YASİN SURESİ Yasin Kur'an'ın hükmü kesin! Sen Rabbin arza elçi gönderdiklerindensin; Doğru yol üstündesin; Ataları önderden yoksun bir toplum için İlk uyarmadır sesin. Varsın yitikler senin sözünü dinlemesin, Kader zincirlerini boynunda sürüklesin; Sen Kur'ana uyanı Allah'ını sayanı Tam uyarmış demeksin.…devamıYASİN SURESİ
Yasin
Kur'an'ın hükmü kesin! Sen Rabbin arza elçi gönderdiklerindensin; Doğru yol üstündesin;
Ataları önderden yoksun bir toplum için İlk uyarmadır sesin.
Varsın yitikler senin sözünü dinlemesin, Kader zincirlerini boynunda sürüklesin;
Sen Kur'ana uyanı Allah'ını sayanı Tam uyarmış demeksin.
Ona müjdele, de ki:
Mükafat göreceksin; Murada ereceksin;
Cennete gireceksin İnsanoğlu ne yapmış, ne yapacak biliriz; Hesabını sormaya ölüyü dirildiriz;
Her şeyi yazdık, çizdik, kestirdik önceden biz.
Anlatsana, o şehrin başına gelenleri: Gönderdik ya onları biz iki Peygamberi; Baktık ki inanan yok, bir üçüncü gönderdik, Islah olsunlar diye imkân verdik, yolverdik;
Yine inkâr ettiler, kötülüğe gittiler, Güldüler, söylendiler "Ne demekmiş Peygamber
"Biz haktan gönderildik dediler bizimkiler:
Onlar yine güldüler, söğdüler dizi dizi Uğursuzlar, defolun, yoksa taşlarız sizi Yüzünüzden yağıyor, başımıza belalar.
Bizlersiz başınıza daha çok gelecek var; Uğur, öğüt bizdendir; Uğursuzluk sizdendir! Böyle tartışırlarken şehrin ucundan bizi Geldi soluk soluğa, gür sesle şöyle dedi:
"Bu, ne hile ne oyun. Hemen bunlara uyun; Bunlardır hak Peygamber, Ne kandırırlar sizi Ne bir ücret isterler! O sesi duydum madem Durabilir miyim ben Rabbe kulluk etmeden: Odur bizi halk eden; Bizler hep ondan gelip Er geç, hep ona giden.
Hangi akılla başka birine tapayım ben? Allah'sa eğer bana zarar vermek isteyen Hangi putun, fayda var hangi şefaatinden?
Rabbe bel bağladım ben, Benim sözümü duyun; Bunlara uyun hemen, Hadi bunlara uyun!.."
Yine homurdanmaya, kızmaya başladılar; Canını verene dek onu da taşladılar. Aldık onu cennete Hâlâ sızlanıyordu "Ne olur kavmim de erseydi bu izzete..."
O kavme ne bir ordu, ne sel, ne de zelzele;
Sadece bir kükreme!
Ödleri patlayarak serildiler yerlere... Nice toplum, bu çeşit akıbeti hakketti, Onları gazabımız helak etti, yok etti. Dünyadan nice kavmi sildik biz kaç kereler;
Hepsi huzurumuzda hesap vermek üzreler... Meydandayken: Toprağa hayat getirdiğimiz,
Tane bitirdiğimiz, Meyva yetirdiğimiz, Yerlere çeşit çeşit tohumlar attığımız, Yerlerde gürül gürül sular akıttığımız, Yine mi farketmezler, Doğru yola gitmezler, Yine mi şükretmezler? Bizdeki eşsiz güce Belgedir gündüz-gece; Karanlıkta dinlenir, ışıkta çalışırlar; İnsanlar yaşamaya böylece alışırlar. Öylece gece olur ki, ay büyür kaderince, Sonra, bir de bakarsın, hurma dalından ince; Ne güneş, yetişir de kararır ayın yüzü; Ne gece bir an için geçebilir gündüzü: Hepsi de gökyüzünde Yüzer kendi izinde. Görseler bunlardan da üstün belgeler vardıy Bitkiler - hayvanlarla boğulup kalırlardı Tufanda hepsini bir gemiye yüklemesek İmdada kim gelirdi biz boğmayı dilesek? Her haliyle borçludur şu insan oğlu bize; Yaşayıp geçinmesi bağlı takdirimize... Sonradan görmelere biri dese insanca "Allah'ın verdiğinden kula verin/bir parça" Derler ki "Rab dilese doyururdu kendisi" Bir tek biz mi olalım her açın efendisi?" Bu, bir saçma bahane; bir açık sapıtmadır. "Sonunda hayır vardır" deşeniz, cevap hazır: "Görmedik biz bu va'din geldiğini yerine!" Örnek oladursunlar onlar birbirlerine; Gün geldi mi bir emir, Bir davranış elverir; Uykudan kalkmış gibi kalkıp kabirlerinden; "Kim uyandırdı?" diye sorarlar birbirinden.
O gün Rabbin kurduğu mahkemeye girilir; Herkese yaptığının karşılığı verilir; İyiler, şevk içinde, gider, cennete konar; Tann'nın sesi, canı serinleten bir pınar, Çağıldar başlarının ucunda: "Selam size!"
Aynı ses gür ve korkunç: "Suçlular! Gelsenize "Şeytana uydunuzdu dünyada, birçok işte, Size uygun düşen yer: Cehennem budur işte!"
Ağızları mühürlü, kilitlenmiş dilleri Ne inkâra mecal var, ne te'vile boş yere; Bir bir tanıklık eder ayakları, eleri, Derler, "Bizi kullandı şu şu kötülüklere!" İsteseydik onları çarpardık yaşarken de; Çıkmazdı içlerinden konuşan da, gören de... Niye O'na uymazlar, aslını düşünmezler:
Ne sihirbaz, ne şair; O sadece Peygamber. Ne söylemişse çıkar, bir belirli zamanda, Her şeyi açıklayan, öğüt veren Kur'an'da, Binbir bağıştan biri yeter, hatırlasalar, İnsan için halkoldu, süt ve et veren davar; Hālā nankör ve gâfil, ona bile taparlar.
Cansız veya ölümlü, putun da ne hükmü var?
Üzülme ya Muhammed! Çabaları nafile... Bir eski mezar görse bir münkir gelir dile "Bu mu dirilecekmiş? Bir avuç kemik kaldı!"
Hey bir damla pıhtıdan yaratılan zavallı! Seni öyle var eden, bunu diriltir elbet: Yeşil ağaçtan kızıl ateş yaratan kuvvet... Cümle yarattıkları, yeri-göğü var eden; Kemikten yeni insan türetemezmiş, neden? O, her şeyi yaratan, gören, bilen, bildiren; Ol deyince olduran, öl deyince öldüren. Onunla var oldunuz, onunla gerçeksiniz, Ondan kopup geldiniz, O'na döneceksiniz.
(B.K. ÇAĞLAR)