Hakkı Kılıçoğlu İslâm ülkelerinde dini dünya üzerinde egemen kılmanın başında iki grup “ulema” adlı sınıf vardır. Bunların ilk bölümü sayıları az üst düzeydeki kişilerdir. Fikir ve karar onlardan gelir. İkinciler ise köylere kadar yaygın sanki kalabalığıdır.Bunlar yaşanılan zamanı inkâr eden…devamıHakkı Kılıçoğlu
İslâm ülkelerinde dini dünya üzerinde egemen kılmanın başında iki grup “ulema” adlı sınıf vardır. Bunların ilk bölümü sayıları az üst düzeydeki kişilerdir. Fikir ve karar onlardan gelir. İkinciler ise köylere kadar yaygın sanki kalabalığıdır.Bunlar yaşanılan zamanı inkâr eden KARA KUVVET’tir.Bütün hareketlerinde, düşüncelerinde, telkinlerinde esas felsefe DEĞİŞEN ZAMANI İNKÂR’dır. Onlara göre dünyanın hiçbir ehemmiyeti yoktur, neredeyse kıyamet kopacaktır. Bu sebeple uzun uzadıya çalışmaya gerek yoktur. Fazla para kazanmak haramdır; çünkü peygamberimiz de fakirdir. İslâmdan başka bilime gerek yoktur, çünkü Peygamberimiz de ümmi (okuyup, yazma bilmeyen, Büyük Osmanlı Lügatı cilt: 3 Sa:1532) idi. Yaş ve kuru ne varsa Kuran’da vardır. Fakat bunlar araştırılamaz, yorumlanamaz, hele başka taraflarda aramak haramdır. Halbuki İslâm hakikatı asla böyle değildir. Peygamberimiz bilim ve gerçekleri o günlere göre en uzak ülke Çin’de bile olsa öğrenmekle bizi vazifelendirmiştir.Süslü, temiz ve yeni esvap giymek günahtır, çünkü Peygamberimiz bin yamadan (!) hırka giyerdi(!). Temiz bir masa üzerinde, tabaklar içinde, kaşık çatalla yemekte haramdır; çünkü Peygamberimiz yerde ve bir meşin sofra üzerinde yemiştir.Bu korkunç cehalet, Allah’ın kuluna en büyük lütfü olan DÜŞÜNME’yi de yasaklamıştır. Onlara göre “Bab-ı İçtihad = Düşünce kapısı” kapalıdır. Asla yeniden açılamaz.
Ne zaman ve nerede olursa olsun yaşanılan devri açıklayan bir söz veya yazı ortaya atılırsa hemen "Bir Peygamber Vasiyeti" uydurulur. Avusturya'daki kağıt fabrikalarından birinin yaptığı bir kağıt üzerine Arapça metinle reddedilir; sonra bu hokkabaz kağıdı evden eve, şehirden şehire, köyden köye milyonlarca para karşılığında satılır, dağıtılır. Hükümet yeni bir şey mi yapmak istiyor? Bab-ı Meşihat'ın "Şeyhülislam"lığın fetvası lazımdır. Erkan-ı Harbiye-yi Umumiye (Genelkurmay) asker için yeni bir serpuş (başa giyilecek, kalpak, şapka) mı gerekli görüyor? Karanlığı bu yobazların homurdanmalarından ürkerek açıklamakta kaygılıdır.Softalık, kadınlığın ilerlemesine temelinden düşmandır. Kadınlar okuyup yazamaz, kadınlar serbest olamaz, kadınların namaz için lazım gelen sureleri bellemesi kafidir. Kadın softanın yalnız hayvanlığını teskine mecburdur. Binaenaleyh ineği nasıl evdeki ahırda bağlı ise, kadın da evin içinde böylesine bağlı olmalıdır. İnsanlık toplumunun temel uzvu, temel taşı, yetişenlerin ilk öğretmeninin kadın olduğunu softa asla düşünemez. Bu sebeple kadınlar için ilerleme, aydınlanma gibi zamanın ister istemez getirdikleri onun gözünde bid'attir.(Bid'at = 1- Sonradan meydana gelen, yeniden çıkmış şey 2- Peygamber zamanından sonra dinde olan şey), haramdır.Softalık halkı cehennemle o kadar korkutmuştur ki, biçare kımıldanamaz. Yobaza karşı herhangi bir iş yapıldığında cahil şehirli veya köylünün yeri esfel-üs-safilin (!)di.(Esfel-üs-safilin = Cehennemin yedinci alt katı, cehennemin en alt tabakası. Büyük Osmanlı Lüğatı, cilt: 3, sayfa: 331) Gayya kuyusudur. Bahtsız halkı bu korku, bu vehimler içinden kurtarıp ta gerçeği göstermeye ve onu uygar dünya insanları gibi düşünmeye, çalışmaya yöneltmeye hemen hemen imkân kalmamış gibidir veyahut pek büyük cesur bir emek istiyor.Bizim inancımızın özeti şudur: Allah vardır ve birdir. Bütün kuvvet ve iradelere sahip ve mâlik O’dur. Koyduğu değişmez kurallarla evreni, geçmiş ve gelecek zamanları maddî ve manevî görebildiklerimiz ve göremediklerimiz O yönetir.İnsanlara verdiği akıl ile -ki Tanrısal katında insandan daha yüce, daha üstün bir mahluk, yaratığı yoktur- bu insana büyük işler yapmak iktidarını ihsan etmiş ve onları serbest bırakmıştır. İnsanları aydınlatmak için yine kendi içlerinden peygamberler, dahiler yaratmıştır. Büyük insanlar doğruyu göstermişlerdir.Biz Peygamberimizi insanların en akıllısı ve bu yapısıyla üstünü biliriz. Kendisinin en büyük mu’cizesi (mu’cize: Büyük peygamberler tarafından meydana getirilen olağan üstü haller. Büyük Osmanlı Lüğatı, cilt: 3, s: 1049) akıl ve kitabıdır. Ve biz başka mu’cize aramayız. Bu emeklerimizi de halkımıza bu temel gerçeği anlatmak için veriyoruz. Biz Kelime-i Şehadet ve Kelime-i Tevhit (= Tanrı birdir ve Muhammed O’nun kulu ve peygamberidir)’den gayrı Kur’an hükümlerinin zaman ve mekân ile değişebileceğini kesinlikle kabul eden, bab-ı içtihad = düşünme kapısının yeniden açılması lüzumuna katiyen inananlardanız. Geçmiş devirlere ait dinsel hükümlerin hepsinin yaşadığımız zaman içinde tatbik edileceğine asla inanamayız. Ebû Hanife, Şâfi, Maliki, Hanbeli Hazretleri’ni pek büyük ve pek muhterem olarak tanırız fakat onların yerini tutacak ve hatta onları geçecek din bilginlerinin yetişmesini bekliyoruz. Herşeyi dinden ibaret zanneden softalık düşünceleri bize hiç birşey yaptırmamıştır; ne dilimiz, ne bilim yayınlarımız, ne edebiyatımız, ne sanayimiz, ne ziraatimiz, ne sermayemiz, hiçbir şeyimiz dünyaya ulaşamadı. Garb’ın (batının) yetiştirdiği ve zamanımızı aydınlatmış şahsiyetlerden bizde kim var? Bunlara karşı bizim nemiz vardır? Ebu Suud veya Zembilli Ali Efendi’mizle onlara karşı övünebilir miyiz?Zavallı Türk! sen dünyanın dahiler ve dehaler yetiştiren bir ikliminde yaşarken yine bugün marifetçe bir hiçsin. Buna sebep nedir? Çünkü sen serbest değilsin. Seni “günah ve bid’at” zincirleri sımsıkı bağlamışlardır. Etin, kemiğin, dimağın, kanın, asabın hülasa hiçbir şeyin senin değildir.
Benim de bir tarikatım var. İsmi Medeniyet'tir. Atatürk 1925