Mutlu olmak kendiliğinden olan bir şey değildir. Çaba ister. Bu yüzdendir ki Russell kitabın adını Mutlu Olma Sanatı koyar. Çünkü mutlu olmak bir sanattır. Tabii ki bu kitap, ne durumda olursan ol bir şekilde mutlu olursun, mutluluk kendi seçimin saçmalıklarına…devamıMutlu olmak kendiliğinden olan bir şey değildir. Çaba ister. Bu yüzdendir ki Russell kitabın adını Mutlu Olma Sanatı koyar. Çünkü mutlu olmak bir sanattır. Tabii ki bu kitap, ne durumda olursan ol bir şekilde mutlu olursun, mutluluk kendi seçimin saçmalıklarına girmiyor. Çocuğunu kaybetmiş bir anneye mutlu olmayı seçebilirsin diyemezsiniz. Russell'ın kitabın başında da belirttiği gibi bu kitap genel olarak büyük kayıplar yaşamamış, belli bir hayat şartını idame ettiren ama buna rağmen mutlu olmayan kişiler için yazılmış.
Russell'ın mutluluğa bakış açısı çok ilgi çekici. Ona göre mutlu olabilmek için ilgimizi içimize değil, dış dünyaya vermeliyiz. Peki, ilgimizi nasıl dış dünyaya vereceğiz? Bunun iki yolu var. Birincisi, bu ilgiyi insanlara yansıtmak. Bunu da onları karşılık beklemeden severek, anlamaya çalışarak, karakterlerini inceleyerek başarmış olacağız. İkincisi ise ilgi alanlarımıza yönelerek. Tarih olur, resim yapmak olur, sizin dikkatinizi içinizden dışarı çeken ve size keyif veren herhangi bir alan. Russell'ın kendi hayatında bunu uyguladığını da görüyoruz aslında. Çok yönlü biri. Tarih, felsefe ve matematik gibi konularda derin bilgisi var ve bunları birbirleriyle ilişkilendirme konusunda çok iyi. (Özellikle bu özelliğini Batı Felsefesi Tarihi kitaplarında çok iyi gördüm, felsefeye ilginiz varsa öneririm.) Çoğumuzun ilgisi ve odağı içe dönük. Bunu biraz kendimi de eleştirmek için söylüyorum aslında. Biriyle ilk tanıştığımızda onu daha iyi tanımaya çalışmaktan çok bizim hakkımızda ne düşündüğünü merak ediyoruz. Birisiyle konuşurken dinlemek yerine ne söyleyeceğimize odaklanıyoruz. Bu yüzden bu kadar insanın yalnız ve anlaşılmamış hissetmesi çok doğal.
"Mutlu insan dış dünyada yaşar; özgür sevgileri ve geniş ilgileri vardır; mutluluğunu bu ilgilerden, bu sevgilerden ve bunların onu başkaları için sevimli ve ilgi çekici yapması gerçeğinden sağlar. Sevilmek mutluluğa neden olabilir, ama sevilmek isteyen mutlaka sevilecek değildir. Geniş anlamıyla söylenecek olursa, sevilen, sevendir."
Bu kitapta en sevdiğim bölüm ise sevgi bölümüydü. Russell'a göre hayattan keyif almamanın en temel sebeplerinden biri sevilmediğine inanmaktır. Buna inanan kişi, sevilmek için daha fazla özveride bulunup insanların kendinden uzaklaşmasına sebep olacaktır. Fedakârlık ve fazla özverinin bence de sevgide yeri yok. Karşıdaki kişiyi kontrol etme isteğinin bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Fedakârlık yapana öfke, yapılana ise yük olur. İnsan her şeyden önce kendini önceliklendirmeli. Sevgiyi bir kurtarıcı olarak da görmemeliyiz. Biri gelip geçmiş yaşantımızdaki mutsuzluklarımızı, yaralarımızı, güvensizliklerimizi gidermez. Ne kadar kendimiz bunları aşarsak, o zaman ilişkilerimiz de düzene girecek aslında. Güvenmeyi bilmek gerekiyor.
"Önlemin bütün türleri arasında gerçek mutluluğa en fazla engel olanı, aşkta önlemdir."
Kitap iki kısım ve on yedi bölümden oluşuyor. İlk kısımda mutsuzluk nedenlerini, ikinci kısımda ise mutluluk nedenlerini anlatıyor. İlk kısmı, birinci bölüm hariç, beni pek tatmin etmedi. Psikolojiye, kişisel gelişime ilgili biriyseniz zaten biliyorsunuzdur ilk kısımda anlatılanları. İkinci kısım ise beni tatmin etti. İlgi çekiciydi. Yorucu bir dili de yok, herkes rahatlıkla okuyabilir. Mutsuzluğu romantize etmeyen, mutluluğu önceliklendiren, “hayatı nasıl daha keyif alarak yaşarım?” sorularına odaklanan bir kitap bakıyorsanız tam size göre.