Epey kaliteli bir film. Oyuncu kadrosu çok kuvvetli. En basitinden Dolunay Soysert hizmetçi rolünde. Bunu biraz Lea Seydoux'nun Grand Budapest Hotel'deki rolüne benzettim tip olarak. Onun ekran süresi nispeten daha fazlaydı tabii. Yer yer de Remains of the Day'e benzettiğim…devamıEpey kaliteli bir film. Oyuncu kadrosu çok kuvvetli. En basitinden Dolunay Soysert hizmetçi rolünde. Bunu biraz Lea Seydoux'nun Grand Budapest Hotel'deki rolüne benzettim tip olarak. Onun ekran süresi nispeten daha fazlaydı tabii. Yer yer de Remains of the Day'e benzettiğim yerler oldu. O da tabii çok hoşuma gitti ama filmin en büyük sıkıntısı muhteviyatından öte cilası. Yani 99 yapımı bir filmin de restorasyonunu bi yapıverin be kardeşim. 50 yapımı Kurosawa filmlerini bundan daha canlı seyretme imkanımız var. Hatta Einsentein'ın daha 2.Cihan Harbi devam ederken çektiği İvan filmini bile bundan daha kaliteli izledim. Ayıptır.
Ben Türk film dünyasını genel olarak ölü imiş gibi gören biriyim bilhassa bu tarz dönem filmi anlamında. Ama bu film beni bu bakımdan şaşırttı ve tabii memnun oldum buna. Yakın dönem, film yapmak için inanılmaz bir genişlik sunuyor ama bunu adam akıllı yansıtan benim gördüğüm çok iş yok. Allah'tan 32.Gün belgeselleri var. Merhum Birand olmasa sanki Erken Cumhuriyet'ten buraya ışınlanmışız gibi bir intiba oluşuyor. Halbuki Türkiye her on yıl inanılmaz dönüşümler geçirmiş. Ama bu sinemaya hiçbir şekilde kuvvetli şekilde yansıtılmıyor. Mesela Taxi Driver'ı izlediğinde 70'lerin Amerika'sına ve o ortama mesela bizim Yeşilçam sinemasının sunduğu 70'lerin Türkiye'sinden çok daha kolay intibak edebiliyorsun. Yahut The Last Emperor'ı izlediğinde 1910'lardan 60'lara kadar Çin hakkında önünde muazzam bir panorama sunuluyor. Bizde bunun muadili sayılabilecek bir iş yok. Merhum Kemal Tahir romanlarında bunu parça parça da olsa 1890'lardan 1940'lara kadar ekseriya muvaffakiyetle yapardı. Ama gene bunun da sinemada karşılığı yok. Adamcağızın Yorgun Savaşçı'sından uyarlanan diziyi bile 12 Eylül'de yaktılar. Ama bu bir istisna olmuş.
Filmle ilgili hiçbir şey yazmadım adam akıllı hahahah. Script iyi yazılmış gayet, lüzumsuz bir şey pek yok. 40'larda gayrimüslimlerin ahvalini iyi işlemiş. Ulus devlete doğru giderken asıl unsurun haricinde kalanlar her yerde zorluk yaşar ama yani Osmanlı sonrası Balkan devletlerinde bu tarz sorunlar hep yaşandı. En son hatırladığım Bosnalıların uğradığı cefa, 89'da Jirkov'un Bulgaristan'dan bizim Türkleri kovması vs. 2.Cihan Harbi sırasında Türkiye'nin de 42-43'e kadar Almanya'nın kuvvetli olduğu zamanlara kadar kendi "beşinci kol"larına karşı giriştiği işler oldu. Bunlardan biri de filmin mevzubahis ettiği Varlık Vergisi elbette. 1955 6-7 Eylül'ü gibi bu da Türkiye'nin kara lekelerinden biri açıkça. Bunun sinemaya aktarılmasından çekinmenin de bir manası yok. Hiçbir milletin mazisi pirüpak olmaz zaten sonuçta. Vergiyi ödeyemeyenlerin Aşkale'ye sürgüne yollanması falan tam bir rezillik.
Zafer Alagöz karaborsacı "Hacı ağa" tiplemesine baya uymuş. Herif böyle dalavereci, şerefsiz tipleri iyi kıvırıyor. Güven Kıraç'ı da Karagöz Hacivat Neden Öldürüldü'den severim. Pervane rolüne cuk oturan bir oyuncuydu. Hülya Avşar da tahmin ettiğim kadar kötü görünmedi gözüme. Derya Alabora, Sühan Olcay da acayip güzel hatunlarmış ya. Hoş 360p'de çok bir şey fark edilmiyor ama.
"Siz dönmesiniz kardeşim. O yüzden de gayrimüslimlere tatbik edilen vergi tahakkuk etmiş" lafını duyunca adamın suratı..
Filmin müziği de çok iyi ayrıca. Ama gene gidip Propaganda'da hiç alakasız Rafet el Orman'a bağlamaları gibi bunda da Yavuz Bingöl'e bağlamışlar. Sarı gelin türküsü üzerinden falan. Ya ne gereği var böyle uyduruk işlere Allah aşkına? Ulan 5 yıldız verecektim bunun için vazgeçtim. Böyle sırf o gün için meşhur olan şeylere gönderme yaparsan filmin kalıcılığını azaltırsın olsa olsa.