Millî Güvenlik Kurulu 28 Şubat 1997 UYARI kararlarının bu kutsal mirasın şuuru içinde açıkladı: Vatan, sistemli, plânlı, kadrolu bir İRTİCA TEHLİKESİ'yle karşı karşıyaydı.Elinizdeki emeğin açıkladığı gerçek şudur: Türkiye'deki irtica tehlikesi, İBADETİN TÜRKÇE, bir başka deyişle KULLUK ÖDEVLERİ'mizin ANADİLİMİZLE YERİNE GETİRİLMESİNE…devamıMillî Güvenlik Kurulu 28 Şubat 1997 UYARI kararlarının bu kutsal mirasın şuuru içinde açıkladı: Vatan, sistemli, plânlı, kadrolu bir İRTİCA TEHLİKESİ'yle karşı karşıyaydı.Elinizdeki emeğin açıkladığı gerçek şudur: Türkiye'deki irtica tehlikesi, İBADETİN TÜRKÇE, bir başka deyişle KULLUK ÖDEVLERİ'mizin ANADİLİMİZLE YERİNE GETİRİLMESİNE kadar devam edecektir.Bundan gayrı bütün tedbirler, yarımyamalak, sonuçsuz, nabza göre şerbet, ne şiş yansın ne kebap eyyamcılığının, yarıyolculuğun, hazin, ürkütücü, zavallı tedbirleridir: Gizli-açık Kur'an kursları da binbir yoldan devam edecek, İmam-Hatip Okulları ihtiyacın on misli şeriat kadrolarına kadro yetiştirecektir. Çığrından çıkmış tarikatlar aynı yolun fikir yapısının doğru, dolaylı inşacısı olacaklardır. Kılık kıyafetten kafa içi terkibe kadar insanın madde ve manâda varlığı Arap kültür emperyalizminin hammaddesi olmayı sürdürecektir.ARAPÇA İBADET saltanatını sürdürdükçe, ne gerçek İslâmiyet felsefesi, ne DİN'in Tanrı'yla Kul arasında saygı, sevgi bağı, ne evrensel hümanizma mümkündür: Ad, kılık, şekil değiştirmiş Arap patentli ruhban sınıfı her fırsat ve imkânda Türk insanının vicdanına egemen olacaktır.
Meselâ, EZAN'ı ARAP'a iade ederken, rey (oy) sandığı uğruna, "- İsteyen Türkçe, isteyen Arapça okusun..." gibi bir kılıfa başvurma ayıbının her zaman olabileceğini düşünerek... Sizler EZAN'ı Arap'a iade kanununun 1950 haziranında, Millet Meclisinde Demokrat parti ile Cumhuriyet Halk Partisinin elele, kolkola, oybirliğiyle kabul edildiğini bilmiyor musunuz? Göreceksiniz: Ençok iki nesil sonra Türk insanının sağduyusu galip gelecek, bu âriyet mirasdan ulusunu arındıracaktır.
Atatürk, 23 Aralık 1930'da Menemen'de, Yedeksubay Öğretmen Kubilay'ın gerici yobazlarca şehit edilmesi üzerine: "- Hadise DİN değil DİL'dir" demişti.Evet... Bu vahşi cinayetin asıl sebebi DİN değil DİL'di: Elebaşı Derviş Mehmet, medreselerde Arapça okunan bir israiliyat kitabından yalan yanlış okuduklarını câhil halka ALLAH'IN PEYGAMBERE SON EMRİ... diye dilediği gibi yorumlamış, ardına takmış, ayaklandırmıştı. İkinci Meşrutiyet'in sekizinci yirmibirinci günü 31 Mart 1928 (13 Nisan 1909)'daki o kanlı ayaklanmada Derviş Vahdeti, Menemen'de Derviş Mehmet'in yaptığının benzeriyle İstanbul'u günlerce dehşet içinde bırakmıştı.Bugün ülkede bir değil, kaç bin Derviş Vahdeti var?
Hakikatleri bilen, kalp ve vicdanında manevî ve mukaddes hazlardan başka zevk taşımayan insanlar için ne kadar yüksek olursa olsun, maddî makamların hiç bir kıymeti yoktur."(ATATÜRK, Nutuk, sayfa: 407)