Tarihçiler, Arap kavmini dört sınıfa ayırırlar:Arab-ı Bâide. Arabistan'ın en eski halkıdır. Âd, Semûd, Tasm, Câdis gibi nesli sönmüş bir bölüm kabileleridir.Arab-ı Aribe. Kahtan in Aber'in Yemen taraflarına yayılan evlat ve torunlarıdır. Üç bin seneden fazla devam eden Himyeriye devleti bunların…devamıTarihçiler, Arap kavmini dört sınıfa ayırırlar:Arab-ı Bâide. Arabistan'ın en eski halkıdır. Âd, Semûd, Tasm, Câdis gibi nesli sönmüş bir bölüm kabileleridir.Arab-ı Aribe. Kahtan in Aber'in Yemen taraflarına yayılan evlat ve torunlarıdır. Üç bin seneden fazla devam eden Himyeriye devleti bunların neslindendir.Arab-ı Musta'rebe. Kahtan bin Aber'in oğullarından Curhumun neslinden bir cemaatin Beni İsmail ile kaynaşmasından meydana gelmiştir. Hazreti İbrahim Gedâni. Hükümdarı Nemrut ile geçinemediğinden eşi Hacer ve oğlu İsmail'i alarak Mekke'ye hicret etti. Orada Zemzem kuyusunun bulunduğu mahalde oğlunun yardımıyla üstü açık bir mabet (tapınak) yaptı. Bütün kabileleri bunu ziyarete ve içinde ibadet etmeye davet etti. Bir süre sonra Şam'a gitti. İsmail Gurhum kabilesi içinde büyüdü. İbranice'yi unuttu. Onlardan Arapça'yı öğrendiği gibi reisleri olan Mutad bin Amr'ın kızıyla da evlenip çocuklar yetiştirdi. İsrailoğulları Kâbe'nin sahipleri olduklarından zamanla kuvvetlendiler, çoğaldılar. Onlardan yetişen kabile ve aşiretlere sonradan Araplaşmış oldukları için Arab-ı Müs'tarabe adı verildi.Arab-ı Müsta'ceme. İslamiyetten sonra fetihlere başlayan Arap askerlerinin elde ettikleri yerlerin halkıyla evlenmelerinden doğan çocuklarının Arap topraklarına yerleşmeleriyle meydana gelen ve Arapça konuşan halk. Bunlar, tam bir karma topluluktu.Araplar Hazreti Muhammet'i Arap'ı Müsta'rebeden ve İsmail'in soyundan sayıyorlar. Onları bu kanaate götüren iki sebep vardır:A) İslamiyetten önce Arabistan'da iki din yaygındı. Biri İbrahim'in dini; Öteki Sabiî mezhebiydi. Sabiî aslında saf ve akla uygundu. Daha sonra putperestliğe dönüştü. İbrahim'in mezhebine Hanef, ona bağlı olanlara Hanif denirdi. Temel inancı Allah'ın birliğiydi. Peygamberimiz ilk günden bu inancın safındaydı. Amcasının oğlu Veraka bin Mevfil Tevrat ve İncil'i ezberden bilirdi. En evvel Museviliğe, sonra Hristiyanlığa girmiş, sonunda Hanifilikte karar kılmıştı. İbrahim'in dinini ihya edecek bir peygamberin dünyaya geleceğine inanıyor, bekliyordu.
B) Beni İsmail’den sonra Kâbe’nin hizmeti Curhum kabilesine, ondan Beni Huzaa’ya, ondan Kureyş kabilesine geçmişti. Kâbe korumasının uzun zaman Muhammet’in ceddi Kureyşlilere yürütülmüştü. Bu da, Muhammet’i, İbrahim ve İsmail’e bağlayan ikinci bir sebepti.Fakat bütün bunlar, Muhammet’in İsmail’in neslinden gelmiş olduğunu ispata dayanak olamaz. Hazreti Peygamber’in soyu Adnan’a kadar şöyleydi:Adnan: Bu zatın İsa’nın doğumundan altı yüzyıl önce yaşayan Babil Hükümdarı Buhtunnasır’ın çağdaşı ve Peygamberimizin hicretinden on dört yüzyıl evvel geldiği rivayet olunuyor. 2) Mead, 3) Nezar, 4) Mudar, 5) İlyas, 6) Müdrike, 7) Hüzeyme, 8) Kinane, 9) Nadir, 10) Malik 11) Fihir. Kureyş unvanını alan budur. Kendisinin ve kabilesinin çok haşin ve sert olmaları dolayısıyla, diğer deniz hayvanlarıyla beslenen Kureyş adındaki deniz canavarına benzetilmiştir. 12) Galib, 13) Lüvey, 14) Kaab, 15) Mürre, 16) Kelâh, 17) Zeyd (Buna Kusay da derler. Pederi Kelâb’ın vefatından anası tarafından Şam taraflarına gönderilerek orada büyüttüğü, Mekke’ye döndüğünde Kâbe’nin anahtarlarını elinde tutan Hüleyl’e damat oldu. Aradan kısa bir zaman geçince Hüleyl hastalandı. Kâbe’nin anahtarını kızı Hubba’ya verdi, o da bu işe kocasını vekil yaptı. Kusay o suretle ruhani ve cismani (dinsel ve dünya) iktidarını ele geçirdi. O zamana kadar Mekke çöl ortasında basit bir mabet (tapınak)ten ibaretti. Kabileler belli zamanlarda burada toplanarak dinsel törenlerin yanında alışveriş pazarı kurarlardı. Hiçbiri Mekke’de sabit şekilde yerleşmemişti. Çünkü topraklar çorak ve tarıma elverişli değildi. Kusay Beytullah (Tanrıevi)’ı yeniden yaptırdı, Mekke’yi küçük bir şehir ve ticaret merkezi haline getirtti. Kırk yıl emeklerinin başında kaldı. İSA’dan 480 yıl sonra vefat ederken, Mekke, bir din ve ticaret şehri olabilme niteliğine temelli olarak erişmişti). 18) Abdülmenaf, 19) Haşim, 20) Şeybe. "Diğer ismi Abdülmuttalib’dir. Bu lakab amcası Muttalib’den kinayedir." 21) Abdullah. babası Abdülmuttalib’in sağlığında pek genç yaşta vefat ettiğinden riyasete (başkanlığa) geçememiştir. Bu zat, Peygamberimizin babasıdır. Hazreti Muhammet, babasının ölümünden iki ay sonra doğmuştur.Arap tarihçileri, Peygamberimizin soy kütüğünü İsmail’e bağlamak için Adnan’ın Kayzar bin İsmail’in soyundan geldiğini ileri sürerler. Fakat Adnan ile Kayzar bin İsmail arasında geçen şahısların isimlerini ve bu isimle rin sırasını dosdoğru sıralayamıyorlar. ADNAN'dan İSMAİL'e doğru uzanan şecerenin (soykütüğünün) birtakım İbrani ve Haham söylentilerine ve yakıştırmalarına dayanarak hazırlandığını bazı Arap tarihçileri ve ilahiyatçıları da itiraf ediyorlar. Mesela, konu üzerinde en sahih kaynaklardan biri olan Vakıdi bu sisli durumu açıkça, Ebu Cafer Muhammet Taberi dolaylı olarak söylüyorlar. Halebi: "Adnan'dan sonra doğru bir şey yoktur. İsmail'e kadar şecereyi (soykütüğünü) yükseltmek doğru değildir" diyor. İbn-i Haldun da Hazret-i Muhammet'in Adnan'a kadar olan şeceresinin (soykütüğünün) bütün nessabların (soykütük uzmanlarının) oybirliğiyle kesin saydıkları halde Adnan'ı, İsmail bin İbrahim'e bağlayan kısmın çok şüpheli ve sisli olduğunu, bu bölüme çok söylenti ve ihtimal katıldığını, hatta bu rivayetlerde de çelişkilerin sıralandığını söyler. Hazreti Muhammet dahi ecdadını ADNAN'a kadar sayar, daha ötesi için konuşmaz, açıklama ve tahmin yapmaz, susardı. Mes'udi, Cenab-ı Peygamber'in neseb (soykütüğü) araştırmalarına ancak, Mead bin Adnan'a kadar müsaade etmiş, daha ileriye gidilmesini istememiş olduğunu söylüyor. İbn-i Dureid der ki "Peygamber, Adnan neslinden geldiğini ve nessabların (soykütüğü uzmanlarının) Adnan'dan evvelki şeylerde yalan söylediklerini beyan etti. İsimlerin kaffesi (tümü, hepsi) Süryanicedir. Vazıh (açık) değildir." İbn-i Saad, "Şecereyi, Mead bin Adnan ile bitirip, İbrahim bin İsmail'e çıkan kısmı reddedebiliriz. Bunlar, Yahudilerden alınmıştır. Bu şecere (soykütüğü) doğru olsaydı. Onu, Resulullah'tan daha iyi takdir eden bulunmazdı" cümleleriyle kanaatini açıklıyor.Ebül Fida'nın anlattığına göre İbrahim'in ve oğlu İsmail'in Mekke'ye gelişleri, Peygamberimizin Medine'ye gelişlerinden 2793 sene öncedir. ADNAN'ın bu hicretten 1400 yıl önce yaşadığını bütün tarihçiler kabul etmektedirler. Şu halde İsmail ile Adnan arasında 1393 sene geçmiş oluyor. İbn-ül Kelbi ile İbn-i Haldun ADNAN ile İSMAİL arasında kırk isim bulunduğunu söylemektedirler. Ömer Rıza Doğrul da (doğumu 1893 - ölümü 1952) Adnan'ın İsmail'den kırk batın (kuşak) sonra dünyaya geldiğini söylemektedir. Bu nedenlerle şu 1393 seneyi dolduran ve kırk nesli (kuşağı) derleyen kimseleri, soykütüğünün noksan halkaları olarak görmek durumundayız. Bunların şahsiyetinin bilinmezliği içinde ortaya atılan İbrani isimlerin asılsız ve yakıştırmacılığı zan sınırını aşıyor, başkaca seçeneği olmayan gerçek olarak ortaya çıkıyor. Bu görüntüler içinde ADNAN'ın İSMAİL'e yapıştırılmasını hayali bir menkıbe (iyi yorum) saymaya mecburuz.ADNAN'ın ve kabilesinin ırk (soy) olarak İbrani olmadığı şu suretle anlaşılmasından sonra bunun aslını ve nereden Hicaz'a geldiğini arayıp