FECR SURESİ Hakkıyçin şu sabah ağartısını, Gecenin kaybolan karartısını, Yıldızların sönen parıltısını; Bir düsün: Allah'ın ne yaptığı Ad'a, Irem'e ki boy atardı semada, O sehre ki eşi yoktu dünyada Semud'a ki saray oyardı dağda, Firavn'a tek hakimdi o çağda. Onlar…devamıFECR SURESİ
Hakkıyçin şu sabah ağartısını, Gecenin kaybolan karartısını, Yıldızların sönen parıltısını;
Bir düsün: Allah'ın ne yaptığı Ad'a, Irem'e ki boy atardı semada, O sehre ki eşi yoktu dünyada Semud'a ki saray oyardı dağda, Firavn'a tek hakimdi o çağda.
Onlar kulluklarını unutup azdılar da Yediler, Rabbin gazap kamçısını ard-arda!
Allah ki, gün gelmeyip kesmeyip yollarını Gözetler ta yukardan ta içerden kullarını; Allah ki, insanlara açmış kollarını Onları hayat boyu büyütür, dener, sinar.
İnsana, nankör, yitik, ne bir yoksulu anar Ne kimsesiz yoksulu bulup derdiyle yanar; Cok kere ummadığı hazır mirasa konar, Harcar da onun son meteliğe dek Düşünmez fakire biraz pay gerek; Düşer yarasaca karanlıklara Malının üstüne kanat gererek. Gün gelip gökyüzü göz göz olunca, Cehennem bir ateş deniz olunca., Yeryüzü yamyassı dümdüz olunca, Aklını başına toplar ya insan Ne çare çok geçtir artık o zaman! Döver dizlerini, döver durmadan: "Eyvah bu gafletten ne geç aymışım! Ah keşke vaktinde anlasaymışım!" Söylenir, çırpınır, kıvrana-yana; Tanı, öylesine kıyar ki ona Çekeceği azap hiç ermez sona... Sen en iyi insan, sen ey mutlu can, Vicdanında huzur, kalbinde iman; Şüpheden vaktiyle sıyrılmış olan; Tanrıya sığınan, rızkına kanan! Yüzün var çıkmaya benim karşıma; Makamın cennettir, korku taşıma!
İNŞİRAH SURESİ
Biz senin gönlünü şenletmedik mi?
Sırtındaki yükü hafifletmedik mi? Bükmüyor muydu o yük belini? Adını sanını yüceltmedik mi?.. Her zorlukta bir kolaylık var elbet; Artır başarını, Tanrıya şükret
ZİLZAL SURESİ
Bir olunca yerin yokuşu düzü, Depreniverince bütün yeryüzü, Ağırlıklarını silkince toprak; Yaşayanlar, çırpınacak, şaşacak. Dünyanın kaderi gelecek dile; Vuracak cesetler dışa, sahile; Hayattan hesaba geçmiş nesi var Doğrulup görecek ölmüş olanlar. Hayr işleyen o gün hayre erecek, Şer işleyen şer ne imiş görecek!
ASR SURESİ
Günün omuzlara çöktüğü saat; Yorulmuş insanın, hayat yükünü Söyleyene yüksüne çektiği saat. O vakit de sever inanan yürek, Çevresine sabrı sağlık vererek
MAUN SURESİ
Yazık: gösterişçin namaz kılana Yoksula yardımdan uzak kalana; Öksüzü hər görüp azarlayana; Ödünç vermeyi de ayıp sayana! Onun nasibi yok imandan yana.
LEYL SURESİ
And olsun şu işıyan güne, inen geceye Ve erkeği dişiyi yaratan en yüceye: Kötülağa hor gören, gerçek inana eren, Bir şey tanımayacak sonunda engel diye.
Gerçeğin inkarcısı, cimri, para düşkünü Görecek ne çetinmiş ne yamanmış son günü Imdada gelemeyince ne parasi, ne mali.
Ta baştan gösterdikti biz ona çıkar yolu, Bizim emrimizdedir dünya da ahiret de. Kötüler cehennemde yanacaklar elbette
Bir kul ki vardım sever, bir kul ki hakkı tanır, Karşılık beklemeden iyilik yapar her sabah: Yüreği bu sayede arınır, aydınlanır; İşte böyle kulundan razıdır elbet Allah...
KADR SURESİ
Kur'an, Kadir Gecesi'nde inmiştir. Hayırlı işler için indikleri gecedir.
Bildin mi ki Kadir Gecesi nedir? Bir gece ki bin gündüzden yücedir. Tanrının buyruğuyla, ruhların, meleklerin,
Ve bu gezinti bütün gece süresincedir.
Yeridir bu geceye imrense binbir fecir!
YASİN SURESİ
Yasin
Kur'anın hükmü kesin: Sen Rabbin arza elçi gönderdiklerindensin; Doğru yol üstündesin;
Ataları önderden yoksun bir toplum için
Ilk uyarmadır sesin. Varsın yitikler senin sözünü dinlemesin, Kader zincirlerini boynunda sürüklesin; Sen Kur'an'a uyanı Allah'ını sayanı Tam uyarmış demeksin Ona müjdele, de ki: -Mükafat göreceksin; Cennete gireceksin. Insanoğlu ne yapmış, ne yapacak biliriz; Hesabını sormaya ölüyü diriltiriz; Herşeyi yazdık, çizdik, kestirdik önceden biz. Anlatsana, o şehrin başına gelenleri:
Gönderdik ya onları biz iki Peygamberi; Baktık ki inanan yok, bir üçüncü gönderdik, Islah olsunlar diye imkan verdik, yol verdik; Yine inkâr ettiler, kötülüğe gittiler, Güldüler, söylendiler "Ne demekmiş Peygamber?" "Biz haktan gönderildik" dediler bizimkiler; Onlar yine güldüler, söğdüler dizi dizi - Uğursuzlar, defolun, yoksa taşlarız sizi Yüzünüzden yağıyor, başımıza belalar. - Bizlersiz başınıza daha çok gelecek var; Uğur, öğüt bizdendir;
Uğursuzluk sizdendir! Böyle tartışırlarken şehrin ucundan biri Geldi soluk soluğa, gür sesle şöyle dedi: - "Bu, ne hiyle ne oyun. Hemen bunlara uyun; Bunlardır hak Peygamber, Ne kandırırlar sizi Ne bir ücret isterler! O sesi duydum madem Durabilir miyim ben Rabbe kulluk etmeden: O'dur bizi halk eden; Bizler hep O'ndan gelip Ergeç, hep O'na giden.
Hangi akılla başka birine tapayım ben? Allah'sa eğer bana zarar vermek isteyen.
Hangi putun, fayda var hangi şefaatinden. Rabbe bel bağladım ben,
Benim sözümü duyun: Bunlara uyun hemen, Hadi bunlara uyun!.."
Yine homurdanmaya, kızmaya başladılar; Canını verenedek onu da taşladılar.
Aldık onu cennete Hala sızlanıyordu
"Ne olur kavmim de erseydi bu izzete.."
O kavme ne bir ordu, ne sel, ne de zelzele: kükreme!
Sadece bir Ödleri patlayarak serildiler yerlere... Nice toplum, bu çeşit akibeti haketti, Onları gazabımız helak etti, yok etti.
Dünyadan nice kavmi sildik biz kaç kereler; Hepsi huzurumuzda hesap vermek üzreler... Meydandayken: Toprağa hayat getirdiğimiz, Tane bitirdiğimiz, Meyva yetirdiğimiz, Yerlere çeşit çeşit tohumlar attığımız, Yerlerde gürül gürül sular akıttığımız, Yine mi farketmezler, Doğru yola gitmezler, Yine mi şükretmezler? Bizdeki eşsiz güce Belgedir gündüz-gece;
Karanlıkta dinlenir, ışıkta çalışırlar; İnsanlar yaşamaya böylece alışırlar.
Öylece gece olur ki, Ay büyür kaderince, Sonra bir de bakarsın, hurma dalından ince; Ne güneş, yetişir de kararır ayın yüzü; Ne gece bir an için geçebilir gündüzü:
Hepsi de gökyüzünde
Yüzer kendi izinde.
Görseler bunlardan da üstün belgeler vardı: Bitkiler-Hayvanlarla boğulup kalırlardı Tufanda hepsine bir gemiye yüklernesek; Imdada kim gelirdi biz boğmayı dilesek? Her haliyle borçludur şu insanoğlu bize; Yaşayıp geçinmesi bağlı takdirinize... Sonradan görmelere biri dese insanca "Allah'ın verdiğinden kula verin bir parça" "Rab dilese doyururdu kendisi" Derler ki "Bir tek biz mi olalım her açın efendisi?" Bu, bir saçma bahane; bir açık sapıtmadır.
"Sonunda hayır vardır" deseniz, cevap hazır: "Görmedik biz bu va'din geldiğini yerine! Örnek oladursunlar onlar birbirlerine; Gün geldi mi bir emir, Bir davranış elverir; Uykudan kalkmış gibi kalkıp kabirlerinden; "Kim uyandırdı?" diye sorarlar birbirinden. O gün Rabbin kurduğu mahkemeye girilir; Herkese yaptığının karşılığı verilir; İyiler, şevk içinde, gider, cennete konar; Tanrının sesi, canı serinleten bir pınar, Çağıldar başlarının ucunda: "selam size!" Aynı ses gür ve korkunç: "Suçlular! gelsenize." "Şeytana uydunuzdu dünyada, birçok işte, Size uygun düşen yer: Cehennem budur işte!" Ağızları mühürlü, kitilenmiş dilleri Ne inkâra mecal var, ne tev'ile boş yere; Bir bir tanıklık eder ayakları, elleri, Derler "Bizi kullandı şu şu kötülüklere!" İsteseydik onları çarpardık yaşarken de; Çıkmazdı içlerinden konuşan da, gören de... Niye O'na uymazlar, aslını düşünmezler: Ne sihirbaz, ne şair; O sadece peygamber. Ne söylemişse çıkar, bir belirli zamanda, Herşeyi açıklayan, öğüt veren Kur'anda, Binbir bağıştan biri yeter, hatırlasalar,
Insan için halkoldu, süt ve et veren davar, Hala nankör ve gafil, ona bile taparlar. Cansız veya ölümlü, putun da ne hükmü var? Üzülme ya Muhammed! Cabaları nafile... Bir eski mezar görse bir münkkir gelir dile "Bu mu dirilecekmiş? Bir avuç kemik kaldı!" Hey bir damla pıhtıdan yaratılan zavallı! Seni öyle var eden, bunu diriltir elbet: Yesil ağaçtan kızıl ateş yaratan kuvvet... Cümle yaratıkları, yeri-göğü var eden; Kemikten yeni insan türetemezmiş, neden? O, herşeyi yaratan, gören, bilen, bildiren; Ol deyinci olduran, öl deyinci öldüren. Onunla var oldunuz, onunla gerçeksiniz. Ondan kopup geldiniz. O'na döneceksiniz.
BAKARA SURESİ AYET-EL-KÜRSİ
Yoktur başka tapacak bir tek Allah var ancak: İçinde uyanıktır; Her şeyine tanıktır; Şaşırıp sorma: Nerde? Her yerde, hiçbir yerde! Ne dalar ne uyuklar; Her an her yerde hazır;
Her işte takdiri var. O'nundur, O'nunladır Yerde-gökte ne varsa; Şefaat mümkün ancak O'ndan izin çıkarsa... Köyünde-yurdundaki Önünde-ardındaki Neyse insan oğlunun, Hepsi elinde onun. Gerçekleşir sadece
O'nun "olsun" dediği; Birşey yok yerde-gökte Allah'ın bilmediği.
Dinlenip uyulacak ne kalıyor geride; Kürsüsü, yerleri de kaplamış gökleri de! Kavrıyor denetliyor, kolluyor göğü-yeri... Bir olmaz sapıtanla inananın değeri; Eli böğründe kalır sapıtan-oyalanan; Kopmayacak bir kulpla yapışmıştır inanan.
Allah ki doğruların dostudur, önderidir; Onları karanlıktan aydınlığa iletir.