Çok benzerinde olduğu gibi, şahsiyet ve emekleri, daha sonraki siyasî hâdiselerin haksız tasarruf ve müdahalesiyle sislere itilen Hamidiye Etfal Hastanesi (bugünkü Şişli Çocuk Hastanesi)nin kurucusu Dr. Halil İbrahim Paşa, 11 Ocak 1860'da İstanbul'da Küçük Ayasofya'da dünyaya geldi. Babası tarafından Geredeli,…devamıÇok benzerinde olduğu gibi, şahsiyet ve emekleri, daha sonraki siyasî hâdiselerin haksız tasarruf ve müdahalesiyle sislere itilen Hamidiye Etfal Hastanesi (bugünkü Şişli Çocuk Hastanesi)nin kurucusu Dr. Halil İbrahim Paşa, 11 Ocak 1860'da İstanbul'da Küçük Ayasofya'da dünyaya geldi. Babası tarafından Geredeli, annesi tarafından Soğuk
çeşme Askerî Rüştiyesini birincilikle bitirdi. Ahırkapı'daki Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye'sinden 1886'da hekim diplomasıyla mezun oldu ve Bahriye Nezareti'nin açtığı imtihanda muvaffak olarak esfar-ı baide (uzak seferler) gemi doktoru olarak Akdeniz ve Atlas Okyanusu limanlarına sefer yapan İdare-i Mahsusa gemilerinde vazife aldı. Böyle bir seferde, donanmayı ıslâh için getirilmiş olan İngiliz Amirali Gambel Paşa'yla tanıştı. Amiralin tavsiyesiyle önce İngiltere'ye, daha sonra Almanya'ya gönderilerek, gemilerdeki salgın hastalıklarla mücadele için gerekli görülen bakteriyoloji sahasında ihtisas yaptı. 1893'de Almanya'da önce Dyden'e, on bir ay sonra Bonn'da ünlü Schultze'nin kliniğinde asistan olarak vazife görmüş ve Prof. Finkler, daha sonra Kruse'nin başında oldukları Hijyen Enstitüsü'nde de iki yıl ihtisas yaparak bakteriyoloji uzmanı sıfatıyla Berlin'de dünyaca meşhur Prof. Robert Koch'un tek yabancı asistanı olarak enfeksiyon hastalıkları dalında da uzmanlık belgesi almayı başarmış ve Prof. Beginsky'nin başında bulunduğu Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde uzmanlık eğitimini de tamamlamıştır.Vatana dönüşünden sonra Bahriye Hastanesi'yle birlikte Askerî ve Mülkî Tıbbiyelerde branşının İLK hocası oluyor. Besim Ömer (Akalın) Paşa, Halil İbrahim Paşayı: "— Çocuk hastalıklarının müstakil mevzu ve tedavi şubesi olarak Tıp hayatımıza intikalinin bânisi ve tatbikatçısı" olarak kaydeder.Metinde açıklanan, Sultan Hamid'in küçük kızı Hatice Sultan'ın difteri hastalığına teşhis konulamaması ve vatanın ve benzeri illetlerden yavrularımızı tedavi edecek şifahâneden mahrum olması, Halil İbrahim Bey'in acı hakikati Padişaha cesaretle arzetmesi ve Sultan Hamid'in bir cami yaptırmak yerine Etfal (çocuk) hastahanesinin yaptırılması tavsiyesini kabul etmesiyle mümkün oldu.Bütün masrafları ceb-i hümâyun'dan (Padişahın kişisel servetinden) ödendi. 17 Şubat 1898'de temeli atılan hastahane, 6 Haziran 1899'da, onaltı ayda, zamanın en mükemmel cihaz ve araç gereçleriyle tamamlandı. Bu benzeri bugünlere kadar kaydedilmemiş başarısından dolayı Padişah, İbrahim Bey'e Bahriye Tabi Mirliva'lığı (deniz kuvvetleri tabib tümgeneralliği) rütbesini verdi ve kendisini Saray-ı Hümayun Etibba-ı Şahane kadrosuna aldı. Sadece sağlık konularında değil, memleket ve dünya meseleleri üzerinde düşüncelerini dinledi. Ben; şahsiyetini Mabeyn Kâtibi Semih Mümtaz ve Reşit Rey Beylerden dinlediğim Halil İbrahim Paşa'nın el yazılı hatıralarını refikası İhsan Uğursay Hanımefendi'den alarak bir bölümü 16 Ekim 1978 gününden başlayarak SON HAVADİS gazetesinde neşrettim. Gün gün tuttuğu anıları; gerçek yüzünü asla bilmediğimiz ve bundan sonra öğrenemeyeceğimiz sizlere itilmiş bir devrin ışığı olarak elimde, öteki benzerleri gibi duruyor.Burada, İttihat ve Terakki'nin izahı ve savunması imkânsız bir zulmünü de hatırlatacağım: Değişen iktidarların benzer haksızlıklarına daha sonra da şâhid oldum: Genç ve tecrübesiz İttihatçılar, Sultan Hamid tahtından indirildikten sonra Sarayda ve yakınından kim varsa hepsini kötü kişi saydılar ve yerlerinden aldılar, cezalandırdılar. Bunlar arasında, memlekete bugün de hizmet veren Şişli Çocuk Hastanesi'ni kuran ve hatıralarından anlaşıldığına göre vehimli padişahı nice hatalardan uzak tutan Halil İbrahim Paşa da vardı. Önce rütbesini aldılar, sonra başhekimlikten uzaklaştırdılar. Fakat Balkan Harbinde değerini onlar da anladılar, Parmakkapı'da, Reşit Paşa'nın konağında kurduğu hastanenin başına getirdiler. Cumhuriyetin ilânından sonra Sağlık Bakanı rahmetli Dr. Refik Saydam kendisine şahsiyet, emek, tecrübelerine uygun makam teklif etti, Halil İbrahim Paşa istemedi ve Silivri Dispanseri'nde hekim oldu. Meslek hayatını başlangıç noktasıyla mühürlemek mi istemişti?Kim bilir...Burada Sizlere O'nun kimlik yapısı, hür düşüncesi ve de bugünlerde de geçerliliği olan bir girişimini hatırlatacağım.Ünlü Prof. Dr. Robert Koch, talebesi Halil İbrahim'in kurduğu Şişli Hamidiye Etfal Hastahanesi'ni görmek için 1903'te İstanbul'a gelmişti. Hastahaneyi umduğundan ve beklediğinden daha çok mükemmel bulmuştu. Yalnız bir şey dikkatini çekmişti: Hemşireler arasında Türk kadını yoktu.
Genellikle Ermeni, Rum, Musevî, baş hemşireler de Levanten veya ecnebiydiler. Başhemşire de Alman’dı.Sebebini sordu: İslâm dininin tesettür-örtünme kuralları hemşire ve hastabakıcılığının yerine getirilmesi için şart beden kılığına izin vermiyordu.Hayretle savaşlarda ne olduğunu sordu: Bu vazifeleri yapabildikleri kadar erkekler yerine getiriyorlardı. Ünlü bilim adamı, Osmanlı Hristiyan tebaasının ayrılık hareketlerinin bilincindeydi. Balkanlar da kaynıyordu. Daha dokuz yıl önce Osmanlı-Yunan Harbi olmuş, Osmanlı sınırları içindeki Rumlar, açıkça karşı tarafın zaferi yolunda cephe tutmuşlardı.Bu duygularını dile getirmiş ve bir harb hâlinde ordunun sağlığını tehdit eden bu tehlikeye nasıl göz kapandığına hayretini talebesine söylemişti.Halil İbrahim Paşa, İstanbul’a gelişi bilim dünyasında bir hadise olan Prof. Robert Koch’dan dinlediklerini Padişah İkinci Sultan Abdülhamid’e arzeder ve der ki:"— Şevketmeâb... Yunan Harbi’nde bahsedilen hakikatlere şâhid olduk. Fener Patrikhanesi, açıkça Yunan iddialarının yanında saf tuttu ve Memalik-i Şâhane’nizdeki Rumlar, Atina ile beraber oldular. Maazallah bir harb vukuunda asker kadar mevcudiyeti şart olan hemşireleri nereden temin edeceğiz? Müdafaa-ı vatan cümle mevzuatın fevkinde olduğuna göre, Prof. Koch’un hastahanemizde faaliyetini tavsiye ettiği hemşirelik ve hastabakıcılık kursuna Müslüman kadınlarının da devamını temin hususunda Fermân-ı Şâhaneleri mümkün değil midir?"Padişahın irâdesiyle mevzuu Şeyhülislâm Cemaleddin Efendi’yle görüşen Halil İbrahim Paşa anılarında, Peygamberimizin vekili ve İslâm âleminin Halifesi sıfatıyla Osmanlı Hakanı’nın tasvibine rağmen FETVA’nın mâni sebepler açıklanmadan verilmesinin hakikî sebebini kavrayamadığını kaydeder ve şöyle der:"— Böyle bir kurs ancak meşrutiyetin ilânından sora açıldı, fakat ona da Müslüman kadınlar katılmadılar, sadece Hristiyan ve Musevî kadınlar iştirak ettiler, cihan harbi esnasında ve Musa Kâzım Efendi’nin Şeyhülislâmlığında, tesettürün ahkâm-ı şer'iyesine münafi olmayacak şekildeki kıyafet içinde İslâm kadınlarının hemşirelik ve hastabakıcılık yapmalarına mâni olunmadı, fakat bu hususta ayrıca bütün memlekete şâmil karar da alınmadı.