İkinci Meşrutiyet, 33 yıl süren İkinci Sultan Hamid baskısının ardından 23 Temmuz 1908'de ilân edildi.Tarihlerimizin "31 Mart irticâ (gericilik) ayaklanışı" olarak adlandırdığı asker ayaklanması, Meşrutiyetin sekiz ay yirmi birinci günü (13 Nisan 1909) patladı.Ayaklanan askerler, İttihat ve Terakki'nin inkılâbı yapmış…devamıİkinci Meşrutiyet, 33 yıl süren İkinci Sultan Hamid baskısının ardından 23 Temmuz 1908'de ilân edildi.Tarihlerimizin "31 Mart irticâ (gericilik) ayaklanışı" olarak adlandırdığı asker ayaklanması, Meşrutiyetin sekiz ay yirmi birinci günü (13 Nisan 1909) patladı.Ayaklanan askerler, İttihat ve Terakki'nin inkılâbı yapmış zabit kumandanların, Padişah'ın bir tek hareketine imkân vermemek için Rumeli'den getirdiği (AVCI TABURLARI) idi. Kışlalarında zabitlerini odalarına kitlemişler, Sultanahmet Meydanı'na dökülmüşlerdi.İstanbul üç gün kan ve ateş içinde kaldı. Öldürülen "mektepli" genç zabitlerin cesetleri Hareket Ordusu şehri kurtarıncaya kadar sokaklarda kaldı.Kurulan Divan-ı Harp (sıkıyönetim) Mahkemesi'nin gerekçeli kararı, ayaklanmanın 85. yılı 1994'e kadar yayınlanmadı.Ben, isyanı bastıran Hareket Ordusu Kurmay Başkanı, Korgeneral Pertev Demirhan Paşa'nın (doğumu: 1871 - ölümü: 1958) Japonya anılarını derlerken evrakları arasında buldum. Mahmut Şevket Paşa kendisine: "— Bu ihanet isyanının hakiki sebeplerini halka açıklarsak Orduya itimadı sarsılır diye endişe ediyorum. Basiretimiz bağlanmış... Bir Derviş Vahdetî nî hissiyatını istismar etmiş. Bir müddet sonra neşredilir" demiş, o "bir müddet sonra" sürüp gitmişti.
Kanlı kinli OTUZBİR MART İRTİCA (GERİCİLİK) hareketini karara bağlayan Divân-ı Harb-i Örfi (sıkıyönetim) mahkemesinin tespitleri arasında ARAPÇA'nın Müslümanların dinsel inançları, itikatları, Kur'an-ı Kerîm'e saygılarının nasıl kötüye kullanıldığına dair ibretli örnekler vardı. Derviş Vahdeti'nin "İttihad-ı Muhammedi" cemiyeti adına câmilerde Hutbe okuyanlar, kışlalara da girmişler, Arapça vaazlar vermişlerdi.
Mahkeme Başkanlığı, bu Arapça vaazların metin ve mevzularını Şeyhülislâmlıktan sormuştu.Gelen cevap inanılır gibi değildi: Bu Arapça metinler, Medreselerde okutulan Arapça sarf ve nahiv (gramer) kitaplarından derlenmişti!Din diyanetle alakası yoktu.Yine, DUA diye okunan Arapça metinlerden biri de gusül abdestinin nasıl alınacağını tarif eden bir metindi!Derviş Vahdeti’nin ifadeleri arasında konuyla ilgili şu ibretli açıklama var:"— Tilâvet edilen (okunan) Arapça oldumu, müminler (Müslümanlar, inananlar) manâları bilemedikleri için Kur’an zannıyla ve tilâvetin (okumanın) makam ve tarzından heyecan duyarak dinlerler. Anladıkları bir lisanla bu teheyyücü temin mümkün olmadığından bu tarz daima tercih edilegelmiştir."
Şu bizim halkı uyandırmadadır varsa felâhHangi bir millete baksan uyanık.. çünkü sabahHele bîçâre şeriatla nasıl oynanıyor,Müslümanlık bu mu yahu? diye insan yanıyor,Gölgesinden bile korkup bağıran bir ödlek,Otuzüç yıl bizi korkuttu ŞERİAT diyerek,(1)Vahdeti muhlisiniz, elde asâ çıktı herif,Bir alay sabit kestirdi, Sebep" Şer-i Şerif!"Kan dövmüş, boşamış, "emri ilâhi"ne denir,Bunların emîn ol ki hepsi cehalettendir.
.