KUR’AN’INNASİH-MENSUHAYETLERİ Yeri geldiğinde okunacağı üzere Hz. Ali (rd.) Kûfe mescitlerinden birisinde vaaz eden bir sahabi’yi Kuran’ın nesheden ve neshedilen ayetlerini bilmediği için ona:"O halde sen, hem kendini ve hem de dinleyicilerini helak ediyorsun" diyerek bir daha ona vaaz verdirmemiştir. mevzua…devamıKUR’AN’INNASİH-MENSUHAYETLERİ
Yeri geldiğinde okunacağı üzere Hz. Ali (rd.) Kûfe mescitlerinden birisinde vaaz eden bir sahabi’yi Kuran’ın nesheden ve neshedilen ayetlerini bilmediği için ona:"O halde sen, hem kendini ve hem de dinleyicilerini helak ediyorsun" diyerek bir daha ona vaaz verdirmemiştir.
mevzua gözkapamış olmanın hakiki sebebi, bizdeki rüsûm uleması ve "Bab-ı içtihat (düşünce kapısı) kapanmıştır" diyen medrese mantığının NESHEDEN VE NESHEDİLEN, YANİ hükmü kaldıran ve kaldırılmış olan ayetlerin varlığı sonunda, insanımızın kafasında Kuran-ı Kerim'in hikmetlerinin, mantığının, akan zaman karşısındaki felsefesinin ve asıl "tagayyür-i ezmân ile tebeddül-i ahkâm" yani "zamanın yapı değiştirmesiyle kuralların da zamana uyması" gerçeği önünde vatandaşların, bu donmuş kafalara: "1417 senede sizler bu ebedi hakikat üzerinde neler yaptınız?" sorusunun önlerine çıkarılması korkusudur.Asıl sebep budur ve bu sebebin içinde Kuran-ı Kerim'in Tanrısal mantığının inkârı vardır.Bir mantık akışı içinde hükme varma cesaretiniz varsa o zaman görür ve anlarsınız, asıl kaygıları, bu mantık soruşturmasının sonuncu halkası olan "Türk insanının ANA sütü kadar helal hakkını, anadiliyle kulluk hakkının önünü nasıl kestin" sorusu önündeki çaresizlikleridir. Bin, onbin, hatta yüzbinlerce benzer kitap(!) larında, gusül abdestinin "makbuliyet ve meşruiyeti" adına tırnak arası, burun deliğinin başlama bitim noktaları vesaire vesaire gibi insanı dinden imandan eden birebir ayrıntı içinde ömürlerini harcayanların, böylesine Kuran-ı Kerim'in YAPISI ve TAMLIĞI bakımından vazgeçilmez mevzuu unutulmuş olması mümkün müdür?Hayır!..Saltanatlarının devamı, yani ARAPÇA'nın çatısı altında dilediklerini papağan misali nesillerimize nasara yansuru çerçevesi içinde tekelleştiren kafa, milleti taaa Mustafa Kemal’e kadar Kuran çevirisine “MEAL-ANLAM” anlamsız sözcüğünün esiri yapmıştır: Hem de kelam ilminin ordinaryüs (!) profesörlerinden BİLİM FETVASI alarak!...Bu ibret gerçeklerini kronolojik sıralamaya kalkışırsak ciltlere sığmaz.Sorunuzu duyuyor gibiyim:“Peki... Aralarında hilafeti bir nimet gibi Türk milletinin başına getirenden sonuncusuna kadar unvanları arasında “Zıll-ul-lâhi Fil-Âlem = Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi” de olan Osmanoğluları’nın hakan, halifeleri, Kuran-ı Kerim’e karşı böylesine tutum önünde ne yapmışlardır?”Hiç!..Çünkü biliyorlar ki bu KARA KUVVET, menfaatlerine dokunulduğu zaman Yeniçerilerle el ele verir, sultan başları da vücutlarından ayırır. Genç Osman’ın, Üçüncü Selim’in akıbeti ne olmuştur?