatmak...Gideceklere de İrşad (aydınlatma) Heyetleri adı verildi.Maarif Vekili, Türk Ocakları Genel Başkanı Hamdullah Suphi (Tanrıöver) idi. Heyetlerin gidecekleri yerler tesbitlendi, hazırlıklar yapıldı. Maarif Vekili Mustafa Kemal'e geldi, dediki:"— Paşam... Bizim Hoca milletvekilleri halka davamızın dinen dayanaklarını ispat için Arapça dua okuyacaklar. Halk birşey anlamayacak. Acaba bu duaların Türkçe'sini hazırlayıp vermemiz daha doğru olmaz mı?Mustafa Kemal'in cevabı şu oldu:"— Sen tasalanma Hamdullah... Onlar ARAPÇA okusalar da TÜRKÇE düşünürler... Bekle... Mevzuu temelinden halledeceğimiz günler gelecek..."