Doomsday öncesi gereksiz maraton part 2 23.07.2026 (Rewatch) “Sadece emirleri uygulayan insanların insafına kaldığım oldu. Bir daha asla!" Tek boyutlu kötülerden sonra ilaç gibi geldi bu film. Charles ve Erik karakterlerini hem hızlı anlatıp hem de aralarındaki dostluğu izleyiciye geçirebilmeleri…devamıDoomsday öncesi gereksiz maraton part 2
23.07.2026 (Rewatch)
“Sadece emirleri uygulayan insanların insafına kaldığım oldu. Bir daha asla!"
Tek boyutlu kötülerden sonra ilaç gibi geldi bu film. Charles ve Erik karakterlerini hem hızlı anlatıp hem de aralarındaki dostluğu izleyiciye geçirebilmeleri de muazzamdı. Çünkü bunun üç koca filmde yapılamadığını da gördük.
Aslında bu film X-Men Origins: Magneto olacaktı. Zaten açılış sahnesiyle de Magneto'nun origin hikâyesini görüyoruz. X-Men Origins: Magneto'da Erik'ın Nazi avını izleyecektik ancak X-Men Origins: Wolverine filminin başarısız olması, Magneto filmini de doğrudan rafa kaldırdı. X-Men Origins: Wolverine hem gişede zar zor başarı elde etti hem de izleyici ve eleştirmenlerden karışık yorumlar aldı. Fox ise bunu “Magneto'da düzeltiriz.” demek yerine Magneto filmini çöpe attı. Bunu Wolverine incelemesinde detaylı olarak yazarım. Konumuz First Class.
Kusursuz değil ama iyi ve olması gerektiği gibi bir açılış filmi X-Men: First Class. Filmin ana karakteri kesinlikle Magneto ve bunun en büyük nedeni de filmin ilk olarak bir Magneto filmi olacak olması. Charles'ın polyannacı düşünce ve fikirlerine Erik'in gerçekçi duruşuyla karşı çıkması ve yer yer Charles'ın bile ona hak verecek noktaya gelmesi ama fikirleriyle ters düşmek istememesi, film içinde işlenen en iyi noktaydı.
İnsanların mutantları asla kabul etmeyeceği gerçeğini Erik ve geçmişi üzerinden anlatmasını sevdim ve aslında çok derin de bir konu bu. İnsanlık, tarih boyunca kendisinden farklı olanlara hep karşı durdu; bazen öldürdü, bazen köleleştirdi, bazen ise sadece karşı çıktı. Düşününce din, dil, ırk ve cinsiyet gibi kavramlara bile bu kadar sert bakan insanlar, kendisinden üstün bir ırk olan mutantları görünce tabii ki onlara karşı dost canlısı olmayacaklardı. Erik ve Charles, ikisi de bunun farkında ama Erik daha gerçekçi düşünürken Charles hep "bir umut vardır" kafasında ilerliyor. Tabii ki X-Men filmi izliyoruz ve anlattığım olaylar bu kadar derin bir perspektiften işlenmiyor ama bu hâliyle bile düşündürmesi yeterli oluyor.
Filmin ana kötüsü Sebastian Shaw ise tamamen Magneto'nun gelişimi için yazılmış, aslında onun tek boyutlu ve saf kötü olan bir kopyası gibi takılıyor filmde. Bu tek boyutluluğa, 1962 yılında ABD ve Sovyetler arasında yaşanan, Sovyetler'in Küba'ya yerleştirdiği gizli nükleer füzeleri farklı bir bakış açısıyla ve Sebastian Shaw'ın dokunuşuyla ele alması, Sebastian Shaw'ı tek boyutlu bir kötü olmaktan çıkarıyor gibi dursa da aslında bu olay haricinde kalan her hâliyle bize klişe yazılmış bir karakter hissini veriyor.
Açıkçası bu anlattığım Erik ve Charles çatışmasından dolayı olsa gerek, filmin aksiyonu umurumda değildi. İzlerken sıkmıyor, film kendi içinde tempo sorunu yaşamıyor ve bu benim için yeterli. Michael Fassbender ve James McAvoy nasıl oynamaları gerektiyse öyle oynamışlar; ne eksik ne fazla. Filmi izlerken Erik ve Charles arasındaki o fikir çatışmasının içinde hissediyorsun. Yer yer ikisini de haklı buluyorsun ama sonucunda birini seçmek zorunda kalıyorsun. Kevin Bacon'un Sebastian Shaw karakterini de iyi oynadığını söyleyebiliriz.
Ancak diğer yandan kalan oyuncuların ve karakterlerinin pek de bir olayı yoktu. Jennifer Lawrence'ın karakteri Raven ve Erik arasında geçen diyaloglar ve kendini kabullenme süreci etkili olsa da filmin sonundaki karakter gelişimi haricinde etkisini göremedik. Bunun yanında, filmde olmasa da olurmuş dediğimiz Havok, Angel ve Darwin gibi karakterler de bulunuyor. Bunlar, sadece X-Men filminde özel güçlü insanları göstermeliyiz ama Wolverine gibi bilinen karakterleri de harcayamayız diyerek bilinmeyen karakterleri alıp harcayalım kafasında bir düşünceyle filme eklenmiş gibi hissettirdi. Diğer yandan Emma Frost karakteri ise filmin bir noktasında unutuluyor ve finalde hatırlanıyor gibi hissettirdi.
Kısacası filmin en büyük başarısı kesinlikle Charles ve Erik çatışmasını izleyiciye aktarabilmesi. Öte yandan diğer X-Men üçlemesinin yapamadığı ve en büyük eksiklerinden biri de buydu. Diğer üçlemede tek bir karakter üzerinden X-Men filmi izletmeye çalışmışlar, asıl odak noktası olması gereken Charles ve Erik'i yan karakter olarak kullanmışlardı. X-Men: First Class bunu kırıp iyi bir X-Men filmi izletmeyi başarsa da bu, devam filmleriyle hayal kırıklığına uğrattığı gerçeğini değiştirmiyor.
Bu arada Magneto müziğinin etkisini unutmuşum. Film içinde duyduğum gibi tüylerim diken diken oldu.
7,76/10