Evet!... İslâmiyetin bugünleri, yarınları, Vehabi Suud'un Râbitatül Alem Arap Kültür Emperyalizmi'nin propagandasının ürünü veya Arap Sosyalizmi'nin fikir babası Katolik Michel Eflak'ın masallarının sonucu olacaktır. İslâmiyet Rönesansı'nı ibâdetini anadiliyle yerine getirme özgürlüğüne erişmiş TÜRK MİLLETİ kucaklayacaktır.İslâm âlemi içinde hiçbir millet biz…devamıEvet!... İslâmiyetin bugünleri, yarınları, Vehabi Suud'un Râbitatül Alem Arap Kültür Emperyalizmi'nin propagandasının ürünü veya Arap Sosyalizmi'nin fikir babası Katolik Michel Eflak'ın masallarının sonucu olacaktır. İslâmiyet Rönesansı'nı ibâdetini anadiliyle yerine getirme özgürlüğüne erişmiş TÜRK MİLLETİ kucaklayacaktır.İslâm âlemi içinde hiçbir millet biz Türkler kadar savaş meydanlarında kadının şefkat ve yardımını aramadı ve bu yokluğun bedelini bizim kadar kanla ödemedi.Merak ederseniz Hilâl-i Ahmer (Kızılay) Genel Başkanı Dr. Besim Ömer Akalın Paşa'nın hatırasını okuyunuz.Çünkü taa HAÇLI SEFERLERİ'nden beri, İslâmiyet adına kanını döken biziz: Ne Araplar, ne İranlılar, ne de dünyanın dört tarafındaki İslâm toplulukları...Biz Türkler'iz.1911'de İtalyanlar'ın yirmidört saatlik ültimatomla Trablus Garb'ı (Libya) işgal etmesi de böyle oldu: Meşrutiyetin üçüncü yılıydı. Donanma Marmara'ya çıkmaktan bile yoksundu. Otuzyükyıllık Sultan Hamid devrinde limanlarda yatan gemilerin kazanları çürümüştü. Çaresizlik içinde bir avuç kahraman genç Türk Subayı VATAN SAYDIĞI o toprakları kurtarmak için değişik ad ve kılıklarla Mısır üzerinden Libya'ya girdi, hârikalar yarattı. Başlarında Enver ve Mustafa Kemal bulundu.Derne ve Bingazi cephelerinde kurulmuş seyyar hastanelerde Mısır Hilâl-i Ahmer'i adına vazifeli bir Dr. Mecid Bey vardı. İki hastanenin başdoktorluğunu yapıyordu. Kölemen soyundan, değerli, bilgili insandı. Mustafa Kemal'le yakın dost olmuşlardı. Yaralılar HEMŞİRE yokluğunun sıkıntı ve kan kaybı içindeydiler. Dr. Mecid bey Mustafa Kemal'e, Trabluslular'ın din ve yönetim reisi olan Şeyh Sünnusî'den hastanelerde kadın hemşirelerin çalışmasına izin vermesinin teminini istedi. Şeyh İdris El-Sünnusî, vatanında bizim O BİR AVUÇ KAHRAMAN'ın yiğitlik destanının öylesine hayranı idi, Millî Mücadelemizin en buhranlı yıllarında Ankara'ya geldi.Şeyh Sünnusî, Mustafa Kemal'in ricasıyla Dr. Mecid Bey'i dinlemiş, arzusunu yerine getirmişti. Bedevî Berberî kadınları, hemşire olarak Hilâl Ahmer hastanelerinde başarıyla hizmet etmişlerdi.1912'de BALKAN HARBİ çıkınca bizimkiler tehlikede olan anavatana nın hizmetine koştular. İtalyanlar'a, kuvvetli donanmalarının ateş sahası dışında adım attırmamışlardı.Bir felâket ve gaflet olayı olan Balkan Harbi'nde ANADOLU KADAR TÜRK RUMELİ'yi dünkü tebaamız Yunan, Bulgar, Sırp, Karadağlı'ya 153 günde kaptırdık. Yaralı dolu hastanelerde HEMŞİRE yine yoktu.Mustafa Kemal, Selânik'te hukuk hâkimliği günlerinden yakın tanıdığı, Şeyhülislâm ve Evkaf Nazırı Ürgüplü Mustafa Hayri Efendi'ye cepheden bir mektup yazdı. Trablusgarp'taki durumu anlattı: "— Bir Şeyh Sünnusi olamıyor musunuz?" sualini sordu ve Trablusgarp Harbi'nde İtalyan Soeur'lerin KIZIL HAÇ çatısı altında nasıl çalıştıklarını gıpta örülü cümlelerle anlattı. Bu Hıristiyan kadınlar gönüllü kuruluşu, bizim yaralarımızla da alâkadar olmuştu. Derne cephesi kumandanı olarak kendisine başvurmuşlar ve lüzum görürsek yaralılarımızı kendilerinin tedavi edeceklerini bildirmişlerdir.İnsanlık duygusu DİN'in çok üstünde kıymetti ve DİN'lerin temelinde de bu duygu asıl unsurdu.Mustafa Kemal Hayri Efendi'ye mektubunda: "— Ben İslâmiyetin, hiç bir sebeple, kadına, Cenâb-ı Hakk'ın ihsan ettiği şefkati elinden alacağına inanmak istemiyorum. Bu, İslâmiyeti inkâr ve hakarettir. Siz, Şeyhülislâm olarak ne düşünüyorsunuz?" diyordu.Ben bu mektubu, Hayri Efendi'nin oğlu Başbakan Suat Hayri Ürgüplü'nün MALTA sürgününden hasta dönen ve kısa zaman sonra ölen babası Hayri Efendi'nin evrakı arasında buldum, okudum, Bu ilkel, anlamsız, bağnaz ve yobazlığın insanlık duygularını inkâr eden karanlığının çok şükür uzağındayız.1853-1855 Kırım Harbi'nde Rus'a karşı müttefikimiz İngiliz Ordusu için yurdumuza gelen, modern hemşireliğin sembolü Florence Nightingale'in adını taşıyan muhteşem bir okulumuz ve onun yetiştirdiği kızlarımız var.Ama bu güzel tablo tehlikede...Türk kızını, çarşaf, peçe içinde KAFES ARDINA sürmeye çalışıyorlar...Bunu böylece bilin...Başörtü senaryosu, kuran kursları, imam hatipler, sekiz yıllık aralıksız eğitim, eninde sonunda hepsinin, bugün için konuşamadıkları gayesi bu...